Yazı

Dersim’in öğrettiği…
Dersim’in öğrettiği… 

İbrahim Becer

Kartal ömrü en uzun kuşlardan biridir, Ortalama yetmiş yıl yaşar.

         Fakat birçok kartalın bu uzun ömrü hak edebilmesi için kırk yaşında bir karar vermesi gerekir.
         Yaşayacak mıyım, ölecek miyim?
         Kartallar kırk yaşına geldiklerinde, gagaları boyunlarına değdiği için bir şey yiyemezler; pençeleri sertleştiği için avlarını tutamazlar; tüyleri kartlaştığı için de uçamazlar. Ölümü seçenler açlıktan ölürler.
         Yaşamak içinse zorlu ve bir o kadar da acılı bir süreç beklemektedir kartalı. İlk önce yüksek bir dağın zirvesine çıkar ve orada tüner. Burada gagasını bir kayaya vura vura kökünden kırarak iki ay sonra çıkacak olan yeni gagayı beklemeye başlar. Gagası çıkınca eskimiş pençelerini söker atar ve iki ay da bu yeni pençeleri bekler. Pençeler de gelince, bu yeni pençelerle tüylerini yolarak yeni hayatına taze bir “merhaba” der.
         Dersim Olaylarından haberdardım. En çok aklımda kalan olaylardan biri, Seyit Rıza’nın oğlunun, Babasının gözleri önünde asılmasıydı. Bir diğer garibime giden olay da, Sabiha Gökçen’in operasyona bizzat katılarak yöreyi bombalamasıydı.
         Gariptir, “Türkiye’nin ilk kadın pilotu” olarak idealize edilen ve adına havaalanı yapılan bu kişi aynı zamanda Dersim Olaylarında bulunmuştu.
         Bizim bir toplumsal rahatsızlığımız var ki, tahsille falan yola gelecek gibi değil; İşine geldiği gibi inanma! Bu arıza kendini en çok da tarih alanında belli ediyor. Ne gariptir ki hemen hemen aynı kafa yapısındaki insanlar bu hastalığa yakalanıyor.
         Ne alakası varsa biri çıkıp Cumhurbaşkanının soyunun Ermenilerden geldiğini iddia ediyor. Utanılacak bir şeymiş gibi!
         Daha bu olayın dumanı tüterken bir diğeri, hacca gitmek isteyen bir vatandaşa: “Boş ver Haccı, Araplara para mı kazandıracaksın” diyebiliyor.
         Bilinçaltının dışa vurumu konusunda Freud’a rahmet okutacak en son performans Onur Öymen’den geldi: “Dersim’de analar ağlamadı mı?” cümlesini kurmakla, el bombasının pimini çekip atmak arasında hiçbir fark yok çünkü.
         Bakın, Bizde tarih yazıldığı gibi okunmaz. Resmi tarihe bakarsan bu bir isyandır ve bastırılmıştır. Bu şekilde yazılan tarih gerçekte nasıl okunur derseniz iş çatallaşır biraz. Fazla detaya girmeden şu kadarını söyleyeyim; Yöre halkının çanına ot tıkanmıştır. Bir sene Elazığ’da bulunmam sebebiyle Tuncelili arkadaşlarım oldu. Onlardan dinlediklerimi hatırlıyorum şimdi de, İnsan insana bunu yapmaz.
         İsyan bastırıldığında geride 13 bin 160 ölü, 11 bin 818 de sürgün bırakmıştı.
         Seyit Rıza’yı asmak için yaşını küçültüp alelacele Pazar günü gereğini yerine getirdiler mesela.
         Oğlunu da gözlerinin önünde asmaktan çekinmediler. Onur Öymen’in haksız olduğu tek konu da buydu zaten; Sadece analar ağlamamıştı, babalar da ağlamıştı…
         Bakın, çok fazla detayına girmiyorum. Ama bir kitap kurdu olarak Size şunu tavsiye ederim: Tarihi öğrenmek istiyorsanız şayet, Tuğla gibi “Şu çılgın Türkler” modundaki kitapların Size hiçbir faydası olmaz. Ben de burada “Dersim isyanını” işlemiyorum. Sadece şunu söylüyorum: Doğru yazalım, doğru okuyalım.
         Yüzleşmekten utanmayın! Bunun inançlarınızla bir ilgisi yok. Sivas Olaylarında yakılan insanlar için de bir Fatiha okuyun. Bu, size Allah nezdinde bir yük getirmez. O Olayların müsebbiplerini de lanetleyin. Çünkü Onlar engerektir, Onlar çıyandır…
         Bu PKK belasını anlamak istiyorsanız Diyarbakır Hapishanesini okuyun, araştırın. Sıradan bir köylünün hapishaneden çıktığında nasıl kemik gibi bir militan olduğunu o zaman anlarsınız.
         Seksen altı yaşını devirmiş bir cumhuriyet düşünün ki; Müslümanla kavgalı, Aleviyle kavgalı, Kürtle kavgalı, Çerkesle kavgalı, Solcuyla kavgalı, Sağcıyla kavgalı olduğu yetmemiş bir de komşularıyla kavgalı.
         Fikir adına, inanç adına ne varsa kuduz köpekten korkar gibi korkmuş. Bu Ülke yıllarca İran’dan korktu, hem de ne için; rejim ihraç edecekti İran. Yıl 2009 ne oldu peki? Sahilleri İranlılar istila etti bikinileriyle. Kaç tane Türk Tahran’a uçtu çarşafa girmek için? Hiç kimse!
         Ha! İran bu arada nükleer enerjide aldı başını gitti o ayrı mesele.
         Bizi bekleyen tecrübe, Kartalın Tecrübesidir. Ya seksen altı yıl yeter diyeceğiz, Ya da kendine aykırı gelen, istisnasız her fikri düşman görerek saldıran o pençeleri sökeceğiz.
         Gelinen nokta ortada çünkü. Her kaşınan yerden bir yara kanamakta…


19 Kasım 2009  21:55:05 - Okuma: (1646)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik