Yazı

Hey gidi Mehmet Onbaşı
Hey gidi Mehmet Onbaşı 

İbrahim Becer

Hey gidi Mehmet Onbaşı

Oktay Rıfat’ın bir şiiri vardır, belki bilirsiniz:
“Allahım, nedir benim bu çilem!
Hesap bilmem muhasebede memurum,
En sevdiğim yemek imambayıldı dokunur,
Bir kız tanırım çilli,
Ben onu severim, O Beni sevmez…”
Ömrüm ifrat ile tefrit arasında geçti. “Kozmopolit çevre” tarifi Bende hayat bulmadıysa kimsede bulamaz. Sol Görüşün en uç noktasına savrulup ömrünün yarısını hapislerde geçiren ama onurundan zerre kadar taviz vermeyen insanlarla da yolum kesişti, benimle aynı zamanlarda dağa çıkmış (karşı taraftan) insanlarla da.
Camiler ve Onun cemaatiyle her daim ilişkim sıkı fıkıdır, gel gör ki alkol kullanmadığım halde, rakı sofrasına kolayla da eşlik ettiğim çoktur. En son iki gece önce Hocamın davetlisiydim.
O işin de kendine has raconu olduğunu sonradan öğrendim. Kendine has bir sürü ritüele sahipmiş rakı sofrası. Oturduğun gibi kalkacakmışsın, ağzınla içecekmişsin…
Kadeh tokuşturmak bile bir sanatmış meğer. Karşındaki senden büyükse kadehin altına vurmak gerekiyormuş. Mezesiz içilmezmiş rakı mesela; en büyük mezesi de balık ve muhabbetmiş.
Bir gün elimde balık eve giderken gececi bir arkadaş görmüştü de sormuştu balığı ne yapacağımı. Yiyeceğim deyince de başını sallayarak: “İbo gel vazgeç bu sevdadan mundar edersin sen onu. Balık rakısız giderse içeride ağlar” demişti.
Kısa bir hoşbeşten sonra Ben evime kola eşliğinde balık yemeğe, kendisi de Meyhaneye demlenmeye gitti.
İzmir’de DTP konvoyuna saldırı falan olmuştu geçen aylarda hatırlarsınız. Hatta Rasim Ozan Kütahyalı “Faşist İzmir” diye itham edici bir yazı da yazmıştı. O konvoydaki bir arkadaşım aradı gecesi ve gülerek şöyle dedi: “Lan İbo, üçüncü kattan tepemize tüp attınız, hani kardeş olmuştuk?”
Onunla da yakın bir tarihte Şirince de kahvaltı için sözleşip ayrıldık. Çünkü bizim dünyamız bambaşka. Biz her şeyden önce dostuz…
Hazreti Ali (KAV)’nin bir sözü vardır ki çok hoşuma gider: “Kişi, bilmediğinin düşmanıdır” der. Ya da bu kadar özlü olmasa da bir benzeri var: “Ceviz, içindekini bilmeyenler için kabuktan ibarettir”.
Bakın, bu Ülkede Bizi yıllarca farklılıklarımızla korkuttular. Bir taraf olmaya ittiler Hepimizi. Bu iş için sloganlar üretildi, hatırlayın: “Yanımızda değilsen karşımızdasın” veya “taraf olmayan bertaraf olur” gibisinden.
Ben, namazın herhangi bir bölümünde, rükûda, secdede veya kıyamda aklından devleti nasıl yıkarım da şeriatı getiririm diye düşünen bir insan olduğunu düşünemiyorum. Öyle olsaydı namaz çıkışı bu cemaatin ekserisiyle tanışıklığım var muhabbeti geçerdi. Oysa ki en son, kendisini tanımaktan büyük onur duyduğum Garip Osman’la oturduk ve bana hayatını anlattı. Zevkle de dinledim.
Yıllarca bu Ülkede Garip Osman’ı mürteci ve yobaz diye tanıttılar Bize. Hadi Size kıyağım olsun şu mübarek Gazeteciler Günü arifesinde, araştırmacı gazetecilik yaptım. Garip Osman’ın Devletle bir sorunu yok. Hatta elinde matbu bir eylem planı bile yok. Bildiğin emekli, namazında, niyazında bir cümbüş ustası.
Üniversite yıllarından hatırlarım; Solcular, genelde Ülkücüleri kastederek “Kahrolsun Faşizm” diye bağırırlardı. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun bilenler bilir, bilmeyenlere de Bilenler anlatsın hangi aklı başında insan evladı Mehmet Onbaşı’yla, faşizmi yan yana koyar?
Normal şartlar altında bu yazının bağlanması gerek ama bu sefer de dağınık kalsın.
Aslolan, Mehmet Onbaşı çok büyük adamdı, keza Garip Osman da öyle.
Ne Garip Osman’dan yobaz olur ne Mehmet Onbaşı’dan Faşist olur. Bu adamlardan olsa olsa adam gibi adam olur.
Hey gidi Mehmet Onbaşı, yattığın yer cennet olsun…


10 Ocak 2010  00:21:32 - Okuma: (631)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik