Yazı

Salt'ta Bayram Namazı-3
Salt'ta Bayram Namazı-3 

Asil S. Tunçer

Türk Şehitliği’nde Kurban Bayramı

 
Bell Mabedi; Tedmur zamanında tapınaklarıyla da ünlü bir kentti. Kimine göre kıble yönü, kimine göre de hac yeriydi. Kente gelenler mabetleri gezmek, kurbanlar sunmak, tanrıçalarından af dilemek ve ona yakın olmak için oradaydılar. Bell Mabedi eski Doğu’nun en büyük kutsal alanlarından sayılmaktaydı ve Büyük Tanrıça Bell için inşa edilmişti. Aynı zamanda burada diğer ilahlar; Güneş Tanrısı Yerhabul ve Ay Tanrısı Ajlavul için de tapınılmıştı.

Tanrıça Bell, Marduk El Babili olarak da adlandırılır ve tanrıçaların en büyüğü. Hükmettiği alan yer ve gök olup Helenlerin Zeus’una ve Romalıların Jüpiter’ine eş değer. Bu mabet biri diğerinden daha eski olup mabetlerin en eskisi M.Ö.2.000 yılına diğeri M.Ö.4.yy.a tarihleniyor.

En üst yapı olan son mabet ise M.S. 6 Nisan 32 yılında kurulmuş. Mabet kare şeklinde olup 210x205 m ölçülerinde olup dört bir tarafından kolonların taşıdığı güzel işçilikli sütunlar ve üst kısımlarında ise heykel taşıyan özel kaideleri bulunmakta. Mabedin merkezi kapısı bu yapının incisidir adeta. Yapının ana kapısı üstündeki sütunlar altın kaplamalı bronzdan yapılmış ve mabedin ana kapısı en güzel bitki süslemeleriyle bezeli olup hala bekçiliğini sürdürmekte. İçeri girildiğinde yerdeki iri taşlardan döşemeli hol ve tavandaki nakışlar, kuzey ve güney mihraplarında yer alan tanrıça heykellerinin niş süslemeleri dikkat çekici.

Mihrapların tavanları ayrı ayrı yekpare taştan oyma olup son derece detaylı nakış işlemeli. Tedmur’un mitolojik ve mistik yönünü vurgulayan bitki motifli süslemeler bu kısımlarda oldukça kendini gösteriyor. Kuzey mihrapta daha çok astrolojik, güney mihrapta ise Tedmur tanrıçalarının resimlerini görüyoruz. Tavanda gökyüzünü temsilen yarımküre şeklinde bir alan içerisinde en büyük Tedmur tanrıçası Bell, ortada haftanın 7 gününü simgeleyen yıldızlar ve hepsini çevreleyen 12 burç göze çarpar. Kuzey Mihrap Tanrıça Bell için ayrılmış. Son derece şık süslemeli tavanda ortada açılmış bir gül, çevresinde de yine motifli daireler görülür. Gül, burada hayatın kaynağını teşkil eden güneşi etrafındaki çiçekler ise yıldızları simgeler.

Ball-Şemin Tapınağı; şehrin kuzeyinde yer alır. Yapım yılı M.S.2.yy.dır ama 1 asır öncesinden bir Kutsal Alan’ının mevcut olduğunu biliyoruz. Mabet 2 açık bahçeden ve 1 geniş salon, salon önünde 6 kolonun taşıdığı bir hol ve üçgen bir alınlıktan oluşmuş. Mabet; gökyüzü, yağmur ve bereket tanrısı Bal-Şemin’e tapınmak için yapılmış.

Nipo Tapınağı ise; Tanrıça Bell’in oğlu, hikmetlerin tanrısı, tanrıçaların yardımcısı ve sırların koruyucusu Zafer Kemeri’nin batısında Tedmurlu Eylabil ailesinin de katkısıyla M.S.2.yy.da yapılmış. Binanın dışı sütunlarla çevrili olup içinde bahçesi ve orta yerinde bir salon bulunur. Girişi güneydendir. 20 m uzunluğundaki salon Salonun hemen önünde bir sunak yer alır. Yan kolonadlar 32 sütun tarafından taşınır.

Tedmur’daki mezarlara gelince onlar daha bir başka şaheser. Tedmurlular dünyaya nasıl önem vermişlerse ölüme ve sonrasına da aynı derecede önem vermiş ve ölülerine sahip çıkmışlar. Bu mezarlarda Tedmurlu zenginlerin yaşama ve ölüme bakışlarının sanatçıların el emeği ve göz nuruna nasıl yansıdığı görülmekte. Kule tarzı bu mezarlıklarda, insanların daha hayattayken ölümü düşünüşleri, öbür dünyada tekrar dirilişi ve rahat yaşamı düşleyişleri ve de kendi mezarlarını hazırlarken harcadıkları zamanı ve parayı çok rahatlıkla görüyoruz. Bu dünyada sarayda yaşayanlar öbür tarafı da saraya çevirmek istemişler ve bunun için var gücüyle uğraşmışlar. Buna “daha yaşarken ölmek” denir mi, bilmiyorum ama “dünya malı dünyada kalır” sözünü kolaylıkla bize hatırlattığı bir gerçek.

Her aile kendi istediği serbest tarzda mezar sipariş ettiğinden burada sitil ve süsleme çeşitliliği göze çarpar. Merdivenle çıkılan apartmanvari her bir kabristan çekmece şeklindeki lahit biçimli gömütlerin yüzlercesini içinde barındırabilmekte. Bunlardan M.S.103 tarihli Eylabel Mezarlığı’dır. M.S. 83 yılına denk gelen Cembelik ve Hitot ve Atentan Mezarlıkları o kadar iyi korunamamış. Ev mezarları, şekil itibariyle ev formunda olup tek katlıdır. Taş kapıyla girilen bu yapıların ana duvarı ve saçakları süslü. Zenginlere ait olan mezarlardan önemlileri Ölüler Heykeli Mezarı, Marona Mezarı ve Kubur Vadisi’ndeki Beyaz Mezar’dır. Ölü, tahnit işleminden sonra mezara konulurdu. Burada yapılan işlem Mısır’da yapılanlar kadar iyi değil ve bu yüzden bozulma oraya nazaran daha çok ve hızlı.

Yer mezarları ise çoğunlukla M.S. 1, 2 ve 3.yy.lara tarihlenmekte. Yerin 5 m derinliğinde ters olarak büyük T harfi şeklinde açılmış. Şanlıurfa-Göbeklitepe ve Bafa-Latmos’ta ayinle ilgili figürler gözümün önüne geliyor. Bu T harfi çok anlamlar içeriyor: Tengri yani tanrı; ayinin başı yani dini lider… T harfi ile simgeleniyor. Ellerini yana açan insan da T şeklinde betimleniyor. T öte yandan dört doğrultunun secde edilecek yönünü gösteriyor. Bu bazen bir doğrultu bazen de tapınılan kutsal bir dağ zirvesi. Örneğin; Latmos (Beşparmak Dağları)’nda Tekerlekkaya… Dört bir yana hâkim ve iktidarı elinde olan bir yönetici aynı zamanda…

Bugün erkek işareti de kolları düşük bir T işareti; Çarmıh da öyle… Çünkü T Yunan alfabesinin 19.harfinden üretilme… T burada bir Tau haçı veya kısaca haç olarak simgeleniyor. Aslında 19 sayısı da çok ilginç. Şekli hiç değişmeyen iki özel rakam 1 ve 9’dan oluşuyor. Kuran’daki 19 mucizesi gibi…

Konumuza dönelim: Mezarın kapısına bir merdivenle ulaşılabiliyor. Kapı üstünde mezarın inşa yılı ve yapan ustanın adı yazılı. Mezarlar duvara dikey olarak konumlanmış; ölen kişiye ait heykelle kapatılıyor. Mezar içinde temizlik ve sulama amaçlı bir su kuyusu da bulunmakta. Bunlara ait en önemli mezarlardan M.S. 160 yılına ait ‘Üç Kardeşler Mezarı’ ile M.S.128 yılına ait Borfa ve Bolha Mezarları ile Artevun, Tibol ve Şalam Mezarları sayılabilir.

Buradaki turumuzu tamamlayıp, “Altın Hurma”lardan aldıktan sonra Rehberimiz Ali Kashaam’la vedalaşarak Arap Kalesi’ne gitmek için tekrar araçlarımıza biniyoruz. Kale, 150 m yükseklikteki her yeri gören bir tepe üzerine kurulmuş. Tepe fiziki olarak şehrin sanki batı kapısı gibi duruyor. Bu yüzden şehre gelirken önce karşınıza ilk o çıkıyor. M.S. 12. ve 13.yy.larda imar görmüş olup yapı malzemesi olarak etrafını çevreleyen çukur hendekteki taşlar kullanılmış. M.S. 17.yy.da, Kale II. Fahrettin El Muumi adını almış ve bir onarım daha görmüş.

Burada çevreyi iyi gören fotoğraflar, deve kemiği kolyeler ve ipek-pamuk karışımı masa örtüleri aldıktan sonra Şam’a doğru yola çıkıyoruz. Yolumuz uzun, oyalanmamak lazım. Son bir kez arkamıza dönüp bakıyoruz… Güneyindeki yemyeşil hurma dalları arasında yükselen kızıl sütunlarıyla Tedmur; adeta sağ omzuna düşürdüğü yeşil duvağıyla kınalı parmaklarını yârine uzatan bir allı telli Çöl Gelini Palmyra, hüzün dolu bakışlarıyla bizi şafağa eren kızıllığa doğru yolcu ediyor.

Sürecek…

YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN.


28 Aralık 2009  18:51:30 - Okuma: (684)  Yazdır




İstatistik