Yazı

Taraf ve Said Nursi paralelliği!
Taraf ve Said Nursi paralelliği! 

İbrahim Becer

İtiraf etmek gerekirse, yukarıdaki iki özne hakkında kalem oynatmak çok zor.

 
Ben, Taraf Gazetesinin çıkışıyla, Said Nursi’nin çıkışını aynı sebeplere dayandırırım. Yolunda gitmeyen bir şeyler vardır ve biri ortaya çıkıp; “hayır, Benim doğrum budur” demiştir.
Baştan söyleyelim, “doğru” gerçekten doğru mudur bu yazının konusu değildir. Belki sonra…
Lütfedip Beni okuyanların belli bir seviyede oldukları bilinciyle, ana çerçeveyi çizmeden direk konuya giriyorum.
Said Nursi’ nin çıkışı, büyük oranda Cumhuriyet Dönemi Din-Devlet ilişkilerinin gerginleştiği yıllara rastlar. O yılları araştıranlar göreceklerdir ki biraz netameli yıllardır. O yıllardan bugüne gelen veriler ve söylemler de bunu doğrular niteliktedir. İslam’ın terakkiye mani olduğu inancıyla, Anayasa’ya resmi Din olarak Hıristiyanlık yazılması gerektiğini savunan Mahmut Esat’tan tutun da; “Cehennemim var diye, kurum etme ey Tanrım, bağrımdaki ateşle, Seni bile yakarım!” dizelerinin sahibi Falih Rıfkı’ya kadar.
Örnekleri çoğaltabiliriz ama önemli değil. Bu konuyu merak edenler kendileri de araştırabilirler. Her olayın şartlarını kendi devrinde incelemek gerekir. Yeni kurulan bir Cumhuriyet vardı o devirde. Bir şeyler yapmak istiyordu ama imkânları kısıtlıydı. Osmanlıca yazan, Osmanlıca konuşan ama akşam olunca bildiği çat pat Fransızcası ile Pera’da zamparalık yapan bir güruhun peyda olduğu yıllardı o yıllar.
Said Nursi’nin çıkışı bu yıllara rastlar. Onun ömrü biraz da meydanı boş bırakmama endişesindendir. Her türlü engellenmeye rağmen risalelerini elden ele dağıtmayı başarmıştır. Barla yılları, bir romana konu olacak kadar enteresandır. Ne Şeriat Devletinden bahsetmiştir, ne de isyanı sırasında Şeyh Sait’e destek olmuştur. Referans noktası İslamdır. “Ben dindar ve takvalı bir Türk’ü, bin tane dine lakayt bir Kürt’e değişmem” diyerek de Kürt Milliyetçiliğini elinin tersiyle itmiştir.
Yaşadığı hayat sürgünü, mahpusu, zehirlenmeyi kapsar. Bugün bir mezarı bile yoktur. İşin garibi de şu ki; yazdıkları gerçekten de katıksız dini yazılardır. Çünkü siyasetten nefret etmiştir.
İşin özeti: O yıllarda bir boşluk vardı ve o boşluğu da Said Nursi doldurdu.
Gelelim Taraf’a; Ben İletişim Fakültesi mezunuyum. En azından teorik olarak konuya hâkim olduğumu düşünüyorum. Belki kimilerine çok iddialı gelecek ama; bir gün ‘Gazetecilik Tarihimiz’ diye bir ansiklopedik eser çıkarsa ve bu eserin müellifi, “Taraf’tan önce” ve Taraf’tan sonra” diye bir başlık atarsa kimse şaşırmasın.
Taraf gazetesi, bir kesimin kendisine çok kızdığı bir gazete. Fakat, aynı kesimde dâhil olmak üzere hiç kimsenin okumadan geçemeyeceği bir gazete. İşin en garip tarafı da hep haklı çıkmaları. Eğer Taraf gazetesi olmasaydı, Biz Aktütün gerçeğini asla anlayamayacaktık. Ben Şırnak’ta Tim Komutanlığı yaptım. Bu olay olduktan sonra internette gezerken Aktütün’ü basmaya giden militanların videolarını gördüm. Kamera bir yerde sabit duruyor ve militanlar sırayla geçiyordu. İki militandan birisi RPG veya Bixi gibi ağır silah taşıyordu. Katırlarda da yanılmıyorsam Doçka denilen bizim 12,7 mm uçaksavara denk silahlar vardı. Hemen akabinde de gündüz çatışma çıktı.
O zaman iki soru sordum: Birincisi, anlık istihbarat paylaşımı da dahil olmak üzere Devletin elindeki tüm imkanlara rağmen, bu kadar kalabalık bir grup, halaylar çekerek, alışılmışın dışında ağır silahlar taşıyarak, güle oynaya oraya kadar nasıl gelebildiler?
Diyelim ki geldiler; O zaman da şöyle bir soru sordum: Çatışma esnasında karnından yaralanmasına rağmen, bulunduğu mevziden çıkıp tabura kadar koşan ve mühimmat alan bir asker vardı. O çocuk beni çok etkilemişti. Kahramanlığından ziyade yalnızlığı dokunmuştu bana. Çünkü Onun Devleti gündüz vaktinde Hakkari Dağ Komando Tugayından iki adet Kobra, Diyarbakır’dan iki tane F-16 kaldıramamıştı onun için.
Peki, Hava Kuvvetleri Komutanı neredeydi? Antalya’da Golf turnuvasında. Aktütün soruldu kendilerine: Cevap verdi; “Ben mi gideceğim Aktütün’e!”
Oyununu bile kesmedi Paşa. 17 şehit, 20 yaralı var ve Paşa oyuna devam ediyor.
Sözün bittiği, akıl tutulmasının yaşandığı noktadır bu!
Bakın, Türkiye’nin yirmi beş yıllık terörle mücadelesinde Tüm çatışmalar bir yana, Aktütün bir yanadır. O çok değişik bir olay.
Taraf Gazetesi olmasaydı nasıl öğrenecektiniz bu can sıkıcı ihmali? Taraf, içimizi acıtsa da, canımızı yaksa da Bizi gerçeklerle buluşturdu.
Basında “gerçekleri görmezden gelme” rahatsızlığı vardı “Taraf” doldurdu.
İnsanların inançlarını hor görme, engelleme, kimliklerine saygısızlık vardı “Said Nursi” doldurdu.
Keşke Güneydoğu’da bu kadar aklı başında düşmanlarımız(!) olsaydı. Bugün, en azından muhatap olarak on binlerce kişinin katilini almamız istenmezdi Bizden…


12 Ekim 2009  09:44:54 - Okuma: (576)  Yazdır




İstatistik