Yazı

Zehir zıkkım olsun!
Zehir zıkkım olsun! 

İbrahim Becer

“Çarşambanın gelişi perşembeden mi…” diyelim, “su testisi suyolunda kırılır” mı diyelim bilmiyorum ama sanırım rüzgâr eken fırtına biçti ve DTP kapatıldı.

 
DTP ve onun biçare temsilcileri hiç öyle mağdur havalarına girmesinler. Bir tarihi fırsatı ıskaladıklarını anlamaları da çok uzun sürmeyecektir.
Koalisyonlardan yılmış bir ülkeye yüzde kırk yedi rüzgârıyla bir hükümet gelecek, o Hükümet içerisinden Cumhurbaşkanı çıkacak, elindeki onca silaha rağmen lojmanlarının taşlanması karşısında “la havle” çeken bir asker olacak…
Artık çok zor!
Açık ve net olan şu ki; Sen kalkar da “dağlara gel dağlara” dersen, karşındaki de “o dağları delik delik delerim, kalbur alır toprağını elerim” der.
DTP’ nin anlayamadığı çok önemli iki nokta var:
Birincisi, Açılım süreci başladığında Silahlı Kuvvetler orduyu terhis etmediği gibi, tersanelerine de girilmedi, memleketin her köşesi de bilfiil işgal edilmedi. “Takım Çantası” her daim hazırdı. Sen nasıl savaş baltalarını gömmediğini Tokat’ta ispat ettiysen, Onun da yakındır Senin kanına ekmek doğraması.
Çünkü Sen Onun ciğerini kebap edip yedin!
İkincisi, Türkiye bir hukuk Devletidir. Hukukunun temeli de Roma Hukukuyla ilişkilidir. Ben çeyrek hukuk bilgilimle fazla anlatamam da bildiğim bir şey var; Ulpianus’tan bu yana “kanunsuz suç ve ceza olmaz”.
Mağdur edilmediniz kısaca. Daha fazla insanı mağdur etmemek, sokakları dağıtmamak, insanları diri diri yakmamak adına tasfiye edildiniz.
“Tasfiye” de Size son kıyağımdır, daha usturuplusunu bulamadım.
Muhtemelen görüntü Sizi aldattı. Yapılanlara ses çıkarmayan bir kamuoyu beklemiyordunuz belki de. Şu hesabı yapan çıkmış olabilir belki içinizden, ellerini ovuşturarak: “Ah, Batıda bir linç girişimi falan olsa, sokaklar çift taraflı karışsa”.
Bir Şehit Babası, oğlunun mezarı başında, “Biz yandık, başkaları yanmasın” dedi. Her şeyi bir yana koyun. Anadilde eğitim, köy isimlerinin değişimi falan bir kalemde geçin. Evladını helal hoş olsun diye veren babalardı Sizlerin muhatabınız.
Ortalığı yakıp yıkmayı biliyorsan geldiğin noktayı da bileceksin. Doksanlı yılların Ersever’li, Abdülkadir Aygan’lı, Yeşil’li, Babat’lı, Bozo’lu kadrolarını ve yaptıklarını bir hatırla.
Hiç mi okumadın, hiç mi anlatmadılar Sana beyaz Renault otomobilin ne anlama geldiğini. Ape Musa, Behçet Cantürk hafızanı tazeler mi biraz da olsa…
Hadi zır cahilsin diyelim, derine inmeyelim. Düne kadar haklı olarak Diyarbakır Cezaevinden yakınan sendin. Bugün geldiğin nokta Liderin için hazırlanan milyon dolarlık bir cezaevini beğenmemek.
Var mı bunun daha ötesi.
En başından bu yana arkasında durdum bu projenin. Hala da arkasındayım ama bu oyuncularla değil. Bir kuldan korktuğu kadar Allah’tan korkmayıp insanları diri diri yakan bu zihniyetle pek bir yere varamıyorsunuz.
En azından şunu öğrenmişlerdir umarım: PKK bu ülkenin herhangi bir sorunudur ama Kürtlerin en büyük sorunudur. Bu hesabı kapatmadan da bir daha kimsenin masaya oturacağını tahmin etmiyorum.
DTP ve onun mümessilleri de uzantısı olduğu örgüt kadar şunun farkında ki; şiddet o topraklardan silindiği anda kendilerine ihtiyaç kalmayacak.
Yine de çok yazık…
Kaybettiklerimizin yanında bizimkisi belki de devede kulak kalır da, Yine de söyleyeyim: 98 yılında patlayan bir mayında sol kulak zarımda bir yırtık meydana gelmişti. O yırtık geçen yıllarda büyümüş ve iltihap yapmış. Sabah akşam iğne yiyorum, gece acillere gidip iğne vuruluyorum, ilaç kullanıyorum ama sol kulağım bir haftadır hiç duymuyor.
Hazırlıklıyım, muhtemelen bundan sonraki hayatımda işitme kaybı yaşayacağım.
Ama dedim ya; Bizimkisi devede kulak sayılır. Milletime helal olsun.
Düne kadar Size de helal etmiştim, zehir zıkkım olsun…


11 Aralık 2009  22:35:48 - Okuma: (715)  Yazdır




İstatistik