Yazı

Darbeye alkış
Darbeye alkış 

İbrahim Becer

Bizde “darbeye alkış” geleneğinin en görkemli temsilcilerinden biri kimdir: Tevfik Fikret. Gözü o kadar dönmüştü ki; Ermeni Komitacıların Sultan’a bombalı eylem planı başarısızlığa uğradığında kahrından şu mısraları yazmıştı:

 
“Ey şanlı avcı! Dam’ını beyhude kurmadın,
Attın fakat yazık ki yazıklar ki vurmadın.”
Şiirin adı da, “bir lahza-i taahhür” idi yanılmıyorsam, “bir anlık gecikme” yani. Şaire göre, eğer Sultan ölseydi her şey düzelecekti. Sultan otuz üç yıllık iktidarı sonrası eceliyle öldü ve Devir de Fikret ve büzüktaşlarına kaldı, İttihatçılara yani.
İttihatçıların marifetleri herkesin malumudur. Bilmeyenlere ya da karıştıranlara bir daha hatırlatalım; Çanakkale ve tek kurşun dahi atmadan Sarıkamış’ta verdiğimiz Şehitler, Arkadaşların cari hesaplarında hala mevcuttur, borç olarak durur.
Fikret’e gelince; sonra ittihatçılarla da papaz oluyor. Ölümüne yakın ittihatçılar kendisini öldürmesi için bir fedai bile tutuyorlar. Hani şu meşhur: “Yiyin Efendiler yiyin” şiirini de okullarda öğretildiği gibi Osmanlıya karşı değil, İttihatçıların alayına karşı söylüyor. “Doksan beşe doğru” da aynı kategoride değerlendirilmeli. Orada da ittihatçılara karşı derin hayal kırıklığının izlerini görebilirsiniz.
Burası TC, yani bir parça da “Tekerrürler Cumhuriyeti”.
Burada aynı şeyler yıllarca bıkmadan usanmadan tekrar eder. Kendi kendini yönetmekten aciz, silik tipler gökten Mesih bekler gibi eli sopalı birilerini beklerler ki, gelsinler de ortalığa çeki düzen versinler.
Riyakâr Korkaklardır bunlar, aldanmayın. Bak olay daha yeni: Marmaris’te ne yaptılar; Kenan Evren bulvarının adını Cumhuriyet Bulvarı olarak değiştirdiler. Evren’in bir ayağa çukurda olduğunu anlar anlamaz harcadılar bir kalemde. Hani “Bodrum’un Paşası varsa artık Bizim de paşamız var” söylemleri?
Dinlemez! Yağmacı bir karaktere sahiptir. Nasıl ki Halkın kendisine yüz vermediğini anladığı anda armudun pişip ağzına düşmesini bekliyorsa; İstanbul’daki 6-7 Eylül olaylarında da aynı mantığa sahipti.
Atatürk’ün evi bombalandı! Üç kelime yetti Koca İstanbul’da servetin bir gecede el değiştirmesine. Başka çaresi yoktu çünkü. O varlığa çalışarak sahip olamazdı. Ya çalacaktı, ya yağmalayacaktı.
Gel bugüne değişen ne? Dört satır şiir okuduğu için içeri tıktığı adam çıkınca Başbakan oluyor. Önünü kesmek için 367 çirkefliği dâhil her türlü pespayelik had safhada.
Darbe planlarına girmiyorum bile!
Meramını anlatmaktan aciz. Meclise giriyor, Lise talebesi gibi pankart açıyor. Oysa ki “kürsü dokunulmazlığı” var. Çık anlat derdini bu Halka, Seni tutan ne?
Konuşması ayrı bir dert. Bir konuşuyor yetmiş sene önceki kabuk bağlamış yarayı kanatıyor. Gaf falan yapmıyor adam, son derece dürüst aslında ama bu çağda artık işlerin bu şekilde yürüyemeyeceğini anlayamıyor.
Oktay Ekşi bir çıtlattı, geri çekti kendini. O dönemki olayların Devrim kanunlarıyla yargılanması gerektiğini, hukukla açıklanamayacağını belirttikten sonra da ilave etti: Bu olaylarda hukuka uygunluk değil, sonuca vasıl olmak aranmalıdır.
Tamam da Ben de Onu soruyorum zaten: Hadi Bizim Mahalleden İskilipli Atıflar, karşı mahalleden Dersimliler “Devrim yasaları” altında inim inim inlediler. Olan oldu diyelim.
Bu Devrim ne menem bir devrimdir ki sopası hep senin elindedir. Bu Devrim davul mudur tokmağı hep Sende kalsın, zurna mıdır kendin çalıp kendin oynayasın?
Ya da, bu ne yaman çelişkidir ki; Gökten imdat ister gibi darbe istiyorsun, sonra gidip 29 Ekimde, Cumhuriyet Bayramında Atatürk’ün manevi huzurunda dirsek temas aralığı hizaya geçiyorsun?
Bir de fener alayı olmadı diye salya sümük oldunuz ya!
Ben de çok safmışım. Tandoğan mitinginde bir göstericinin elinde bir döviz görmüştüm, şöyle yazıyordu: “Devrim Yasaları Uygulansın”. Ne yalan söyleyeyim Benim aklım Marx’a, Engels’e, Lenin’e gitmişti de bir bağlantı kuramamıştım.
Meğer uygulansa Şapka kanununa muhalefetten derdest edileceklermiş.
Adam ne istediğini bilmiyor daha. Patalojik bir vaka haberi yok…



4 Aralık 2009  14:53:43 - Okuma: (616)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik