Yazı

Yine mi ayar yedik...
Yine mi ayar yedik... 

İbrahim Becer

Bir Marangoz olduğunuzu düşünün. Mutfak dolaplarını yaptığınız müşteriniz gelse ve Size, yaptığınız işten memnun olmadığını söylese tepkiniz ne olurdu?

 
Elbette ki şikâyetini öğrenir ve bir kusur varsa düzeltirdiniz. Fakat marangozhanedeki en gösterişli alet olan hızarın önüne geçip de, “kızım Sana söylüyorum, gelinim Sen anla” tadında, “metrekareye düşen yağmur miktarı” hakkında konuşmazdınız.
Doğrusu da budur zaten. Metrekareye ne kadar yağmur düştüğü müşteriyi ilgilendirmediği gibi, hızarla da tehdit sökmez.
Bu Ülke garip bir Ülke;
Diyarbakır’ın sağlıklı bir su şebekesi olmadığı halde Belediye Başkanının zerre miskal ilgisini çekmiyor. “Barış, demokrasi, halkların kardeşliği” en çok kullandığı kelimeler.
Gariplik bununla kalsa iyi, kurumları da buna paralellik gösteriyor. Dünyanın hiçbir Ülkesinde Genelkurmay Başkanları, arkasına tapusu halkın olan savaş gemisini alıp ayar veremez. Fakat Türkiye’de bu cesaretinin sebebi bellidir. Çünkü bu Ülke ve onun hemen her kurumunda, askerliğini bitirmesinin üzerinden yarım asır geçse bile esas duruşunu bozmadan bekleyen çeyrek akıllı adam çok.
Dünyanın hiçbir ülkesinde Askerler Laiklik, demokrasi, yargı, hukuk gibi konularda arkalarına, namluları şehre bakan bir savaş gemisi alıp konuşmazlar. Konuşsalar da medya bunu naklen vermez. Medya naklen verse de kimsenin dikkatini çekmez. Çünkü Onun işi bu değil.
1993 yılında vuku bulan 33 erin şehit edilmesi hadisesi Kamunun vicdanında kapanmadığı gibi, belli ki Askerin de vicdanında rücu etmiş. Anladığım kadarıyla Reşadiye’deki olayla bağlantı kurulmasına içerlemiş Paşa.
Kusura bakmasın ama o pilav daha çok su kaldırır. Dönemin bölge Komutanı Necati Özgen on altı yıl sonra itiraf etmek zorunda kaldı ihmali. “Malatya bölgesinin hatasıdır ama terörle mücadelenin doğasında bu tür kayıplar normal karşılanmalıdır” cümlesini kullandı.
Dönemin Malatya Bölge sorumlusuna sordular, O da topu Bingöl’e attı.
Bu olayda hiçbir komplo yoktur. 1993 yılında Öcalan, gelişen operasyonlara misilleme emrini bizzat kendisi vermiştir. Olayın hemen ardından da BBC Radyosuna verdiği demeçte olayı sahiplenmiştir. İçeriden ve dışarıdan gelen tepkiler üzerine geri adım atan Öcalan, söz geçiremediğini söylediği grupların inisiyatif kullandıklarını iddia etse de kimseyi inandıramamıştır.
Mesele bundan ibaretken, Türkiye’nin namuslu insanları hiçbir komplo teorisi üretmeden on altı yıldır şunu soruyorlar: O çocukları, silahsız, korumasız, hiçbir önlem almadan neden ölüme gönderdiniz? İki kontrol noktası arasında bir aracın ne kadar zamanda gideceği belliyken, bu eylem bu kadar sürmüşken, bu insanların silahsız olduğu bilinirken neden kimsenin aklına yollara düşüp bu çocukları aramak gelmedi?
Yuvasından düşen bir karga yavrusunun yanına gitmeyi denediniz mi? Sakın denemeyin, ne kadar karga varsa tepenize üşüşür. Karga, kargalığıyla evladına sahip çıkarken, İnsanın evladına sahip çıkması Sizi neden şaşırtıyor?
Bir askerin eline pimi çekilmiş el bombası vererek, dört kişinin ölümüne sebep olmak Dünyanın her yerinde cinayetken, Bu Ülkede eğitim zayiatı olamaz, olmamalı.
Her şey bir yana, Bu Ülkede Kuvvet Komutanlığı yapmış insanlar birer ikişer mahkemelerde arzı endam etmekte.
İmzasının yaş mı, kuru mu olduğu hala anlaşılamayan ve aktif olarak Silahlı Kuvvetlerin bünyesinde barınanları saymıyorum.
Bu Ülkenin medyası, Aydınları, Akademisyenleri bunları soruyorsa alacağı cevap; kriterlerini kimin koyduğu belli olmayan bir vatanseverlik testi olmamalı.
Çünkü sorunun cevabı bu değil.
Basit bir soruya cevap vermek yerine tehdit etmek muhatabınızda müstehzi bir gülümsemeye yol açar ki, hoş olmaz.
Hele karşınızdaki kişi kendinden eminse ve “vatanseverliğimin zekâtını versem çok adama bir ömür yeter” derse hiç hoş olmaz.
Çünkü bunu ölçecek terazi yok, olsa da bu sıkleti tartamaz…
Kısaca; elinizdeki tek alet çekiçse her şeye çivi muamelesi yaparsınız…


20 Aralık 2009  11:31:27 - Okuma: (660)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik