Yazı

Yakın PKK tarihi
Yakın PKK tarihi 

İbrahim Becer

DTP ve Onun temsilcilerinin sürece Öcalan’ı dâhil etmek istemesinin sebebi ne olabilir Sizce: Derin siyasi bilgisi, sorunlara barışçıl yaklaşımı, ya da kimsenin göremediğini gören pragmatist bir zekâ?

Sadece korku. Tek kelime, iki heceyle korku!
Aslında çok uzun bir konu bu ama çok da sıkmadan, kısa bir PKK yakın tarihi özeti yapalım. Çekinmekte haklılar mı anlayalım bu sine-i millete dönen müstefi vekilleri.
Haki Karaer ismini duydunuz mu? Gelin tanıyalım: Haki Karaer, örgütün kurucularındandır. Gerek karizması, gerek entelektüel derinliği ve daha birçok meziyetiyle Öcalan’ı gölgede bırakmıştı. Örgüt tarafından Liderliği gölgede bırakacak tek adam olarak görülüyordu. Öcalan’ın buna tahammülü yoktu. Bir gün, Antep’te sözde bir tartışma toplantısında Haki Karaer vuruldu. Böyle bir adamın sıradan bir kahvede vurulması şoku yaşanırken, bu sefer aynı ortamda bulunan koruması öldürüldü. Haki Karaer’i vuran kişi de, Öcalan’ın SBF’den tanıdığı bir kişi gösterilerek vuruldu. Yetmedi, bu işin peşini bırakmayan kardeşi Baki Karaer’de öldürüldü.
Peş peşe gelen bu ölümlerin ardından kimse bir daha bu olayı açmadı.
Mahsum Korkmaz için de aynı çark işlemiştir. Mahsum Korkmaz, engin bir saha deneyimiyle örgüt içinde sivrilmeye başlamıştı. Özellikle, Botan bölgesi denilen Şırnak ve çevresi uzmanlık alanıydı. Sivrilen her militan gibi Mahsum Korkmaz’da 28 Mart 1986’da, Gabar’da bir pusuda vurularak öldürüldü. Buraya kadar her şey normalken, gariplik bundan sonra başladı. Bu olayı araştıran Şemdin Sakık sadece bir kişinin hafif yaralandığı bir çatışmadan, Mahsum Korkmaz’ın nasıl alnından aldığı tek kurşunla öldüğü konusunda şüpheye düşer. Araştırma sonunda o kurşunun, grubun içinden Feyzi Aslan’a ait silahtan çıktığı sonucuna ulaşılır. Sonuç Öcalan’a bildirilse de soruşturmanın kapatılması istenir. Takip eden yıl içinde de o gruptan bir kişi hariç kimse sağ kalmaz. O isim de Feyzi aslan’dır ve Öcalan tarafından apar topar Rusya’ya gönderilir.
Ne tanık kalmıştır ortada, ne de sanık…
Bir de Şahin Baliç’e bakalım. Şahin Baliç Şırnak’ta sıradan bir çobanken örgüt saflarına katılmıştı. Öncekiler gibi ne bir entelektüeldi, ne de dağ tecrübesi olan bir militandı. Tek bir özelliği vardı; sivrilebilmek için onun da hakkını fazlasıyla verdi: Sınırsız gaddarlık.
Şırnak ve yöresinde onlarca köy basan ve yüzlerce masum köylüyü katleden Baliç, bu şekilde yükselmekten başka çaresi olmadığını anlayınca gözünü içeriye dikti. İyi bir militan değildi. İlk çatışmasında ayağından vurularak sakat kalmıştı. Akademinin başına getirildi. İlk yaptığı icraat bir metrekarelik, altmış tane hücre yaptırmak ve önüne geleni “işbirlikçi ajan” olarak suçlayıp içeri tıkmak oldu. Akademinin başında geçirdiği altı ayda yetmiş kişiyi vahşice işkencelerle öldürünce daha da göze girdi.
Ama ölümü kötü bir tesadüfle oldu.
Bu, üstün yeteneklere haiz(!) yöneticisini yerinde denetlemek isteyen Öcalan ve yanından ayırmadığı köylüsü Hasan Bindal bir gün kampa çıkar gelir. Şahin Baliç de bu ziyareti, gerçek mermilerle icra edilen bir tatbikatla taçlandırmak ister. İşte ne olduysa o anda olur: Nereden geldiği belli olmayan bir mermiyle vurulan Hasan Bindal o anda ölür. Bu olayın diğerlerinden farkı, Hasan Bindal’ın hiçbir özelliği olmayan sıradan bir köylü olmasıydı. Ama Öcalan’ın öfkesi müthiş olur. Şahin Baliç’in yakılarak öldürülmesini ister.
Baliç, yakılmaz ama başkaları için yaptırdığı hücrelerden birine tıkılır, günlerce işkence yapılır, en sonunda da bir kale direğine bağlanıp dokuz kaleşnikov ile aynı anda taranır.
Bu isimlerin yanına daha birçok isim ekleyebiliriz de gerek yok. Ben, “despotizmin kanlı sınırları” hakkında sadece bir çerçeve çizdim.
PKK’ ya ve onun sempatizanlarına sabahtan akşama kadar küfretsek elimize geçen kendi sesimizin yankısından başka bir şey olmaz.
Emine ayna, Aysel Tuğluk, Sırrı Sakık gibi isimleri okumak istiyorsak, bu işin önsözü Öcalan’ın korkunç despotizmidir.
Bu iyi niyetli çabanın sekteye uğramasının sebebi de budur: Şiddeti çekin alın, söyleyecek hiçbir şeyleri yoktur, varlık sebepleri kalmaz. Bakın, yukarıda üç tane isim ve bu isimlerin başına gelenleri anlattım. Belki bizim cenah, sabahtan akşama kadar küfrederek görevini yapıyor olduğunu sanıyor ama öyle değil işte.
Onlar, bu isimleri ve akıbetlerini bildikleri için hiçbir şey yapamaz. “PKK Türkiye’nin herhangi bir sorunudur ama Kürtlerin en büyük sorunudur” derken bunu kastediyorum.
Düşmanını tanı Abidin,
Ama işin kolayına kaçmadan…


14 Aralık 2009  23:33:25 - Okuma: (913)  Yazdır




İstatistik