Yazı

Okumak
Okumak 

Ahmet Mocan

“Bana kalırsa, okurluk, bir yaşama biçimidir, bir yaşama düzenidir.” (Bilge Karasu)

Okumak, Türkçede çeşitli anlamlara gelir. Türkçe Sözlük’te “okumak” sözcüğünün on anlamı vardır: “1. Bir yazıyı meydana getiren harf ve işaretlere bakıp bunları çözümlemek veya seslendirmek. 2. Yazılmış bir metnin öğretmek istediği şeyleri öğrenmek. 3. Bir konuyu öğrenmek için okulda, bir öğretmenin yanında veya yazılı şeyler üzerinde çalışmak, öğrenim görmek.” gibi anlamlar, okumanın en çok kullanılan anlamlarıdır.
                Okuryazarlık ise, “okuması yazması olan, öğrenim görmüş (kimse)” olarak tanımlanır. Peki, bizler ne kadar okuryazarız? İlkokulda okumayı öğrenmek, bizi okuryazar yapar mı? Herhangi bir yerde gördüğümüz bir yazıyı okuyabilmek, okuryazar olabilmek için yeterli mi?
                Okuryazarlık, okula giden her bireye kazandırılmaya çalışılan, kazandırılması gereken bir beceridir. İlköğretimin ilk yıllarında herkese öğretilir. Okuryazar oranının yüksek olduğu toplumlar, “gelişmiş” toplumlar kabul edilir. “Okuryazar olmamanın çağrıştırdığı anlamlar ise genellikle bilgisizlik, öğrenimsizlik, görgüsüzlük türünden niteliklerdir” (Göktürk, s. 46).
                Okuma yazma bilmeyen kişi, gündelik yaşamda karşısına gelecek en basit yazılı belgeleri / metinleri bile anlamaz, onların gerektirdiklerini yapamaz, derdini yazılı olarak anlatamaz. “Bir bakıma yazı öncesi, yazın öncesi çağların edilginliğini, kafa tembelliğini kendi bireysel varlığında sürdürür” (Göktürk, s. 46).
                Peki, okuma yazma bilen herkes “okuryazar” mıdır? Akşit Göktürk bu soruya şöyle cevap veriyor: “Okuryazar olan her bireyin okuduğunu, bu temel insanlık becerisini sürekli değerlendirdiğini varsayamayız. Neden? Bu anlamda okuma, genç olsun yaşlı olsun her bireyde, temel okuma yazma becerisinin ötesinde birçok koşulun yerine getirilmesini, belli anlamda bir olgunluğu gerektiren bir etkinliktir de ondan” (s. 46).   
                Okuryazar olabilmek için sadece “okuma” ve “yazma” bilmek yetmez. Okuryazarlık, sürekli geliştirilmesi gereken; okuyarak, düşünerek, sorgulayarak, araştırarak, eleştirerek, yazarak ilerletilmesi, her geçen gün üzerine bir şeyler eklenmesi gereken bir süreçtir.
                Okumanın yararlarını, kişiye kazandıracaklarını saymanın anlamı yoktur herhalde, herkes az çok bunları bilir; ama bunlar içinde en önemlisi düşünen, sorgulayan, araştıran, eleştiren, soru soran insanlar hâline gelmektir. İnsanın kendisine de, ülkesine de faydası, “koyun” olmayıp bağımsız bir kafa yapısına, özgür düşünebilme yetisine sahip olduğunda ortaya çıkar.
                “Sürekli okuma alışkanlığı edinmemiş okuryazar, gerçekte okumasız yazmasızlardan pek ayrı değildir” (Göktürk, s. 48). Okuyan insan araştırır, sorgular, her söylenene inanmaz. Bilgiye ulaşmak için kendisi çabalar, başkalarından yardım alsa da, sorgusuz sualsiz kimsenin peşinden gitmez, her şeyi kabul etmez. Farklı farklı kaynaklardan kendisini geliştirecek bilgileri toplar. Kendi iradesiyle sorgulayarak bilgiye ulaştığı için at gözlükleriyle dünyaya bakmaktan vazgeçer. “Okumayan okuryazarın yaşamındaki tek bilgi kaynağı ise, yazının bulunuşundan önceki toplumlardaki gibi sözlü aktarım, tek öğrenme yolu da ezberdir. Böylesi, kulaktan dolma bilgilerle yetinir” (Göktürk, s. 48).
                Okuryazarlık, ilkokulda öğrenilip daha sonra çok az hatırlanacak bir beceri olarak kalmamalıdır. Okuryazarlık insanı, sorgulayan, eleştiren, bağımsız ve yaratıcı düşünen, sürüden ayrılan bir varlık olmaya sevk etmelidir. Şu unutulmamalıdır ki, “insanlar ancak kafalarını bağımsızca kullanabildikleri oranda kendileri olabilirler” (Göktürk, s. 117). Bunu sağlayacak en önemli unsur da kitaplardır.
                “Yaratıcı düşüncenin sürekliliği, ancak okumakla sağlanabilir. Okumakla kendini yenilemekten uzak bilim adamı, dönüp dönüp aynı şeyi söylemek zorunda kalır, saplantılardan, hoşgörüsüzlükten kurtulamaz. Okumayan sanatçı, bildiği tanıdığı birkaç büyük ustaya öykünmenin ötesine geçemez. Yalnız bilim adamlarıyla sanatçılara değil, toplumda değişik alanlardan kişilere de bilginin sınırsızlığını, insanın baş erdemi hoşgörüyü, okumak öğretir ancak. Kişi okurken kendi dışındaki inançlara, bakış biçimlerine, duygulara, düşüncelere saygılı davranmanın önemini gitgide daha çok kavrar. Düşüncesi, duyguları yeni bilgilerle sürekli değişir, parıltı kazanır. Evet, okumak değiştirir bizi. Değişmek ise yaratıcı kılar” (Göktürk, s. 118).
 
               Kaynaklar
·         Türkçe Sözlük (10. Baskı), Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2005.
·         Akşit Göktürk, Sözün Ötesi, Yapı Kredi Yayınları (4. Baskı), İstanbul, 2006.
Ahmet Mocan
               


16 Ekim 2009  21:33:13 - Okuma: (931)  Yazdır




İstatistik