Yazı

Tokat
Tokat 

Asil S. Tunçer

Tokat, etrafı çepeçevre dağlarla çevrelenmiş ve kalesi, kafasını yukarı kaldırıp dışarıya doğru bakmak istercesine başını yükselten bir kuş misali Yeşilırmak ovasında yuvalanmış çok şirin bir ilimiz.

  Yolumuz hazır Tokat’a düşmüşken Türklerin Anadolu’da kurduğu ilk yüksek eğitim kurumu olan Yağıbasan Medresesi’ne uğramadan geçemeyiz. Burası Niksar; Romalıların Anadolu’yu istila için büyük fırsat yakaladıkları Neo Caesarea (Yeni Kayseri). Evliya Çelebi ise Nik Hisar (İyi Hisar) diye tanımlamaktadır şehrin adını. Tok-kat ise "sur kent" anlamına geliyormuş. Bunları bir yana bırakırsak Niksar’ı bence çok önemli yapan ecdat yadigârı Yağıbasan Medresesi’ndeyiz şuan. Tokat bölgesinde aynı isimle anılan iki medrese yer alır. Biri Niksar’da diğeri Tokat’ta. Niksar Yağıbasan Medresesi, kapalı avlulu, eyvanlı-tonozlu bir medrese yapısı olup sekizgen planlı, Tokat Yağıbasan Medresesi ise iki eyvanlı avlulu, kareye yakın planlı ve her ikisi de Danişmentli eseridir.

Dediğimiz gibi Anadolu’nun ilk medreseleri kabul edilen Niksar ve ardından Tokat Yağıbasan Medreseleri 12. yy. ortalarında yapılmışlardır. Kapalı avlulu olan medreseler plan bakımından da birbirine çok benzemektedir. Yalnız Tokat Yağıbasan 3 eyvanlı, Niksar örneği ise 2 eyvanlıdır ve moloztaş malzemelidir. Tokat, Sulu Sokak’taki medresenin 1247 tarihli onarım kitabesi Tokat Müzesi’nde olup, Nizameddin Yağıbasan tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Tıp alanında eğitim veren Yağıbasan Medresesi’nin Astronomi ve Eczacılık eğitimi verdiği de biliniyor. Tokat’ın merkezindeki medresenin kubbesi bir daire şeklinde gökyüzünü gözlemlemek için açık bırakılmış ve hala restorasyonu sürmekte. Bu yüzden sadece dışarıdan resimliyoruz. Tromplu kubbeli bu yapı bugünkü yol seviyesinin altında kaldığından, Çukur Medrese diye de anılıyor.
Nizameddin Yağıbasan, Danişmentlilerin Sivas kolunun 3. hükümdarıdır. Kazanılan bir zaferin peşinden doğduğu için babası tarafından ‘düşman basan’ anlamına gelen “Yağıbasan” ismi verilmiştir. Bazı kaynaklarda yapılış tarihi olarak 552/1157 tarihi verilen Niksar Yağıbasan Medresesi, Niksar Kalesi üzerinde. Yapılışı esnasında Kale’nin duvar örgüsünden de yararlanıldığı için tam düzgün bir şekle sahip değil ve kendine özgün mimarisi söz konusu. Çok harap durumdayken onarımla ayağa kaldırılmaya çalışılıyor. Yalnız özellikle buradaki onarım çok hassas çünkü çok fazla harap duruma olan medreseyi aslına uygun restore etmek için çok özen gösterilmesi gerekiyor.
Tipik bir orta çağ kalesi olan Tokat Kalesi, Anaitis mezhebine bağlı Comana Pontica (Gümenek) yerleşim yerinde baskı gören Hıristiyan halk buraya göç ederek bugünkü kalenin olduğu yere yerleşmişler. Tabii yapısı ile savunmaya çok elverişli olduğundan müsaderesi zor doğal bir kale görünümündeki tepede yer alır. Dışkale sur duvarları tamamen ortadan kalkmışken, iç kale duvarlarının bir bölümü ayaktadır. Duvarlar ve üzerindeki yapı kalıntılarının tamamına yakını Danişmendli ve Selçuklu dönemlerine aittir. Bedesten’e bakan tarafındaki duvarın tamamı onarım görmektedir. Biz bu yüzden alt kısmındaki tarihi evleri ve yapıları incelemekle yetineceğiz.
Müze denilince kuru bir bina değil karşımızda duran. Burası Anadolu’da eşi benzeri olmayan çok özel iki medreseden biri: Gök Medrese. İkizi Sivas’ta bulunan yapı şuan müze olarak kullanılmakta. Yakında restorasyonu tamamlanan Bedesten’e (ki Anadolu'da Ankara ve Bursa'dan sonra 3.büyük Bedesten) taşınacağını öğreniyoruz. Arkeolojik ve etnografik eserlerle birçok farklı döneme ait sikkelerin sergilendiği müze karma müzeler grubundan. Medrese olarak 13. yy.ın ikinci yarısında bir Anadolu Selçuklu Dönemi eseridir. Açık avlulu, iki katlı, iki eyvanlıdır. Avlu, üç taraftan revaklarla çevrili olup, revaklar zemin katta devşirme sütunlar, üst katta dörtgen ayaklar taşımakta. Sütun başlıkları da devşirme olup doğu cephedeki taç kapı, yukarı ve dışa taşıntılıdır. Kod farkından dolayı bina yoldan daha alt kısımda yer almakta. Etrafı temizlenmeye çalışılsa da bu haliyle bile pis ve kötü bir görüntü sergiliyor. İhmal, çöp ve bakımsızlık burada da kendini gösteriyor.
Tokat’ta dikkatimizi çeken bir diğer husus halkın Anadolu’da sadece iki tane bulunan Gök Medrese’nin varlığından bihaber olmaları. Kime sorduysam Gök Medrese’yi bize tarif edemediler; hatta böyle bir yapının burada olmadığını söylediler. Kâh yanlış bilen kâh bilgisizliğini gizlemeye çalışanlar da bizi farklı farklı adreslere yönlendirmeye çalıştılar. Evet… Tokatlılar bugün müze olarak kullanılan yapının çok yeknesak bir eser ve Anadolu’da sadece Sivas ve kentlerinde bulunan Gök Medrese olduğunu bilmiyorlar. Bu arada avluya bakan cepheleri gök mavisi ve bazen patlıcan moru renklerin hâkim olduğu çinilerle kaplı olduğundan bu adı almış. Medrese’nin geometrik, bitkisel ve yazı (hat) karakterli süslemeleri müze kısmı boşaltılınca tekrar elden geçirilmeli diye düşünüyorum. Turgut Cinlioğlu’nun 1926 yılından itibaren topladığı eserlerin de katkısıyla bugünkü müze vücuda getirilmiş.
Tokat denilince patlıcan kebabı da hatırlanıyor. Ben pek sebze ile etin yan yana kızartılmasından yana değilim. Çünkü pişme zamanı açısından uyumsuz iki gıda maddesi. İyi bir elden çıkmazsa patlıcan ile etin birbirine değen kısımları çiğ kalır veya çoğunlukla patlıcan fazla, et ise az pişmiş bir şekilde önünüze gelir. Bu haliyle çok sağlıklı da olmayabilir.
Kuşburnu marmeladının hası Tokat’ın Erbaa’sı ve Pazar’ında hazırlanır. Reçelinden salçasına her türlü kışlık hazırlık bu ilçelerin ustalıklarından. 1434 yılı Sultan II.Murat Dönemi Paşa Hamamı ve Hanı’nı gezerken tanıştığımız bir esnaftan duyduğumuz çok anlamlı şu cümle ve taşıdığı derin anlamla Tokat gezimizi tamamlıyoruz: “sakla samanı, gelir zamanı; bir kar yağdı kiraz zamanı, sattı samanı yaptı bu hamamı (hanı)…”.


11 Ekim 2009  00:14:44 - Okuma: (947)  Yazdır




İstatistik