Yazı

Bilinmeyen Selçuk (Şehabettin Sivasi-2)
Bilinmeyen Selçuk (Şehabettin Sivasi-2) 

Özgür Aydoğan

Şehabettin Sivasi dede konusunun meraklılarına, onun eserlerini, hakkındaki kaynak kitapları, türbesi hakkındaki ayrıntılı bilgileri ve mezar taşındaki mesajları aktarmayı umuyordum fakat hiç hesapta olmayan bir bilgi bunları ikinci planda bırakmama neden oldu. Şehabettin Sivasi ve Şeyh Bedrettin arasında dolaylıda olsa bir bağlantı olması ihtimali beni oldukça heyecanlandırdı.

 
Şehabettin Sivasi ve Şeyh Bedrettin ilişkisi

Yerel ve bölgesel tarih araştırmalarıyla dikkat çeken değerli büyüğüm A. Munis Armağan “Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin” isimli kitabında Şeyh Bedrettin ve Şehabettin Sivasi ilişkisini şöyle aktarıyor.

Bedreddin Tebriz dönüşünde Ahlat ve Bitlis’e de uğramış, burada Zeyniye tarikatının kurucusu Zeyneddin Hafi’nin medresesine konuk olmuştur. Kuşkusuz, daha sonra Zeyniler’in Ayasuluğ’da (Selçuk) Bedreddin hareketine önemli destekleri olacaktır. Zeyneddin-i Hafi’nin önemli halifelerinden Şehabettin Sivasi Bedrettin’i bölgede yalnız bırakmayacaktır.”

Belki de yukarıdaki bilgiler Şehabettin Sivasi yazısının yayınlanan birinci bölümüne Hüseyin ismiyle yorum yapan okuyucunun En son Bektaşilikte gördüğüne göre, niçin Aydınoğlu Beyliğine gelmiştir ve Selçuk’ta ölmesinin nedeni nedir?”şeklindeki sorusuna da bir cevap olabilir. Zeyniye – Bektaşi yakınlığı gerek Şehabettin Sivasi’nin Ayasuluğ’a gelişini gerekse Bektaşi olmasının sebeplerini açıklıyor gibi görünüyor. Hiç şüphesizdir ki bu konu daha ayrıntılı bir şekilde incelenmeli enine boyuna araştırılmalıdır. Benim yaptığım araştırmanın ve paylaştığım bilgilerin bu konuya nokta koymayacağı kesindir. Bu ve benzeri araştırmalar olsa olsa daha doğru bilgilerin ortaya çıkmasına yarayacak tartışmalara zemin olmaya yarayacaktır diye düşünüyorum.


Şehabettin Sivasi’nin mezar taşındaki anlam

Şehabettin Sivasi yazısının yayınlanan birinci bölümüne yapılan yorumlardan biride, Selçuk ilçesindeki tarih meraklılarının yazılarını sabırsızlıkla bekledikleri değerli araştırmacı Ali Can beyin yorumuydu. Ali Can Bey yaptığı yorumun bir bölümünde okuyuculara şu önemli soruyu soruyordu.

Önemli bir hususta türbenin 80'li yıllarda var olan ve ölümünü hicri 860, miladi 1456 olarak gösteren mermer taş kaldırılarak ölümü 1375 yazılı taş konulmuştur. Kim hangi kaynağa istinaden bunu koymuştur belirsizdir.”

Mezar taşındaki anlam başlığıyla ele almaya çalışacağım konu aynı zamanda bu soruya da bir cevap olacaktır diye düşünüyorum. Konuyu daha rahat kavramak için işe önce sözünü ettiğimiz mezar taşında bulunan yazıların Türkçe çevirisini paylaşarak başlamak gerekli.

R. Evvel, 860 yılı Pazar gecesi.
Dünyaya gönül bağlanmaz, çünkü ölmeyen yoktur.
Ve Dünya şüphesiz gam, tasa doludur.
Eğer mezarlığa bakacak olursan
Bu Dünya’nın ne kadar insanı alıp, götürdüğünü görürsün.”

Baş tarafındaki taşta;
Dönüşü olmayan bir şekilde gittim.”

Ayakucundaki taşta;
Buraya (dünyaya) geldik ve göçtük.
Bu dünya’da kimse (kalıcı-ebedi) değildir.
Böylece bu dünya, gelinen ve gidilen bir yer olup,
Hiçbir kimse burada baki kalamaz.” yazılıdır.

Ölüm, ahret ve kıyamet konusuna bakışta iki farklı anlayış vardır. Sünni İslam anlayışında ahret ve kıyamet inancı vardır. Kıyamet günü geldiğinde ölülerin tekrar dirileceğine ve hesap verileceğine inanılır. Alevi İslam inancının bu konulara yaklaşımı ise tam olarak Şehabettin Sivasi gibidir. Ölüm sonrasına“Dönüşü olmayan bir şekilde gittim.”şeklindeki bir yaklaşım hiç şüphesizdir ki tesadüfî değildir. Öyle inanıyorum ki bir Türk bilgini olduğunu bildiğimiz Şehabettin Sivasi mezarına bu şekilde yazılmasını vasiyet ederken söylediklerinin ne anlama geleceğini çok iyi biliyordu.

Şimdiki durum ve asimilasyon

Şimdilerde içinde namaz kılınmaya başlanan Şehabettin Sivasi’nin mezarının da bulunduğu ziyaret yerinde bu önemli şahsiyeti anlatan hiçbir bilgi yokken, eski Şaman adetlerini yakın zamana kadar yaşatan insanlarımızı uyarmak amacıyla konulmuş bir tabela hemen girişte ziyaretçileri karşılıyor. Kim hangi sebeple atalarımızdan bize kalan adetlerimizi yok etmeye çalışıyorsa beyhude uğraştığı kesindir. Daha geniş bir araziye yayılmış olduğunu bildiğimiz yapıdan bu güne ne yazık ki pek bir şey kalmamış. Gelip geçen yönetimler, çoğunun yakın dönemlerde yapıldığını bildiğimiz Medrese, Cami, hamam vb. gibi yapıları restore ederken Türk kültürü için önemine değer biçemeyeceğimiz Erenlere, Alperenlere, bilginlere ait bu ve benzeri yapıları ya yok etmeye ya da devşirme yoluna gitmişlerdir. Ziyaretçisi olduğu için dokunamadıkları yerleri ise çoğu zaman kaderlerine terk etmişlerdir. Tabi ki bu ayrımcılık oldukça üzücüdür fakat baskılar, iftiralar ve karşımıza çıkan diğer engeller, bize bu güzel coğrafyayı, şanlı tarihimizi ve zengin kültürümüzü bırakan atalarımızın inancını terk etmemize sebep olarak gösterilemez.

Üçüncü bölümde neler olacak ?

Şehabettin Sivasi’nin yazdığı söylenen iki eserlerin akıbetini henüz bilmiyorum. Önümüzdeki dönemde söz konusu eserleri bulup, edindiğim bilgileri sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Şehabettin Sivasi hakkındaki kaynak kitapları, doğum ve ölüm yılları ile ilgili bilgileri bu bölüme sığdırmak ne yazık ki mümkün olmadı. Öyle görünüyor ki kalan konuları üçüncü bölümde ele almak daha yerinde olacak.

İletişim için: www.ozguraydogan.com



20 Aralık 2009  11:25:21 - Okuma: (946)  Yazdır




İstatistik