Yazı

Bir Daha mı Asla
Bir Daha mı Asla 

Özcan Nevres

Bayramın ikinci günü Zonguldak'a gitmek için yola çıktık.

 
Çok rahat bir yolculukla dört saatte Zonguldak'a vardık. Bir gece torunumun konuğu olduktan sonra geri döndük. Keşke dönmeseydik. Yola bayram geçtikten sonra çıksaydık. İstanbul'a yedi kilometre kalıncaya kadar trafik magandalarına rağmen yolculuk iyi geçti. Yedi kilometre kaldı. Artık vardık sayılır derken trafik tıkandı ve adım adım ilerlemeye başladık. İstanbul valisi bayram için her türlü tedbiri aldık diyordu ama, yaşananlar onu yalanlıyordu. Bu trafik tıkanıklığında yolculuğumuz tam iki saat sürdü. Bayramın son günü ise dört saat sürmüş. Güya her türlü tedbirin alındığı bu yolda topu topu üç polis arabası gördük. İkisi arabalarını yol kenarına çekmişler. Yoldaki rezaleti seyrediyorlar. Biri ise sürekli anons yaparak emniyet şeridinin açılmasını istiyordu. Meğer ambulansa yol açıyormuş. Oysa adı üstünde. Emniyet şeridi. Bozulan araçlar ve acil geçişler için ayrılmış bir yol ama trafik magandaları dinlerler mi? Bir ara 4445959 telefon numaralı otobüs tarafından sıkıştırıldım. Kaçacak hiçbir yer yok. Çok az sağa kaçarak silme yanımdan geçmesini sağladım. Bu trafik magandasını henüz bağlı olduğu şirkete bildirmedim ama bildireceğim. Zorbalıkla şerit ihlalinin ne olduğunu öğrensin.
Bir söz vardır. Bedava bomba olsun midemde patlasın diye. Bayram süresince oto yolları ve köprüler bedava diye gerekli gereksiz herkes yola çıkmış. Zonguldak yolu üzerindeki tüm akaryakıt istasyonlarında araba park edecek yer yoktu. İnsanlar kazıklanmaya ne kadar meraklılar. Bir önceki yolculuğumda iki limonata ve oldukça kalitesiz üç simide on lira ödemiştim. Bir daha öyle yerlerde ne yemek yerim ne de simit.
Giresun'a kız istemeye giderken yemek molası vermemiz gerekmişti. Ben yol boyu lokantalarında yemek yemem dedim. Adını bile unuttuğum bir ilçeye saptık. Nerede ağız tadıyla yemek yeriz diye sorduğumuz biri bize bir lokanta önerdi. Orada yemek de var pide de dedi. Vardık lokantaya. Beş kişiyiz. Beş pide yedik. Altı da ayran içtik. Ayranı ben ikilemiştim. Lokantanın ikram ettiği kahveleri içtikten sonra damat adayının babası olarak hesap istedim. Yirmi bir lira. Pideler öyle İstanbul işi minyatür değil. Tam doyurucu büyüklükte. Kızı ailesinden kopardıktan sonra dönüşümüzde yine aynı lokantaya gidip oldukça lezzetli pideleriyle karnımızı bir daha doyurduk. İçtiğimiz ayran da harikaydı ve üstelik yerel bir mandırada üretilmiş. Lokantacıya bu firmanın yoğurdundan kase olarak var mı diye sordum. Vardı ama bu gün kalmadı dedi. Ayrandaki kalite Menemen'in eski yoğurtlarını bana anımsattı dedim. Kısmet olmayınca yapılacak bir şey olamaz.
Menemen yoğurdu dedim de aklıma Menemen'den aldığım yoğurt geldi. Torunum ile bir mandıradan koca bir kase yoğurt aldık. Kaseyi seçen de torunum. Yoğurdunu yedikten sonra kasesini kalemlik yapacakmış ve Menemen hatırası olarak saklayacakmış. Nasıl olsa İstanbul'a kadar dayanır dedik. Meğer eski çamlar bardak olmuş. İstanbul'a vardığımızda yoğurdumuz sirkeden beter olmuş. Torunuma eski Menemen yoğurdunu anlattım. Mehmet Pınar'ın, daha sonra Hüseyin Karapınar'a geçen mandırasında imal edilen o nefis yoğurtlarını. Tulum lakaplı Ali Göksu mandıranın ustasıydı. İmal ettikleri yoğurtları yolcu treninin yük vagonuna yüklerlerken alüminyum tepsileri araba tekerleği gibi yuvarlarlardı. Bir tanesinin yoğurdu dökülse ya. Üstelik o yoğurtlar İstanbul'a en az iki günde varırdı. Üstelik soğutma sistemi olmayan bir vagonda giderdi. Bizim aldığımız yoğurt ise on saat dayanmadı. Üstelik toprak kasede olduğu halde.
Eski ama eskimeyen bir şarkı var. Zamanı var ki her bezmi anarsın diye. Yoğurt denilince Silivri'nin yoğurdunu anmamak olası mı? Yoğurtların kaselere henüz girmediği dönemde İstanbul sokaklarında omuzlarındaki askı sopasının iki ucundaki alüminyum tepsilerde yoğurt satanlar vardı. Silivri yoğurdu geldiiiii diye bas bas bağırırlardı. Kapış kapana giderdi o yoğurtlar. Hani nerede şimdi o yoğurtlar? Geçmişte Silivri'de de aynen Menemen'deki gibi (Ulucak) manda sürüler varmış. Bataklık alanlar daralınca mandacılık yok olmuş. Manda sürülerinin yok olması Menemen'in ve Silivri'nin yoğurtçuluğunun yok olmasına neden olmuş. Eğer büyük şirketler yoğurt işine el atmış olmasalardı belki yine kaliteli yoğurt yapan mandıralar olurdu. Menemen yine de şanslı. Birkaç mandıra halen üretime devam edebiliyor. Menemenlilerin o mandıralara destek olmaları gerekir. Zira o mandıralar günlük süt alarak üretimlerini sürdürüyorlar. Almış oldukları sütlerde kesilmemesi için katılan hiçbir zararlı madde yok.
Özcan Nevres www.ozcannevres.com


3 Aralık 2009  11:31:03 - Okuma: (871)  Yazdır




İstatistik