Yazı

Nefesim kesilmedi!
Nefesim kesilmedi! 

İbrahim Becer

Nefes filmini Ben de izledim.

 
Beklediğimin aksine, ‘Nefes’ nefesimi kesmedi. Oysaki Yazar’ın iki kitabını da(yer eksi iki ve Güneydoğudan öyküler) bir nefeste okuduğum daha dün gibi aklımda.
Grange Romanları da böyledir genelde. Eser, filme aktarıldığında güdük bir şey olur çıkar. Nitekim Jan Reno’ya rağmen ‘Kızıl Nehirler’ kitabı kadar tat vermemişti.
Nefes’ kötü bir film. Senaryosundan tutun da çekimlerine kadar kötü bir film. Çekim ekibi filmin tutacağından o kadar eminmiş ki tanınmış bir oyuncu bile koymamış. Yanılmıyorsam tamamına yakını amatör oyunculardan kurulu bir ekip.
Garibime giden bir şey de, Yazarın filme mihmandarlık eden kitabı ‘Güneydoğudan öyküler’ orada yaşayan insanların hayatlarını öne çıkaran, ,insan ilişkilerini yücelten bir yapıya sahipken burada hemen hemen bu konuya hiç vurgu yok. Karakterler neden bu kadar dilsiz kesilmiş anlamak zor.
Garip vurgular yapılmak istenmiş. Filmin son bölümünde karakol basılmış, Onlarca şehit yerlerde yatarken Askerin yere düşen Atatürk Büstünü yerden kaldırarak başka yere taşımasını yönetmen hangi psikolojiyle açıklar bilemem.
Öyle bir anda yapacağınız ilk iş bu mudur? Eğer kötü niyetli bir insan olsaydım Ben bu durumu şöyle açıklardım: Filmin kötü olacağını Yönetmen hissetmiş olmalı ki, eleştirilerden kurtulmak için arkasına “Atatürk rüzgârını” almak zorunda hissetmiş kendini.
İşin bilgi gerektiren teknik detayları da maalesef yerle yeksan durumda. Ben şu ana kadar “düşen” bir karakol hatırlamıyorum. Çok karakol gördüm. O karakollar tasarlanırken belki eksikleri olabilir ama “düşsün” diye tasarlandığını sanmıyorum. Her şey bir yana bir karakol o şekilde korunmaz. O karakola bakan hâkim tepelerde ileri üs emniyeti, keşif ve pusu kolları koyarsınız. Orada görev yapmış bir Yazara rağmen bu vahim hatalar neden yapıldı anlaşılır değil.
Orada bulunan askeri personeli mağdur gösterme rahatsızlığı da açıklamaya muhtaç bir durumda. Her an basılacakmış izlenimi yaratan bir karakol ve Onun çaresiz askerleri. Elbette hayat çok zordur orada ama çaresizlik söz konusu değildir. Orası Bizim toprağımızdır ve bu toprakları yasadışı bir terör örgütünün tecavüzlerinden koruyup kollamak için orada bulunan insanlardık Biz.
Oraları hiç görmemiş ve oğlunu Şırnak’a göndermiş bir Baba olsaydım şayet işim çok zordu. Kişisel hırsı için bir karakolun basılmasına göz yuman bir Komutanın emrinde bir evladının olduğunu bilmek Bir Babaya acı olarak yeter de artar bile.
Uzun lafın kısası, “Nefes” çok kötü bir film. Nasıl ki zamanında “Asmalı Konak” dizi olarak iş yapınca, Yapımcılar para kazanmak için filmini çevirdiyse buna da aynı gözle bakın. Bir konjonktür filmidir, “açılıma” denk getirilmiştir ve rantı yenmek istenmiştir sadece o kadar.
Bir gün bu konu hakkında gerçekten iyi filmler yapıldığında bu filmi belki de kilometre taşı olarak anacağız. Ama daha ötesi değil.
Bu türün içinde ne olarak anarız derseniz cevabım şu olur: Star Wars’ın da içinde bulunduğu Bilim Kurgu kategorisinde Cüneyt Arkın’ın “Dünyayı kurtaran adam” filmi neyse bu filmde odur.
En hafif tabiriyle insanların zekâsıyla, konu hakkında bilgisizliğiyle alay ediyorlar.
En zayıf yerinden, duygularından yakalayıp çalan bir hırsız gibi bu film. Şehit ve Atatürk!
Peki, beğenenler nasıl beğendi derseniz ki dersiniz o zaman da bu yazı burada biter.
İçinde bu iki kelimenin geçtiği bir nesneyi bu ülkede eleştirmeye kimin gücü yeter ki. Velev ki kötü olmuş ne gam! Çiğnemeden yut gitsin…


28 Kasım 2009  17:45:00 - Okuma: (717)  Yazdır




İstatistik