Yazı

Öğretmen- lerimizin “İntelöğretim Programı” hakkında
Öğretmen- lerimizin “İntelöğretim Programı” hakkında 

Etem Kutsigil

Milli Eğitim Bakanlığının İntel Öğretim Programı kapsamında, Bilgisayar ortamında gerçekleştirdiği ve öğretmenlerin daha aktif hale gelerek, öğrencilere eğitim vermelerini amaçlayan projenin, Selçuk’ta da uygulanmaya başlandığı haberini ilgiyle ve sevinerek okudum. Çünkü;

Ben bilgisayar kullanmaya, 55 yaşımda ve çocuklarımın zoruyla başladım. “Zoruyla” diyorum zira, bu pahalı aleti bozacağımdan korkuyordum. Bu gün ise parmak kadar çocuklar, vızır vızır oynuyorlar bilgisayarla. Hatta bana bile bilmediklerimi öğretiyorlar. Merhum Özal’ın bence memlekete en büyük yararı, bilgisayar kullanımını teşvik etmesidir.
(O günlerde bilgisayar, bizlere hayal gibi geliyor idiyse de...)
Bu gün bilgisayarın, internetin, (kullanmasını bilene “!”)- EVİMİZE KADAR GELEN BİR ÜNİVERSİTE OLDUĞUNA İNANIYORUM. Bu bakımdan Milli Eğitim Bakanlığını kutluyorum, (bu konuyla sınırlı olarak) başarılarının devamını diliyorum.
Ne var ki, emekli bir öğretmen olarak, bu konudaki görüşlerimi anlatmayı da yararlı buluyorum. Zira,
*Proje zamansız başlatılmıştır. Öğretmenler bir yandan öğrencilerin dersleriyle ilgilenirken, geç sayılacak bir saate kadar okulda tutulacaklardır. Ertesi günün ders hazırlığı için zaman yoktur.
* Özellikle Hanım öğretmenlerin, kurs saatlerinin uygunsuzluğu dolayısıyla, evlerinde ailelerine karşı sorumlulukları göz ardı edilmiştir. Evdeki işlerini kurstan sonra yapmalarını önermek ise, onları dinlenmeye hiç ihtiyacı olmayan “robot” gibi görmek demektir. Ki bu da insafla bağdaşmaz!
* Oysa ki, okullar tatile girdikten sonra ve okullar açılmadan devam zorunda oldukları bir “seminer dönemleri” vardır. Kimse duymasın ama, iletişim halinde olduğum başka illerde çalışan genç öğretmenlerden de öğrendiğim kadarıyla bu günler, öngörülen işlevi yerine getirememektedir. Kurs bu günlerde yapılsaydı, daha faydalı olurdu diye düşünüyorum. Bu yüzden bu uygulamaya izninizle “Dostlar alışverişte görsün.” uygulaması diyorum.
*Bir konu daha var ki, o da dikkate değer. Temas ettiğim 20-25 yıllık birçok yaşlı öğretmen, eğer bilgisayarla tanışmamışlarsa, doğal olarak bilgisayar öğrenmekte, çok zorlanacaktır. Bu durumda belli etmeden, onlara, “Ya bu deveyi güdeceksiniz, ya bu diyardan gideceksiniz” mı denmek isteniyor? Eğer kursun dolaylı bir amacı da bu ise, biliyorum ki, başka ülkelerde bu deneyimli öğretmenleri okulda tutmak için, derslerini azaltmaktadırlar. Böylece genç öğretmenler, okuldaki kıdemli,-deneyimli öğretmenlerle konuşarak, tecrübelerinden yararlanacaklardır. Acaba Bakanlık kursla ilgili bir takım zorunluluklar koyarak, eskileri sepetlemek ve işsiz olan genç öğretmen adaylarına bu vesileyle iş alanı açmayı mı amaçlamıştır?
GELELİM EKONOMİK BOYUTA
*Bu uygulamanın başarılı olabilmesi, yalnız kursa endeksli değildir. İşin bir de ekonomik cephesi vardır.
Bu gün bilgisayarlar önceki kadar pahalı değillerdir. Fakat biliyorum ki, çocuğunu başka ildeki üniversitede veya lisede okutan bir öğretmen ailesi, onlara para bulmak için zorlanmaktadır. İki çocuğunu başka başka illerde okutup mezun eden bir baba olarak, yakından bunu biliyorum. Bu durumda olan bir öğretmene “bilgisayar satın al”, “İnternet bağlantısı satın al”demeye gelen bir yükümlülüğü vermek hangi vicdana sığar.
Kursların yüz yüze kısmının bitiminden sonra, öğretmenlerin bilmem kaç saat bilgisayar karşısında oturtularak kursa devam edilmesini ise anlamakta güçlük çekiyorum. Acaba halk diliyle “Şeytan azapta gerek” mi denmek isteniyor öğretmenlere?
Bu eleştirilerim bâki kalmak üzere, yine de biliyorum ki;
BÜTÜN ÖĞRETMENLERİN BİLGİSAYAR KULLANMASINI ÖĞRENMESİ, ASRIMIZIN KAÇINILMAZ BİR GEREĞİDİR. BU AYNI ZAMANDA ATATÜRKÇÜ OLMANIN ÖNEMLİ BİR GÖSTERGESİDİR!


7 Ekim 2009  23:53:13 - Okuma: (945)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik