Yazı

Aykırı bir görüş mü bilmem...
Aykırı bir görüş mü bilmem... 

Etem Kutsigil

Yaşadığım bunca yıldan sonra şu kanaate vardım ki, altmış yetmiş yıldan bu yana Türkiye’mizi yönetenlerin en büyük kusuru, yönetimle ilgili her çıbanı görmezden gelip, geçici tedbirler alarak, üstünü örtmesi ve o sorunun hallolduğunu farz etmesidir.

Örneğin “Tekke ve zaviyelerin kapatılması yasası” çıktı. Üzerinden 25 yıl geçtikten sonra 1950’de baktık ki, birisi Ankara’da, Kızılay’daki Atatürk heykeline çıkmış, balyozla vuruyor. Adam ifadesinde, Ticaniye Tarikatından olduğunu söylemiş. Hani kalkmıştı Tarikatlar? Devlet bunların devam ettiğini bilmiyor muydu? (Bu gün o yasalar yürürlükte değil mi? Tarikatlar yok mu? Biz görüyoruz da, cenazelerde boy gösteren, kendilerini halâ Osmanlı döneminde zanneden,  sarıklıları cübbelileri devlet görmüyor mu? “Hadi canım sen de.” Derdi Rahmetli İsmet Paşa. Neyse biz konumuza gelelim.)
PKK ile ilgili olarak, öteden beri zihnimi kurcalayan bir soru var. Bir yanda hür iradesiyle dağa çıkarak, Devletine isyan eden PKK’lılar, diğer yanda Devletinin varlık ve bütünlüğünü savunan bütün silâhlı güçler... Bir yanda beyinleri yıkanmış, tahsilli tahsilsiz, fakat hepsi de işsiz, “Ağası”, “Şıh”ı tarafından sömürülmüş ezilmiş kişiler, gençler var. Ve ne yazık ki, oy uğruna siyasîlerimizin, ezilenlerin tarafında değil,  Ağalardan, Beylerden, Şıhlardan yana olması... Ezilenleri kahreden bu! Bu yüzden,  Devlet de bunlardan yana görününce, çaresizlikten, kışkırtmalara aldanıp, dağa çıkan, çarpışan ve ölen gençler...
Diğer tarafta da Vatanının birliği, beraberliği, bütünlüğü ve bağımsızlığı için, PKK ile çarpışan, yokluklara, sıkıntılara katlanan hatta bu uğurda sakat kalan,  ŞEHİT OLAN binlerce genç...
Çok düşünmüşümdür; dünyada sonsuza kadar devam edecek hiç bir olay yok. Bir gün PKK sorunu da bir şekilde halledilecektir. O zaman bu gençler, kanayan yaralarıyla mezarlarından kalkıp, demeyecekler mi ki “SİZİN BİR ARAYA GELİP BU SORUNU HALLETMENİZ İÇİN İLLE DE BU GENCECİK YAŞIMIZDA, HAYATIMIZDAN OLMAMIZ MI GEREKİYORDU?” Acılarını, kalplerinde capcanlı taşıyan anneleri, babaları, eşleri, çocukları, demeyecekler mi ki; “SİZ BARIŞTINIZ. AKAN KAN DURDU. İYİ DE, EVLÂTLARIMIZI EŞLERİMİZİ, BABALARIMIZI ŞİMDİ GERİ GETİREBİLECEK MİSİNİZ?” diye. Siz değil miydiniz “Onların kanı yerde kalmayacak” diyenler.
Bu güne gelince; Reform diye yaptıkları birçok şeyi yüzüne gözüne bulaştıranlar, bir “açılım” yapmak istediler. Ve bildiğiniz gibi, birkaç PKK militanı Türkiye’ye geldi. AKP iktidarının yüz karası becerisizliği yüzünden, bilinen olaylar yaşandı. Bizler “İsyan ettiğine pişman olmuş kişiler” beklerken, ekranlarda, savaşı kazanarak, kenti devralmaya gelen bir “askerî tim” edasıyla gelen ve ne yazık ki, aynı coşkuyla onları karşılayanları gördük.  
Şimdi, olayların gelişmelerini izliyorum. Yeni guruplar da gelecekmiş. Bakalım aynı olaylar tekrarlanacak mı? 
Çok iyimser (belki de saf) bir görüşle bakınca diyorum ki, “İnkâr etmemizin bir anlamı yok.  Bir PKK gerçeği var. Bu gerçek olunca, bunun da dışarıda militanları, içerde de birçok militanı, pek çok sempatizanları var. Özlemle bekledikleri PKK’lıların gelişini, kanların akışının sona ermesi gibi bir duyguyla yorumlamış olmalılar. Ve bu yüzden kendi törelerince karşıladılar gelenleri. (Olur a...)   
Olayları, düdüklü tencerede, buharın yavaş yavaş çıkışına benzetelim. Tencerede yemek pişince, bilirsiniz tencere soğumaya bırakıldıktan sonra kapak açılır. Daha önce açarsanız, kapak tavana, yemekler yüzünüze yapışır. Bu meselede de, ısınan tenceredeki buhar, çıkmaya başlamıştır. Kontrollü bir şekilde çıkarsa, basınç azalacak, kısa zamanda kapak açılıp yemekler yenecektir. Bu girişler de sessizce devam ederse, hoşgörü artacaktır. O zaman kanlar duracak, halkta zaten bireysel olarak var olan Türk-Kürt dostluğu daha da pekleşecektir.
Yeter ki PKK dönemi biterken, PKK arkasında tohumlarını bırakmasın.
Geçen 25 yılda öğrenilmiş olması gerekir ki, iki testi çarpıştırıldığında birisi kırılırsa, diğer testi de çatlar.
Futbolda gol atan oyuncuların o coşkuyla, sportmence olmayan, fakat ne yazık ki, hep yaptıkları bir hareket vardır. “Oyuncu, yumruğunu sıkar, diğer elini, yumruğun sıkılı olduğu kolun dirseğine vurur ve bu hareketi hınçla tekrarlar.”
Benzetmek bile istemiyorum ama ne yazık ki gelenler de, karşılayanlar da âdeta bu hareketi yapa yapa geldiler. Bunlardan sonra gelecek olan kafileler, zinhar bir daha böyle gelmesinler. Bu gelişmeler, 25 yıl sonra da olsa, bu iyiye doğru giden bir süreçtir. Galibi, mağlûbu yoktur. BİR BARIŞ HAREKETİNİN DOĞUM SANCILARIDIR.
Önemli bir sözümüz de iktidar partisine; Bu “açılımın” TÜRK MALI olduğunu, kestiğim sakalıma anlatsın. Olsun varsın ama arzumuz, yapacağı iyi hareketleri, yüzüne gözüne bulaştırmadan, etrafı kırıp dökmeden yapmasıdır. Ve bunları yaparken “SAKIN TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN SAYGINLIĞINA ŞEREFİNE GÖLGE DÜŞÜRECEK HAREKETLER YAPMASIN. ÇÜNKÜ TÜRKLER YUMUŞAK BAŞLIDIR AMA –UNUTMASINLAR Kİ, YUMUŞAK HUYLU ATIN, ÇİFTESİ PEK OLUR.- ZİRA UFUKTA SEÇİM VAR”

24 Ekim 2009  18:05:24 - Okuma: (561)  Yazdır




İstatistik