Yazı

Devlet görevlileri ve sokak gösterileri
Devlet görevlileri ve sokak gösterileri 

Yaşar Varış

Toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak her vatandaşın hakkıdır. İnsanlar kendilerine veya içinde yer aldıkları gruba yönelik bir saldırıya uğradıkları kanaatine vardıklarında bu haklarını kullanarak olayı protesto edebilirler.

 
Bu hak, anayasal bir haktır.
Ancak her hak gibi bunun da bir sınırı vardır. Bu sınır diğer vatandaşların haklarının başladığı sınırdır.
Örneğin bir memur sendikası özlük haklarının iyileştirmesi için bir toplantı ve devamında yürüyüş yapıyorsa buna kimse bir şey diyemez. Devletin polisleri bırakın bu izni alınmış toplantıyı dağıtmak, tam tersine anayasal haklarını kullanan insanlara dışarıdan bir saldırı olmasın diye onları korumak zorundadır.
Ancak, toplantı ve gösteri hakkını kullananlar, veya hiç izin almadan bu hakkı kullanmaya kalkanlar yürüyüş sırasında yol boyunca duran arabalara saldırıyorlar, dükkanlarını yakıyor ve yağmalıyorlarsa, kendileri gibi düşünmeyen insanlara saldırıyorlarsa burada artık bir hakkın kullanılmasından değil, diğer insanlara bir saldırıdan söz etmek gerekir.
Bu da en açık deyimi ile diğer insanların haklarına bir saldırıdır ki devletin ve kolluk güçlerinin görevi burada devreye girer. O insanların mal ve can güvenliklerini sağlamak için ne gerekiyorsa o yapılır.
Bu dünyanın her yerinde böyledir.
Son günlerde PKK ve ülke içindeki yandaşları Abdullah Öcalan’ın cezaevi koşullarını ve DTP nin anayasa mahkemesince kapatılmasını bahane ederek, özellikle küçük yaştaki çocukları sokağa döküp gösteri yapmaya başladılar.
Televizyonlarda gördüğümüz kadarı ile bir kere gösteriler toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasasına uygun, izinli gösteriler değil.
İkincisi, göstericiler önceden hazırladıkları Molotof kokteyllerini masum insanların içinde bulundukları belediye araçlarına, özel araçlara, dükkânlara, polis araçlarına, polislerin üzerine atarak, havai fişekleri patlatarak adeta dehşet saçıyorlar.
Bu gösterilerin toplantı ve gösteri hakkı ile zerre kadar ilişkisi yoktur. Bunlar tamamen yasa dışı, ve insanların anayasa ve yasalarca güvence altına alınmış mal ve can güvenliğine yapılan doğrudan saldırılardır. Böyle hak aranmaz.
İşin acı tarafı polislerimiz bu saldırılar karşısında aciz bırakılmaktadırlar. Polislerimiz kendilerine atılan ateş toplarına karşı ellerindeki koruma kalkanlarını tutarak geri çekilmek zorunda bırakılmaktadır.
Hükümet Avrupa birliği normlarına uyacağız diye polisimizin yetkilerini budamış, polisimizi terör çıkaranlara karşı savunmasız bırakmıştır.
Terör kaynaklı gösterilerde bu uygulama yapılırken, Ankara’da silahsız, sadece ekmek parasının peşinde hak arayan işçilere ise hükümet acımasız davranarak işçileri copla biber gazı ile soğuk su sıkarak acımasızca sindirmektedir.
Bu çifte standarttır.
Polisimiz sert davranması gereken terör gösterilerinde yumuşak, masum hak arayışı içinde olan işçilere, öğrencilere çok sert davranmaktadır.
Burada yıpranan ne yazı ki polislerimiz olmaktadır. Çünkü hiçbir toplumsal gösteri mülki amirlerin izni olmadan bu şekilde dağıtılmaz. İllerde Valilerimiz, ilçelerde Kaymakamlarımız polise emir vermedikçe bu uygulamalar yapılamaz. Bu kişiler de doğrudan iç işleri bakanına, yani hükümete bağlıdırlar.
Valilerimiz, hak arayanlara, elinde silah olmayanlara karşı daha hoşgörülü, ama izinsiz, silahlı, saldırgan göstericilere karşı hak ettikleri şekilde davranıp vatandaşların mal ve can güvenliğini sağlamalıdır. Çünkü hangi sistemle yönetilir olursa olsun her devlet kendisini koruyacak ve vatandaşlarını koruyacak önlemleri mutlaka alır. Almalıdır.

21.12.2009


21 Aralık 2009  16:47:34 - Okuma: (523)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik