Yazı

Peygamberler Şehri
Peygamberler Şehri 

Ümran Songun

Bu ilham verici şehri hissetmenin en iyi yolu, gün ışığının değdiği her taşın kokusunu içinize çekmek olsa gerek. Gün ışığında Gaziantep’in taş binalarının yer aldığı daracık sokaklarda gezinmek, yapılara dokunmak, orada yaşayanların yaşamlarını hayal etmek bile harika bir duygu. Tabi koca kapılardaki kapı tokmaklarını da unutmamak gerek, O kapı tokmaklarının her birinin ayrı bir anlamı var.

 
Gaziantep’ in gezip görülecek o kadar çok yeri var ki, zaman darlığı nedeni ile pek çok yerini görebilmek mümkün olmadı. Buna rağmen sizlere aktaramadığım çok şey var. Mesela, Gaziantep şehir müzesinde görmüş olduğum resimler. Gaziantep’in tarihini anlatan resimlerde 1930’ lu yıllarda gayet modern giyimli kadınların olduğunu gördüm. Bir de 1939 yılında bir bayana yazılmış olan bir nişan davetiyesi var ki bu da o dönemde kadına verilen değeri gösteriyor. O günleri ister istemez günümüzle karşılaştırdığımda, resmen ileri değil daha geri gittiğimizi görüp üzülüyor insan.
Memleketimizin her bölgesi, gelenek, görenek ve doğasıyla yaşanmaya değer. Bu vatan topraklarının her bir karesi bizim. Dini, dili, ırkı her ne olursa olsun bu topraklarda yaşayan insanlarımızın hepsi bizim. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde tanışıp görüştüğümüz insanların sıcaklığı inanın hala içimi ısıtıyor.
Gaziantep’ten ayrılıp Birecik Barajı’ na doğru yola çıktığımızda, gördük ki yolun her iki yanı çorak ve kuruydu. Suyun dokunduğu alanlar çıplak gözle seçilebilecek kadar azdı. Gaziantep müzesine taşınan Zeugma şehir mozaiklerinden sonra Zeugma’yı yakından görüp onu hissetmek farklı bir duyguydu. Sular altında kalan ve suyun altında uyuyan bir şehirdi o. Ağaçların en üst noktası suyun yüzeyinde hala yaşamak için direniyor, Birecik barajının can verdiği doğa, baraja yukarıdan bakıldığında muhteşem görünüyordu.
Birecik şehri ise yamaçlara kurulmuştu. Binalar toprakla aynı renkte taşlardan örülmüş, sanki doğaya inat, görünmemek için gizlemişti kendini. Günün o saatinde bir müzik, hoş geldiniz diyordu bizlere. İki gencin mutluluğu için düğün dernek kurulmuş insanlar oynuyordu. Taş binalara inat, Birecik Belediyesi yeşillikler içindeydi. Belediye’ ye yaptığımız kısa bir ziyaretten sonra koruma altına alınmış kelaynak kuşlarını gördük. Orada bulunan görevli bizlere kelaynak kuşlarını şöyle anlattı: “Kelaynak kuşları tıpkı insanlar gibi tek eşli, hatta insanlardan daha duygulu ve vefalı diyebilirim. Her yıl aynı eş ile yuva yapıp çiftleşiyorlar. Eşi ölen kelaynak kuşu başka bir eşle çiftleşmiyor. Bu da neslinin tükenmesinin önemli bir nedeni olsa gerek. Bu kuşlar beş yaşında erginlik çağına ulaşıyor ve yirmi beş-otuz yıl kadar yaşıyorlar. Kelaynaklar şubat ayı gibi Birecik’ e gelip mart ayına kadar yerleşiyorlar. Birecik’e gelmelerinin nedeni ise kayalardaki “kalsit mineralinin” kelaynak kuşlarının üreme güçlerini artırması. Kelaynak kuşları neslinin tükenmesinden dolayı 1972 yılında Orman Genel Müdürlüğü tarafından koruma altına alınmış. Yağsız et, rendelenmiş havuç, haşlanmış yumurta ve yem ile besleniyorlar. 2007 yılında göçü teşvik amacıyla bir grubu doğaya salınmış durumda…” Görevlinin söylediğine göre şu an Birecik’te 325 adet kelaynak kuşu bulunmaktaymış.
Niyetimiz hava kararmadan Şanlıurfa’ya ulaşmak olduğu için Birecik’ e fazla zaman ayıramıyoruz Öğle yemeği yemek için zamanımız olmuyor. Yemek hakkımızı Şanlıurfa’da bir sıra gecesinde kullanmak hiç fena olmaz diyor ve yolumuza devam ediyoruz.Yolculuk esnasında Şanlıurfa Hilvan’ da eczacı olan bir arkadaşımı arıyorum. Sesimi duyup ona yakın bir yerde olduğumuzu öğrenince çok mutlu oluyor. Daha önce oralara geleceğimizi haber vermediğimiz için de kırgınlığını dile getiriyor. İki dakika içinde bir “sıra gecesi” ayarlıyor bizlere. İşini gücünü bırakıp şehrin girişinde bizleri bekliyor. Ne yazık ki hava karardığı için Şanlıurfa’yı gün ışığında görmek mümkün olmuyor. Bizi bekleyen arkadaşımla buluşup önce “Balıklı Göl” e gidiyoruz. Bu arada Urfa şehri bizleri şaşırtıyor ve adeta büyülüyor. O kadar modern bir kent ki… Işıklandırmalar, yollar, dükkanlar, parklar ışıl ışıl parlıyor. Parklarda spor yapan insanlar, harika modern oteller var ve inanın ben böyle otelleri turizm şehri olan Antalya’da dahi görmedim.
“Otel El Ruha” olanca haşmeti ve ihtişamıyla ben buradayım diyor. Bu arada “Ruha”nın anlamının Urfa’nın eski isimlerinden biri olduğunu öğreniyoruz.
Orada bulunan insanların bizlerden hiçbir farkı yok. Bilakis çok samimi ve cana yakınlar. Kiminle konuşursanız konuşun, ‘siz misafirimizsiniz’ diyerek bizleri evlerine davet ediyorlar.
Şanlıurfa, peygamberler ve dinler kenti olarak anılıyor. Yahudi, Hıristiyan ve İslam dinlerinin ortak atası olarak sayılan İbrahim Peygamber’in bu kentte doğduğu söylenir. İnanca göre İbrahim Peygamber Putperestliğe karşı mücadele ettiği için Kral Nemrut tarafından ateşe atılır. Lut, Yakup, Eyüp, Elyassa, Şuayp ve Musa Peygamber hakkında da anlatılan pek çok öykü vardır. Ayrıca Şanlıurfa Türkiye’nin en önemli projelerinden olan GAP’ın (Güneydoğu Anadolu Projesi) merkezini oluşturmaktadır.
Balıklı Göl’e geldiğimizde kendimi adeta bir cennet bahçesindeymiş gibi hissettim. Şehrin merkezinde, kocaman yemyeşil bir parkın ortasındaydı… Rüya gibi bir yerdi.
Hazreti İbrahim, Hükümdar Nemrut tarafından ateşe atıldığında düştüğü yerde “Halil-ür Rahman Gölü” oluşmuş. Günümüzde “Balıklı Göl” olarak adlandırılan Halil-ür Rahman gölünün çevresindeki dini yapılar kompleksi, şehrin en önemli merkezi haline gelmiş ve hatta buraya Urfa’nın kalbinin attığı yer de diyebiliriz. Balıklara yem attığımızda su kadar balık olduğunu görüyoruz. Göle elinizi uzatsanız balıkları yakalayabilirsiniz. Çevredeki eski tarihi taş binalar, camiler sanki balıklı gölün ihtişamına arkadaşlık yapıyor ve onu ön plana çıkarıyor. Işıklandırma mükemmel, her yer fıkır fıkır insanlarla dolu. İsteyen, ibadet için ayrılmış olan bölümlerde ibadet ve dua edebiliyor. Havada suyun serinliği var. Burada farklı bir enerjinin varlığını hissediyorsunuz...
...devam edecek.


25 Kasım 2009  23:39:35 - Okuma: (671)  Yazdır




İstatistik