Yazı

İletişimdeki Hızlı Gelişme
İletişimdeki Hızlı Gelişme 

Özcan Nevres

Geçmişte haberleşmenin en önemli aracı olan telefonlarda iletişim üç tür santralden sağlanırdı.

 
Manüel santrallerde iletişimi santral operatörleri arayan ile arananın fiş yuvalarına, ucunda fiş olan kordonların fişleri sokularak bağlanmalarını sağlarlardı. Şehirler arası aramalarda ise arayana ait etiket tutulur. Görüşme sağlandığı anda başlangıç saati yazılır. Görüşme hangi saatte biterse o saat de fişe yazılır kaç dakika görüşüldüyse bedeli fişe yazılırdı. Yarım otomatiklerde şehir içi görüşmeler otomatik olarak yapılırdı. Şehirler arası görüşmelerde ise iş yine operatörlere düşerdi. Tam otomatiklerde ise insan gücü gerekmezdi. Tam otomatik santrallerde en büyük sorun bina sorunuydu. Zira otomatik santral kurulumu için binanın en az altı buçuk metre yükseklikte olması gerekiyordu.
O dönemde şehirler arası bağlantı için İzmir ile Menemen arasında biri Foça ile ortak kullanılma hakkıyla dört hat vardı. Bu dört hat görüşmelerin yoğun olduğu saatlerde çok yetersiz kalırdı. Şehirler arası bir aramada arayan aradığı kişiye ulaşabilmesi için saatlerce beklemesi gerekiyordu. Bir gün İstanbul'da Menemen'deki banka hesabımdan para çekebilmek için tam üç gün bekledim. Banka memuresi Menemen'in küçük bir yer olduğunu, bu nedenle provizyon almanın çok zor olduğunu söyleyince, bir daha provizyon yazdırır mısınız dedim? Yazdırsam ne olacak deyince provizyon kaydını alan memurun yaka ile etiket numaralarını isteyin. Eğer yine provizyon almanız engellenirse bunun hesabını sorarım dedim. Memure dediğimi yaptı ve birkaç dakika içinde bankaya ulaştı ve gereken provizyonu aldı. O yıllarda şehirler arası görüşmeler santral memurunun insafına kalmıştı. Aranılan numaraya ulaşmanın en kolay yolu yaka ve etiket numaralarını istemekten geçiyordu.
Bin dokuz yüz seksen darbesi sonrası PTT Genel Müdürlüğüne muhabere subayı Tuğgeneral Servet Bilgili atanmıştı. Müdürlüğü sırasında Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu'nun davetlisi olarak Foça'ya gider. (Sabri Paşa doğma büyüme Foçalıdır) Bir süre tatil yapacaktır. Birkaç gün sonra PTT Genel Müdürlüğünde her hangi bir sorun var mı diye aramak ister. Bir türlü bağlantı kurulamaz. Ben PTT Genel Müdürüyüm demesi de para etmez. Postaneye gidip santralde çalışmaları izler ama bir aksaklık göremez. Aksayan tek şey hatlardaki yoğunluktandır. O sırda Avrupa'dan Türkiye'ye numune olarak dijital bir santral gönderilmişti. Paşa İzmir'e gider. O santralin derhal gümrükten çekilmesini ve Foça'ya kurulmasını emreder. Bir bilgisayar masasından bile küçük olan bu santral beş bin abone kapasitelidir ve tüm işlemleri insan gücü gerektirmeden yapabilmektedir. Deneme çalışmaları başarılı olunca tüm Türkiye'ye yetecek kadar santral siparişi verilir ve kurulumlar süratle başlatılır. Bu dijital santraller sayesinde ülke genelinde hızlı bir iletişim başlamış, telefon bağlatmak için aylarca sıra beklenilmesine son verilmiştir. Bu sayede telefon köylerdeki evlere kadar girmiştir. Ne yazık ki Turgut Özal dönemi başladığında Özal hükumetinin ilk işi Servet Paşayı görevden almak olmuştur.
Servet Paşa oldukça yenilikçiydi. Eğer görevi başında kalmış olsaydı ülkemizde çok daha güzel işler başarılırdı. Ne yazık ki ülkemizde en geçerli olan iş yapanı kollamak değil, yandaş olanı kayırmaktır.
Bin dokuz yüz atmış dört yılında Philips Menemen bayisi İhsan Mumcu tarafından Philips'in Gümüşsuyu'ndaki servis merkezine kursa gönderilmiştim. Kurs yirmi bir günlüktü. Bana öğretebilecekleri bir şeyleri olmadığından önüme iki seçenek koymuşlardı. Ya bin iki yüz lira aylık ve artı atölye dışı servis ücreti ile bizde çalışırsınız. Ya da bonservisinizi alıp gidersiniz dediler. Önerilen aylık kazanç çok büyüktü ama henüz üç yaşında olan kızımdan ayrılmak istemediğimden bonservisi almayı yeğledim. Televizyonu ilk defa bu kurs sırasında Philips atölyesinde görmüştüm. Anımsadığım kadarıyla on dokuz ekran bir televizyondu. İçinde o kadar çok kablo vardı ki; bu kablolarla bu televizyonun nasıl çalıştığına akıl erdirememiştim. Zira bize Mamak Muhabere Okulundaki elektrik, elektronik ve güç kaynakları teknisyenliği eğitimimizde yüksek frekansla çalışan cihazlarda uzun kabloların distrasyona neden olacağını öğretmişlerdi. O öğretiye göre bu televizyonun çalışmaması gerekirdi. Daha sonra transistörlerin ve entegrelerin icadıyla bu kabloların kullanımı minimuma düşürülmüştü. O televizyonu ilk gördüğümde bir gün televizyon tamircisi olacağım aklımın kenarından bile geçmemişti. ( Devam Edecek)
Özcan Nevres www.ozcannevres.com


4 Ocak 2010  21:46:00 - Okuma: (619)  Yazdır




İstatistik