Yazı

Sporda iki ölüm iki acı
Sporda iki ölüm iki acı 

Prof. Dr. Seyhan Hasırcı

ROBERT ENKE, ADNAN ORHUN

 
Değerli okurlarım beni bu sefer iki acılı ölümü anmak amacı ile böyle bir yazı yazdığım için hoşgörün ve bağışlayın. Sporda gülebileceğimiz ne kadar çok güzel şeyler varsa, acı dolu günlerimizinde olması kaçınılmazdır ve hele böylesi bir sona her insanın eninde sonunda karşılaşacağını doğanın kaçınılmaz bir kuralı olduğunu biliyoruz. Bu nedenle aramızdan ayrılmış olan ve önlerinde saygıyla eğildiğim iki insanın ölümlerinden sonra da olsa anmak bana göre bir insanlık görevidir.
Robert Enke için çok şeyler yazıldı ama şu kelimeler onu anlatmaya yetiyordu; Siz ister ağlayarak gözyaşlarınızdan akan yaşlarla ardından seller oluşturun ya da bu dünyayı bir dönem yaşadığı için mutlu gülücüklerle veda edin, ya da gözlerinizi kapayarak ona dualar edin ve yahut’ta gözlerinizi dört açarak ardında neleri bıraktığına bakarak düşünün! Diye veda edilerek toprağa gömüldü Enke. Evet Alman futbol milli takim ve Hannover 96 futbol takımının kalecisi Robert Enke’nin ölümü Alman futbolunu acılara gömdü alman futbolunun başı sağolsun ama bu ölüm ne ilk ne de son ölümdü!
İnsanlar doğarlar, büyürler, gelişirler ve günleri gelince de dünyamıza veda ederler. Robert Enke kendi sonunu kendisi çizdi ve dünyamızı terketti, buradan onunla ilgili çok şey söylemek istemiyorum ama Alman futbol milli takımı kaleciliğine kadar yükselen bir insanın ne kadar zorlu bir yaşam yolculuğundan geçtiğini ve işte bir gün tüm bu elindeki olanaklara rağmen hayata son noktayı vurabilmenin cesaretini kendinde bulmasını bizler hiç bir şekilde anlıyamıyoruz degilmi degerli okuyucularım.
Geçen yazımda belirtmeye çalışmıştım sporla uğraşan insanların bir sosyo-fizyolojik yaratık olduklarını ve hele hele üst düzey performans sporu ile uğraşan insanların üzerlerinde normal insanlara oranla çok daha büyük baskılar altında yaşadıklarını altını çizerek açıklamıştım. Nihayetinde kendi sorunları ile başa çıkanların yaşama devam ettiğini ama sorunlarının altından kalkamayanlarında böylesi üzücü bir sonla karşılaşmaları kaçınılmaz oluyor bazen!
Bu durumda olan insanların kesinlikle daha dikkatli bir takibe alınmaları ve daha çok destek verilmesi kaçınılmazdır, Enke destek alıyordu ama demek ki bu dış destek ona yetmedi! Ruhu şadolsun.
Spordaki diğer kaybımız ise, değerli hocam dünyalar tatlısı spor bilim adamı Adnan Orhun evet maalesef Adnan Orhun hocamızı kaybetttik onun da ruhu şadolsun, ona böylesine bir yazı ile veda etmek benim boynumun borcu diye düşünüyorum. Adnan Orhun Sivasın Kangal kasabasında dogup büyüyen mükemmel bir Anadolu insanıydı, alçak gönüllülüğü, sevecenliği, yardım severliği gözlerimin önünde hala ve her seyden dahada önemlisi hayatını spora adamış bir spor elçisiydi, Spordan önce Beden Eğitimini savunan çağdaş bir insandı. Beden eğitimi ve spor eğitimini tamamladıktan sonra Viyanada kendi alanında daha da gelişmek ve hele o yıllarda ülkemizde spor biliminden söz bile edilmediği bir zamanda kendini geliştirmek amacı ile Viyana üniversitesi Spor Bilimleri enstitüsünde eğitim görerek ülkemize geri dönmüştü ve aynı sıraları paylaştığı bir yıgın Avusturyalı Dünya çapında spor bilimcisi arkadaşları vardı (Örn. Prof.Dr. Fetz, Prof.Dr.Grössing vs).
Adnan Orhun hocamla ilk kez 1978 yılında Ege Üniversitesi Spor Yüksek Okuluna Asistan olarak atandığım gün tanıştım ve onu tanımış olduğuma hep sevindim. Onun öğütleri ve teşviği ile önceleri hiç düşünmediğim yurt dışına çıkma ve farklı kültürlerde bulunarak bilgi dagarcığımı genişletme şansını onun sayesinde buldum.
Zaman çok çabuk geçti Adnan Orhun Hocamla çok şeyi aynı ortamda paylaştım tartıştım ve dogruyu bulmaya çalıştm, bunun çoğunu başardığımı düşünüyorum. Onun unutamıyacağım iki anısını buradan sizlerle paylaşarak onu bir kez daha anmak istiyorum.
Birincisi; malüm ya üniversitede akademik hiyerarşi vardır, kendisi 60 yaşından sonra doktorasını yazarak yardımcı doçent olan nadir insanlardan biri olmuştu, ardından Doçent olabilmek için tüm koşulları yerine getirerek, bilim sınavına girmesi gerekirdi. Bir dizi profesörün jürisinde olduğu sınavdan geçmesi gerekliydi! Bilim sınavına heyecanla girdi (Orhun hocanın şu anda spor bilimleri alanında yardımı ile Profesör olan bir çok öğrencisi olmasına ragmen) kendisi sınavı geçemedi! Sınav jürisine dönerek tek tek sordu; Siz hangi alanın profesörüysünüz diye ? Jüri üyelerinden; Tıp, Ziraat, Kimya, Hukuk profesörü, cevabını alınca! Gülümsiyerek eh ne yapalım bu ülkenin sporunun bu düzeyde olmasının nedenlerini şimdi daha iyi anlıyorum diyerek buruk bir şekilde jüri salonunu terketti.
Okula döndü ve emekli olmak istiyordu artık ama böylesi bilgi dolu bir insanı emekli etmek hic bir akıllı idarecinin yapacağı iş değildi. Hoca ikna edildi ve çalışmaya yine dört elle sarıldı! O kadar çok çalıştıki 67 yaşına kadar devam etti ve 65 yaşında emekli olmak zorunda olduğunu unutmuştu adeta! 2 yıllık fazla çalışmadan aldığı paraları Devlete tazminatıyla geri ödemek zorunda kaldı. Adnan Orhun Hoca mutsuz ayrıldı sanırım okuldan ve dünyamızdan! birazda küskündü! ama onu böyle anmak bile ona görevimi yerine getirmiş olmanın mutluluğunu yaşattı bana. Acılar ancak düştüğü yeri yakar her iki ölümün ardında bıraktığı kişilere ve sevgili Adnan Orhun Hocamın iki oğlu Oytuna ve Mustafa Kemale sabırlar diliyorum! ve tekrar Toprağın bol olsun sevgili Adnan Orhun hocam!
Prof. Dr. Seyhan HASIRCI


18 Kasım 2009  15:32:32 - Okuma: (806)  Yazdır




İstatistik