Yazı

Bu derece cehalet!
Bu derece cehalet! 

İbrahim Becer

Şu aralar başucu kitabım; Sezai Karakoç’un 1967 basımlı “Makaleler” isimli kitabı. Toplumsal olayları, kendi tarihlerinde ve çağının yazarlarıyla okumak insana müthiş bir haz veriyor.

         Geçen yıllarda neyin değişip, neyin aynı kaldığı konusunda fikir sahibi oluyorsunuz mesela.
Bugün ’80 doğumlu bir yazar Size istediği kadar o yılların müziğini anlatsın. İçinden “Modern Talking” ve onun “cheri cheri lady,” parçası geçmedikten sonra yemişim o sentezi.
Keza “Brother Louie”, “Your my heart, your my soul, Geromino’s cadillac” da benim için aynı kategoridedir. Dieter Bohlen, biraz geride kalmış olmasına rağmen grubun beyniydi. Ama Benim favorim her zaman Thomas Anders olmuştur. Muhteşem bir sesti…
         Neyse, konu o değildi. Modern Talking’ i saygıyla anarak konuya dönelim.
         Sezai Karakoç, o zamanlar bir korku içindeymiş. Katolik ve Ortodoks Ruhani Liderlerinin Kudüs’te buluşmaları Yazarı paniğe sevk ediyor ve şu cümleyi kuruyor: “Bu Hıristiyanlığın bir iç meselesi ise, Ortadoğu Müslümanlarının da bir dış meselesidir…”
         Bugüne geldiğiniz zaman bunun bir vehim olduğunu kavrıyorsunuz. Hatırlayın, Aralık ’06 da Papa Benedict Selçuk’a geldi, sonra İstanbul’a gitti ve Patrik’le buluştu. Ne değişti Dünyada, ne değişti ülkede?
Kocaman bir hiç!
         Fakat Kıbrıs savaşı arifesinde demek ki önemli bir olaymış bu o günlerde. Yazara da hak vermemek elde değil. Çünkü Liderlerden biri olan Patrik olaya taraftı. Yazarı da endişeye sevk eden bu olsa gerek.
         Peki, 1967 basımlı bir kitapta dünden bugüne değişmeyen bir şey yok mu? Olmaz mı! Şöyle bir cümle var ki çalmadan alıntı yapalım: “Dünyanın her yerinde biçim biçim, türlü türlü, yandan çarklı, papiyon kravatlı veya partal ayakkabılı, mısır koçanlık veya müzikal soysallık şeklinde bir Marksist macerası vardır. Fakat Türkiye’deki marksisit macera kadar alt perdeden, köksüz, bilgisiz bir Marksizm türü hiçbir yerde yoktur. Dine karşı olmak konusunda ellerindeki silahları fikir değil, sinik bir istihza (alay) dır”.
         Doğru mudur? Yüzde bir milyon doğrudur. Geçen ay iki roman bitirdim. Jack London’un ; “Bir alkoliğin anıları” ve “Martin Eden”. Kitapları bitirdikten sonra bir şüpheye düştüm. Jack London sosyalist miydi? Araştırdım ve öğrendim; kapı gibi sosyalistmiş, hem de 19. yüzyılın başında, hem de Amerika’da.
         Limanlarda geçen bir işçilik, açlık, yokluk ve en sonunda bir sınıf bilincine erişme. Bizde sosyalizmin çile tarafı pas geçilir, Fikir tarafıysa dine düşman olmakla sınırlı kalır.
         En kötüsüyse, düşmanı oldukları ideoloji hakkında zır cahil olmalarıdır. Bu konuda Hz. Ali’yi haklı çıkarırlar: “kişi, bilmediğinin düşmanıdır”.
         Kitap’da geçen ayet sayısı 6666 (yazıyla altı bin altı yüz altmış altı).İlaç için, Allah rızası için bir tane bile ezberinden söyleyemeyecek adamın din adına konuştuğu başka bir ülke var mı dünyada.
         Kitab’ı okumadın, Gazali’yi okumadın, İbn_i Haldun’u okumadın, Hadis yok, Siret sıfır, Müçtehitler ve içtihatlarının sokaklarına bile girmedin ama dine düşmansın!
         Bir de şöyle bak olaya; Modern Talking dinliyorum, yukarıdakileri okudum üstüne Jack London’dan tut Engels’e, oradan çık İskender Pala’ya, gir sağdan Bernard Lewis’e, tam karşında Mevlana. Hiçbiri düşmanlık öğütlemiyor.
         Mesele keşke fikir olsaydı ama değil. Mesele tek kelimeyle din cahili medyanın gülünç halleri. İsterseniz gelin bu konuyu biraz ete kemiğe büründürelim…
         ‘ ABD, Kolombiya Üniversitesi’nde “Günümüz Türkiye’sinde İslam” konulu bir sempozyuma ev sahipliği yapacak. Sempozyumda “toplu Cuma namazı arası” düzenlenecek. ( Cuma namazı ne zamandır bireysel kılınır oldu?) Basından
‘Kurban Bayramı bu sene Hac Mevsimine denk geldi’ 30 Eylül 2007 tarihli Cumhuriyet gazetesi’nden…
         ‘ Milletvekilleri Meclis tuvaletlerinde “aptes” almaktan vazgeçsinler…’ İlhan Selçuk- Cumhuriyet
         ‘Kadınlarımız günlük yaşamda çözümlerini hadis ve peygamber sözlerinde arayacaklar” Elbette Cumhuriyet…
         Ya, Koca Yalçın Doğan’ın Akif’in şiirini Okuyan Hoca’ya “dua gibi okudu” eleştirisi ve arkasından o beğenmediği bestenin Saadettin Kaynak’a ait çıkması…
         Ya da daha bombası var: “Kurban bayramının yaklaştığı sırada Evren, damadına “yakınlarda bir imam bul, kendisine vekâlet ver, bizim kurbanı kesiversin”diye tembih eder. Bir gün sonra sonucu sorunca aldığı cevap; “Cumartesi günü noterler kapalı olduğu için vekâlet veremedim” olur…
         Cehaletin bu derecesi ancak tahsil ile mümkündür...

7 Ekim 2009  00:56:34 - Okuma: (687)  Yazdır




İstatistik