Yazı

Kötü bir çiftçiyim Ben!
Kötü bir çiftçiyim Ben! 

İbrahim Becer

İnternetle haşır neşir olanlar bilir. Adına Farmville denilen sanal bir çiftlik oyunu var Facebook’da.

         Biraz iterek de olsa arkadaşların ısrarıyla girdik bu oyuna. Sular seller gibi kademeler atladık; Bir gün enginar ekiyoruz, ertesi gün inekleri sağıyoruz, para kazanıyoruz falan.
         Yalnız bir gerçek var ki, dün akşam Facebook ta portakal dikerken bir tokat gibi yüzüme çarptı. Bizim gerçekten de bir tarlamız var ve o tarlada Benim Ege Bölgesinin değişik yerlerinden bin bir zahmetle topladığım üzümlerim ekili. O üzümleri bu sene meyve kurduna kaptırdık. Tek üzüm olsa gama yemem de, Peder Beyin ayvalar da Sizlere ömür. Onları da Akdeniz sineğine kurban ettik.
         Bizim dışımızda gelişen aksiliklerde cabası; geçen kış çok yağmur yağınca, evvelki sene ektiğimiz şeftalilerin kökleri çürüdü.
         Hiç kıvırmaya gerek yok!
         Sanalda dört günde enginar hasadı yapabilmeme, leveller atlayabilmeme rağmen Ben gerçek hayatta çok kötü bir çiftçiyim. Hem de, çiftçiliği doğup büyüdüğü tütün çardaklarının lüküs ışığı altında öğrenecek kadar temeli sağlam biri olmama rağmen kötü bir çiftçiyim.
         Sanal âlemin gerçekle pek ilgisi yokmuş demek ki!
         Aynı örnek üzerinden gidelim: Diyelim ki Ben kendimi demokrat sanıyorum. Göstergeler de o yönde, Onuncu Yıl Marşı sular seller gibi zaten(…ki yazarı 60 darbesinde hapis yattı, ne gam!). Peki Benim Demokrasiyle olan imtihanımı sınayacak ateş ne olabilir?
         Darbe planlarına karşı tutumum elbette. Ben, İster göbeğini kaşısın, isterse başını fark etmez deyip çıkan sonucu içime sindirebildiğim kadar demokratımdır.
         Ya ne kadar hümanistimdir? İnançlarından ötürü dışlanan, sürgün edilen, mağaralarda gazla boğulan, nesli kesilmekle tehdit edilen bir inanç öbeğine çok büyük bir haksızlık yapıldığını haykırabildiğim kadar.
         Bununla ilgili Ben ne kadar dönebilirim mesela? İçinden çıktığım Halkım tüm bu acılara maruz kalmışken, “Devrim Yasaları” kozunu oynayıp, sonra da topu Atatürk’e atıp üç maymunu oynayabilir miyim, Peki o halk bana inanır mı?
         Ne kadar Müslüman’ım Ben, Kul hakkı yemiş olabilir miyim? Kurbanı kestim ama neden iyi taraflarını kendime ayırdım? Ya da çok değil on sene önce bir kurban derisi kapmak ve üç kuruş da olsa davama hizmet etmek için çaba harcarken bugün nasıl oldu da bir şirket yönetebiliyorum?
         Neden iyi insanlar, iyi atlara binip gittiler?
         Neden taze boka çok sinek konar bu ülkede? Mesela insanların aydınlanması neden aniden ve yükselen siyasi konjonktüre paralel gider?
         Hadi açık oynayalım!
         Refah partisi, çok değil on beş sene önce sekiz tane ampul altında, yüz kişiye miting düzenlerken neredeydi bu insanlar? Ne değişti de şimdi geldiler? Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan İşçi Partisi mensupları mıydı, fikirleri mi değişti, yoksa bu insanlar mı değişti?
         Kendim için istediğimi herkes için isterim: Hiç kıvırmaya gerek yok!
         Neden, hiç alakan olmadığı halde o mahalleden bu mahalleye siyasi mülteci olarak geldin? O mahallenin nesini beğenmedin de bu yana taşındın? Bak kıvırma! Sen 31 Aralığı yılbaşı olarak bildiğin zamanlarda Ben 31 Aralık 1993’de Celal Atik Spor salonunda Tayip Erdoğan’ı dinliyordum.
         Bu tarih aynı zamanda Mekke’nin fethidir çünkü.
         Sözüm samimi insanlara değil. Kendilerini tenzih ederim ama bir gerçek de var ki söylemek boynumun borcudur: Müslümanlığımızdan tut, demokratlığımıza kadar, oradan Atatürkçülüğümüze gel değişen bir şey yok.
         Leş gibi bir riya ve sahtekârlık çamurunda, isim haklarına cebren ve hile ile el koyduğumuz ideoloji maskelerimizle yuvarlanıp duruyoruz.
         Ama sanalda sular seller gibiyiz.
         Vicdan mı? Kimde var onu sorgulayacak yürek…

2 Aralık 2009  00:11:12 - Okuma: (629)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik