Yazı

Derdimiz Bize yeter!
Derdimiz Bize yeter! 

İbrahim Becer

Ben didaktik yazmayı sevmem; bilirim ki, bir yazıya niyet edip okuyan kişi zaten belli bilgilere sahiptir. Belli bir seviyedeki insanı da yazacağınız tek bir yazıyla çevirebilmek hemen hemen imkânsızdır.

         Ben, işin daha çok paradoks yanıyla ilgileniyorum. Daha doğrusu ilgilenmek zorundayım. Eğer, çelişkileri gözünüzden kaçırırsanız tutarlılığınız sekteye uğrar.
         Bugünlerdeki en büyük paradoksumuz da şu:
         Ermenilerle barış yapınca neden Azeriler Bize kızıyor?
         Ermenistan, Diasporanın tüm çığırtkanlığına rağmen sanıldığının aksine fakir ve küçük bir ülke; Hatta Sarkisyan’ı “anavatana para göndermemekle” tehdit ettiler. Buna karşılık Azerbaycan tam tersine büyük ve zengin bir ülke. O kadar kendilerine güveniyorlar ki, Türkiye’yi “doğalgaza zam yapmakla” tehdit ediyorlar. Kayıtlı bir Ermeni oligarkı (‘zengin’ hafif kalıyor, Türkçede karşılığı yok) yok; ama Antalya’daki Mardan Palas otelinin maliyeti için milyar dolardan bahsediliyor. Sahibi de bir Azeri.
         Bizler diplomat olmadığımıza göre o dilde konuşmak zorunda değiliz. Soru şu: Petrol var, doğalgaz var, milyar dolarlık otel yapabilecek para var, o halde kendi helvanı neden kendin karmıyorsun benim canım Kardeşim. Dağlık Karabağ’ı alman için Hakkâri’de konuşlu Dağ Komando Tugayını mı gönderelim, yoksa Şırnak’tan 23. Mekanize piyade mi gelsin?
         Biz Şırnak’ı, Hakkâri’yi vatan bildik ve dere tepe adım atmadık yer, kurşun sıkmadık dağ bırakmadık.
         Hiç Sana gücendik mi? Taş olduk, baş yardık.
         Ne kadar komşumuz varsa hepsi düşmanımızdı. Baktık ki, Elden fayda yok kolları sıvadık işe giriştik.
         Bir anlamda: “İmam sağır, Müezzin kör; kendi işini kendin kör durumu”yani.
         Ermenistan yüz sene önce çetelerle Doğu Anadolu’ya “acaba?” dedi feleği şaştı. Bir tehcire maruz kaldılar nesilleri kuruyordu. Çünkü karşısında sınırlar ve vatan toprağı konusunda “hassas” bir Devlet vardı.
         Tembellik yapma! İnanmıyorsan yaz google’a: Çanakkale, Sarıkamış, Süveyş kanalı çıkarması…
         Başardık veya başaramadık; Verdiğimiz can Bizim!
         Yani Benim güzel kardeşim; O bayrağın Bursa’da dalgalanması veya dalgalanmaması senin yarana merhem olmaz. Hak iddia etiğin toprağa dikebiliyor musun? Mesele budur.
         Sen orada yatacaksın, beriki Kıbrıs’ta bacağını çelecek, başınız sıkıştı mı akrabalık damarınız kabaracak, iyi de bu hayat böyle nasıl gidecek.
         Oturup dersinize çalışın; özellikle yakın coğrafyadan başlayın. Kafkasya’dan mesela. İki yüz yıla yaklaşan bir direniş var Kafkas Halklarının verdiği orada. Şeyh Şamil’i anlamaya çalışın. Küçük bir hikâyecik anlatayım kendisiyle ilgili: Ruslara teslim olma fikrinin telaffuzunu bile yasaklar. Cezası da kırbaçlanmaktır. Etrafın kışkırtmasıyla, bir gün Annesi şöyle der: “Şamil, çok gençler kırılmakta bu savaşta, bir konuşsaydın ya düşmanla”! Dünyalar başına yıkılır, gider ve Naiplerini( ileri gelenleri) toplar, Onlara hitaben şöyle der: “Annem şüphesiz bunu merhametinden söylemiştir. Onun yaşı geçkincedir ve bu cezayı kaldıramayabilir. Evladı olarak bu cezaya talibim.”
         Kırbaçlanma bittiğinde bayılmıştı…
         Ya da İsrail ve Onun; “hedefin gibi düşün ve o olmaktan ancak tetiği çektiğin zaman vazgeç” diyen efsane ismi Meir Amit.
         Veya Fethi Shkaki’nin ölüm emrini bizzat veren Nobel barış ödülü sahibi Rabin.
         Kafkas tecrübesi Sizi aşabilir, Ben Size İsrail’i, Rafi Eitan’ı, Meir Amit’i ve Onların Gideonlarını araştırmanızı tavsiye ederim…
         Bakın bakalım bir vatan nasıl kuruluyormuş?

21 Ekim 2009  23:06:39 - Okuma: (563)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik