Yazı

Zor günlerin arifesindeyiz
Zor günlerin arifesindeyiz 

Etem Kutsigil

Bu yazıyı yazıncaya kadar dört beş yazı yazdım.

Fakat göndermeme zaman kalmadan hızla değişen gündem yüzünden, göndermeye gerek duymadım.
Bu gün ne yazık ki, yine acı haberlerle doldu gündemimiz.
Ne hikmetse Başbakan, ne zamandan beri ulusal konularda adeta sinirlerimizi bozacak konularda kararlar alıyor. Ve en kısa zamanda toz duman kaplıyor ortalığı. Fakat sonuç sıfır.
Ermeni açılımı” dedi. Fakat halkın tepkisini görünce askıya aldı. Kendi ifadesiyle “sindirmemizi” bekliyor.
Adını içi boş bir “Kürt açılımı” dedi. Tepkiyi görünce isim değiştirdi ki, daha kolay “sindirelim.”
PKK’lıların karşılanmasını görünce attığı adımın vahâmetinden ( tehlikesinden) kendisi de tedirgin oldu. Elindeki kozu PKK kullanmaya başladı. Vs. vs. vs.
Şapkamı önüme koyup düşününce, şu tabloyu bütün saydamlığıyla görüyorum: Yetmiş yılık hayatımda Türkiye Cumhuriyetinin bu kadar zor bir 7 yıl (2002-2009) geçirdiğini görmedim.
Beyefendi sanki Cumhuriyetimizin temellerini sarsacak kararlar almak ve kısmen de uygulamak için iktidar olmuş. Altüst etti bütün kurumları. Türban, yabancılara mülk satışı, özelleştirme adına fabrikalarımızın, limanlarımızın, madenlerimizin yabancılarla satılması, Bankalarımızın birer birer elden çıkması ve daha sayamadıklarımız...
Dış politikamız ise içler acısı. Esamesi sayılmayan ülkelerle “vize kaldırılması” çok önemliymiş gibi övünüyor. Tek yanlı vize istemediğimiz ülkeleri sayalım mı? Oysa ki, vize, karşılıklı olarak kaldırılırsa önemlidir. Ben Rodos doğumluyum, ama Yunanistan’a giremiyorum vizesiz. İngiltere’yi, Almanya’yı ve hele ABD’yi saymıyorum…
Borçlarımızın yedi yılda iki misline çıkması ve bu paralarla nelerin yapıldığı, ülkemize neleri kazandırdığı tartışmalı bir soru…
Çok söylenen “sağlık reformu” bu gün (08.12.09) gelen haberle dibe vurdu. Özel hastanelerde muayene ücretinin %30 olan katılım payı, % 70 olacakmış. Gözümüz aydın memurlar, işçiler, emekliler…
Çok acemisiniz Tayyip Bey. “Devlet yönetiminde” tarihteki yeriniz ne yazık ki bu gidişle, pek parlak olmayacak. “Kılavuzunuz karga” ise ne yazık ki, başarıdan yana başınız dertten kurtulmayacak. Size akıl veren o kargaların Türk Tarihindeki yerlerini okuyun lütfen. Çok faydasını göreceksiniz.
Gelelim DTP’ye ve son olaylara…
İtiraf etmem gerekir ki, içeriğini tam olarak kimsenin bilmemesine karşılık, “açılım”dan az da olsa bir beklentim vardı. Her şeye rağmen her iki cepheden gençlerin ölmemesi ve PKK’nın silâhlarını bırakması için…
Şunu düşünürdüm yıllardır: Her olayın bir sonu vardır. PKK olayının da bir gün bir sonu olacaktır. O gün bu çatışmalarda vefat etmiş gençler mezarlarından çıkıp sorsalar. “Yaşını başını almış ak saçlılar, aranızda bir çözüm bulacaktınız da, neden bizler ölmeden bir çözüm bulamadınız. İlle de ölmemiz mi gerekirdi bu genç yaşımızda.”
İşte bu sorun yüzündendir ki, “açılımdan” ümitlendim.
Fakat Habur’daki karşılamayı, gelenlerin meydan okurcasına gördüğümüz davranışları, İzmir’deki olayları ve diğerleri… Özellikle Öcalan’ın ısrarla öne çıkarılması şunu gösterdi ki, çözüm mözüm hikâye, amaç bağcıyı dövmek. Üzüm yemek değil.
Kendisi Kürt, fakat soyadı Türk olan zâtın görünüşüne aldanarak, önceleri demokratik ortamda bir anlaşmaya varabilecek bir kişi olarak görürdüm. Fakat son konuşmalarına bakınca “ümitsiz vak’a olduğunu fark ettim. Anlaşma yapmaya hiç de uygun değilmiş. Çünkü her konuşması kışkırtma (provokasyon) içeriyor.
Partisinin Genel Başkan Yardımcısı olan Hanım ise bir âlem… Bir devlete, milyonlarca kişiye adeta harp ilânı gibi her konuşması... Hanım kızım, çok mu sevineceksiniz Türkiye kan gölüne dönerse... Bu nasıl bir tavır? Hanımlığınıza, tahsilinize, yazık. Medenî durumunuzu, kaç çocuğunuz olduğunu bilmiyorum. Ama bu sözleriniz, ANNE OLANIN SÖYLEYECEĞİ SÖZLER DEĞİL! İnanınız ki, ATEŞE BENZİN DÖKÜYORSUNUZ. YAZIKTIR BU HALKA.
Bir nokta daha var ki, o daha önemli. Çocukları gönderiyor anaları babaları taş atmak için. Kin tohumları ekiyorsunuz. Onulmaz yaralar açıyorsunuz. Bu durum yakışıyor mu erkeklerinize. Efendiler çocukların yeri okullarıdır. Kızım Doğubayazıt’ta sevgiyle kucaklaştı üç yıl onlarla. Diplomalarını alacakları yıl, sırf onlara söz verdiği için, uçağa atladığı gibi gitti ve diploma törenine katıldı. Aklına bile gelmedi üç-beş yıl sonra polise, jandarmaya taş atacaklarını. O bu yavruları Üniversiteye göndermek için okuttu. Gönderdi de…
Sevgili Kürt kardeşlerim. Bu laflara aldanmayın. Yüksek öğrenci yurtları doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden gençlerin kardeşçe, dostça yaşadığı yerlerdir. Siyasîlerin ellerini bu yuvalara sokmadıkları zamanlarda, dosttuk, kardeştik. İnanınız çok özlüyorum o günleri.
ŞUNU HATIRLAMANIZ GEREKİR Kİ, BUNDAN KISA BİR SÜRE ÖNCE ARAMIZDA SORUN VAR MIYDI? GELİN BU GÖRÜNTÜLERİ YİNE YAŞAYALIM. Şunu da bilmenizi istiyorum ki, sizi geri bırakan asıl provolatörler, AĞALARDIR, ŞEYHŞERDİR. SİZİN AYDINLANMAMANIZI ASIL İSTEMEYEN ONLADIR!


8 Aralık 2009  23:51:48 - Okuma: (785)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik