Yazı

Nefes -2-
Nefes -2- 

Asil S. Tunçer

Kötü Niyetli İyi Bir PKK Propaganda Filmi…

 
Bu filmi yapanlar önce askerliği ve ardından da Güneydoğu ve PKK gerçeğini öğrensinler. Tekmil öyle filmdeki gibi verilmez. Subay Astsubay tekmil verirken rütbe ve soy isim, erat ise isim-soy isim ve memleket söylerler. Filmdeki dikkat edin subay ve astsubay grubu ya salak veya sünepe ya da psikopat. TSK’yı hepten arızalı yapmış yönetmen. Adamın kesin ya Asteğmenliğe ya da muvazzaflığa takmışlığı var…
Yüzbaşı bağırırken kıçını yırtıyor: Astsubay ve Asteğmenler şamar oğlanı. Askerde de bir edebiyat bir edebiyat. Laflara bak: “yüreğinde bir bulut olarak dolaşmak”, “büyük şehirlere aşk küçük gelir”… Daha neler neler. Askerlik ne şiir yazmaktır ne de senaryo. Askerlik, vatan millet sevgisinin gerektiğinde canla, kanla bedel olarak ödendiği tek yerdir. Hiçbir şey bu sevginin başka türlü bir karşılığı ve açıklaması olamaz. Tam aksine, askerliği psikopatlığa bağlayanların içlerinde “vatan, millet ve Sakarya” hissi yerine ancak kompleksleri veya kıç acıları vardır: Dedim ya, filmi çekenler affedersiniz kıçlarından ‘nefes’ almaktadırlar. Nitekim bu filmin kadrosunun birçoğunun geçmişine bakıldığında mutlaka bu dediklerim görülmektedir. Burada tek tek isim vererek açıklamak isterdim ama buna ne benim köşem ne de siz okurlarımın zamanı ve sabrı yeter.
Ayrıca Güneydoğu’da Uzman Çavuşlar büyük oranda hizmet vermektedir. Hani nerde? Filmde bir tane bile uzman var mı? Filmde (sözde) komutan herkesin içinde yani bölüğün önünde “senin karın var mı” yok “karın lojmanda mı kalıyor” gibisinden sorular soruyor ki bu askerlikte olacak şey değildir; bir içtimada bir komutan astlarına bu şekilde ne sorular sorar ne de ‘kadın-kız’ muhabbeti yapar. Bu adamlar önce askerliği bilmiyor; bilse de saptırıyor. Bu filmde, izleyenler nazarında Türk askerinin yeri, komutanların saygınlığı yani halkımızdaki askerlik kutsalliyeti sıfıra indirilmeye çalışılmıştır.
Hele komutanın “sizi öldürür, sonra eğitim zayiatı sayarım” demesi de olmayacak bir durum ve söylenmeyecek bir sözdür. Adamı mahkemeye verir, apoletlerini sökerler. Askerlik bu, boru değil; orası da ne kasaba şerifliği ne de dağ eşkıyalığı. Asıl bunu yaratmaya çalışan film ekibi PKK’nın dağa çıkmamış ama aynı paralelde düşünen düzdeki yandaşları. Hangi birliğimizde Türk bayrağı göndere çekilirken Kürtçe şarkı söylenmektedir. Bu görülmüş bir şey midir? Filmi yapanlar uzaydan mı geldiler? Bunu geçtim; adamlar zaten PKK propagandası yapıyorlar ve amaçlarına ulaşmış durumdalar. Peki, izleyip de hala “filmi çok beğendik” diyenlere ne demeli? O kadar çoklar ki “acaba bu memlekette tek ulusalcı ve yurtsever ben mi kaldım” diye kendi kendime sormaya başladım.
Yüzbaşı ikide bir karısıyla telefonda konuşuyor. Karısı da abuk sabuk haberler veriyor ki bir subay hanımı böyle sıradan can sıkıcı haberleri cepheye ulaştırmaz çünkü kocasının kutsal bir görevde olduğunun bilincindedir. Askerde ise bakıyorum; ne talim var ne bir terbiye, şınav-mekik, komando dansı, nerde? Bu ne biçim komandı bölüğü. Kızlar taburundan farkı yok. Ya şarkı-türkü ya da karı-kız muhabbeti. Ulan ‘Hababam Sınıfı’ askerde filmi mi çekiyorsunuz, ne yapıyorsunuz? ‘Doktor’ lakaplı terörist zırt pırt telsiz konuşmalarına giriyor filan. Manyakça şeyler. Böyle bir şeyin olması mümkün değil. Bizim ordunun elindeki telsizi bırakın PKK, Amerika bile dinleyemez. ASELSAN’ın yaptığı telsizi dinleyecek ve çözecek bir sistem için binlerce telsiz ve şifre çözücü biranda çalışması lazım ki bu da dağdaki ortamda olası değil. ‘Frekans atlamalı kripto sistemi’ diye bir şey var. Muhabereciler bunu iyi bilirler… Tam tersine TSK, PKK’yı dinler. Maalesef, filmde Yüzbaşı bir kere olsun ‘Doktor’ şerefsizini dinleyemiyor. Hep üstün olan karşı taraf. Filmi çeken geri zekâlılar, dediğim gibi ya hiç askerlik yapmamışlar ya da tezkereye kadar hep patates-soğan soymuşlar.
Karda tatbikat yapacaksın; kar kamuflajın olmayacak. Hadi geçtim, 80’li yıllar ama tatbikat öyle olmaz. Nöbetçi kulübesindesin ama gece görüş dürbünün yok. G-3 tüfeğinden başka silah yok mu TSK’da? Ama PKKlıya gelince baba baba RPG’ler… Ayrıca ‘Doktor’ lakaplı adamı niye çok etkili bir ses tonu ve gizemli kişiliğiyle sunuyorsun seyirciye? Bizim Yüzbaşı ise hani deyim yerindeyse “Allah’ını kaybetmiş, peygamberini arıyor”… Bir komutan karakolu basılacak ve o bir köşede öyle uyuz uyuz seyredecek! Uganda Ordusu mu bu? Türk Ordusu’nu bunlar ne zannediyor? Dünyada gerilla savaşı konusunda en başarılı ve en az zayiatla mücadele veren bir ordumuz var; hem savaşta düşmanı tir tir titreten, barışta da caydıran, korkutan bu orduya bu şekilde saldırman zaten baştan senin niyetini ortaya koyuyor; belli.
Fakat benim anlamakta zorlandığım; bu filmi beğenenler bu kareler gösterilirken herhalde başka şeylerle meşguldüler! Rambo seyreder gibi filmi seyrettiysen diyeceğim yok ama bunun üstüne bir de kalkıp “film süperdi, herkes görmeli…” filan… Yok arkadaş! Orada duracaksın. Bu filmi gösterime girdiği dönemi, yaşadığın son 30 yıldaki olayları ve şuan ülkeni yönetenlerin içine düştüğü gaflet ve dalaleti, senin “kardeşiz” dediğin vatandaşın ihanetini görmek ve bu filmi ondan sonra izleyip değerlendirmen ve verilmek istenen gizli sinsi mesajları algılaman lazım. Unutma! Her Kemal, Mustafa Kemal değil. olmadı, olmayacak da…
Elbette bölgedeki zorlu mücadele esnasında sinirleri bozulan ve yıprananlar olacaktır; bunlar derhal değiştirilerek hastanelere sevk edilir ve tedavi altına alınır. Ayrıca bir komutan askerlerinin sinirlerini bozup onları yıpratacağına aksine moral verip, cesaretlendirir ve kendisi de en iyi örnek olmaya çalışır. Askerine çenesi düşüklük, düşmanına gevezelik yapmaz. Ne yürüyüş yürüyüş ne de intikal intikal. Ayrıca bir dağ karakolu böyle korunmaz. Etrafta başka ne bir karakol ne de birlik var. “Saldık çayıra, Mevla’m kayıra”. Çıplak ayak, yırtık bayrak, kıytırık bir karakol ve aşk-meşk adamlarından oluşturulmuş özel seçme bir birlik. Askerlerin komandolukla alakaları zaten yok. Mehmetçiğin karizması çizilmeye çalışılmış ama bir filmde başarılacak bir halt değil. Sen asırların gücü ve kuvvetini bir-iki saatte öyle kolay halledemesin.
Filmin başında Türk askeri paramparça, PKK cesetleri daha derli toplu. Psikolojik olarak yıpratma söz konusu. Atatürk büstünün önce karları temizlendi, normal, ama sonra büst ha bire silinip parlatıldı ve  son sahnede çatışmanın normal sonucu  olarak ta hasar gördü.  Uzun süre kucakta taşındı. Putlaştırma ve esas anlamından uzaklaştırma var bu karelerde bol bol. Rüzgâr, fırtına tabii ki bayrağı eskitir, ancak parçalanan lime lime bayrak çok fazla yer tutuyor filmde. Çayla  çarşaf kaynatılarak hazırlanmaya çalışılan bayrak!  Bu da ne böyle… Bayrak, burada çok basit bir bez parçasına, sıradan bir kumaşa indirgeniyor. Arka fonda “para, banka ve tapu…” geyikleri. Can pazarında sözüm ona “parayla satın alınmayacak bir şey yoktur” ve “bu dağların tapusu bizde” göndermeleri yapılmaya çalışılmış. Bu arada “şehit olan kahramanlarımızın” haberleri sıradanlaştırılıp, gündemim bir parçası şekline sokularak “soğutma” ve “uzaklaştırma” daha da pekiştirme yönünde uğraşılmış.
Yaralı terörist kıza masada ilk müdahale yapılırken, arka fonda bagır bangır TV’de güzellik yarışması final haberleri veriliyor ki; Türkiye güzeli haberi aşırı kasıtlı… Burada inandığı davaya başını koymuş, dağlarda gezinen bir terörist kız ve aynı hemcinsi güzelliğini kullanarak TV’de… Artık iyice uç noktadan zorlamaya çalışıyorlar. Şehit haberlerinin daha kısa sürmesi ve filmde adam gibi bir şehit cenaze töreninden kareler verilmemesiyle çok açık olarak seyirciye “‘şehitlik’” fasa füse; pisipisine geberip gidersin” mesajı veriliyor. Bu ilk; arkası gelecek. Bundan sonra yapılacak filmler daha da saldırgan olacak. Medya ve sinema ile görsel etki sonuna kadar kullanılacak. TSK, Türk Ulusu’nun en sarsılmaz güvencesi ve varlığının teminatı. Ona olan güveni sarsarak ve ‘Mehmetçik’ inancımızı yıpratarak bizleri askerlikten soğutmaya ve bu şekilde olayı bitirmek istiyorlar.
Film 2 yıldır gündemde ama özellikle bugünlerde gösterime giriyor, zaten tam zamanı. Açılıma görsel olarak destek verecek mükemmel bir çalışma. Önceki yazımda da söyledim: “PKK için yapılmış iyi bir film; yapılsa bu kadar iyi yapılırdı”. Terör örgütünü masum göstermeye yönelik ve açılım konusunu çok iyi pekiştiren bir çalışma. Film bu anlamda amacına ulaşmıştır. Bu şekilde ‘Mehmetçik’ “out”, ‘Apo’ “in” oluyor. Teröre tepki vermeyen ve oğullarını askere göndermeyen bir millet ancak bu şekilde yaratılabilir, bunu biliyor ve uğraşıyorlar. Mavi bereli komandoları ‘hababam taburu’ yerine koyup, kıçı kırk teröristler karşısında beceriksiz ve aciz halde göstermek, aşağılamak bunun yanında 30.000 insanımızın canına kıymış bebek katillerini kahramanlaştırmaya çalışmak kesinlikle kabul edilemez. Kimsenin de haddine değil.
Bunun hesabı mutlaka sorulur. Bu böyle biline…
BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN


26 Kasım 2009  11:45:59 - Okuma: (748)  Yazdır




İstatistik