Yazı

Nıke-sist ve Emitasyonist Bir Eylem
Nıke-sist ve Emitasyonist Bir Eylem 

İbrahim Becer

Bir rivayettir anlatılır; İran’ da ’79 Devrimi olmuştur, her yer toz duman tabi.

Amerikalı ajan ülkesini arar ve o anın verdiği heyecanla var olan durumun üzerine, biraz da kendi ilave ederek olayı daha da dramatize hale getirir. Karşı taraf sakin bir şekilde dinledikten sonra tek bir soru sorar: “Meydandaki Coca-Cola reklâmı duruyor mu?”
Cevap olumludur. Ajan’a sakin olması telkininde bulunulur ve görüşme biter.
Ya da Churchill’in dediği gibi: “İngiltere’nin ne ebedi dostu, ne de ezeli düşmanı vardır; İngiltere’nin ezeli ve ebedi çıkarları vardır”. Ezeli ve ebedi çıkarın da en büyük alameti markalarıdır.
Bir başka rivayetse şudur: Amerika Birleşik devletleri, İkinci Dünya savaşındaki atom bombası rezaletinden sonra Japonya’ya , “ne yapabiliriz de telafi edebiliriz?” diye sorunca aralarında şöyle bir diyalog geçtiği söylenir:
-          Sizden iki generalinizi istiyoruz
-          Kim Onlar?
-          General Motors ve General Electrics!
Dediğim gibi bu örnekler birer rivayet. Sadece, markaların gücünü ve önemini işaret etmesi bakımından aklınızda tutun yeter.
Bir gün Gazetesi muhabiri ( ki gazete sosyalist umdelere bağlı olduğuna göre muhtemelen kendisi de sosyalisttir) İMF başkanına Nıke fırlatınca aklıma ilk önce markaların ve onları üretenlerin gücü geldi.
Ne yalan söyleyeyim eylem zerre kadar ilgimi çekmedi. Çünkü orijinalini yaklaşık on ay kadar önce Irak’ta izlemiştik. İlkiyle, bizdeki arasında can sıkan tek bir benzerlik vardı O da; Iraklılar ve Bizler şimdi ayakkabı fırlattığımız adamları kendimiz çağırmıştık ülkelerimize.
Biraz hafızalarımızı tazeleyelim. Irak işgalinin ilk günlerinde bir görüntü düşmüştü televizyonlara. Bir Amerikan Hummer’ı (ki önemli bir markadır kendileri) Saddam heykelini yıkıyor ve orada bitiveren baldırı çıplak bir salak, nereden ele geçirmişse bir Amerikan bayrağını alıp yıkılan heykelin üzerine dikiyor. Aradan yıllar geçip de “kazın ayağının öyle olmadığını” anladıklarında akıllarına gelen tek çare yalvar yakar çağırdıklarına ayakkabı fırlatmak oluyor. Yine de en azından orijinal…
Dönelim Bize ve başkanına ayakkabı fırlattığımız kurumla ilişkilerimizi bir gözden geçirelim. Türkiye, 1947 yılında IMF’ye girmiş ve ortalama üç yılda bir stand-by düzenlemesine muhatap olmuştur. En kibarca bu şekilde söyleniyor.
Daha iyi anlaşılabilmek için kimlerle aynı kategoride olduğumuzu söyleyelim isterseniz. Türkiye kadar stand-by’a muhatap olan ülkeler arasında Filipinler (19 adet), Panama (17 adet), Uruguay (16 adet), Ekvator (15 adet), Kostarika (13 adet) bulunmaktadır.
Bu anlaşma ilgili devlet ile İMF arasında yapılan bir anlaşmadır. Ülkenin belli görevler silsilesini kabul etmesi şartıyla IMF’den borç para alması esasına dayanır. Yani İMF görevlileri gelir, sana ödevlerini verir, Sen hiç öyle ulusalcılık, bağımsızlık falan demeden, kafanı ödevlerden kaldırmadan çalışırsın ve sözünü tutarsan kredi dilimini serbest bırakır.
Ne kadar ekmek, o kadar köfte…
Ha bir de şu var: İMF, stand_by anlaşmasının dışında istekler için de ilgili ülkeyi “rahatsız etme” hakkını saklı tutar. Açalım isterseniz; İMF Komiseri, eğer ki canı isterse (ki muhtemelen ister) Diyarbakır’a gider ve Kürt Meselesi hakkında çatır çatır ahkâm keser ve Sen de paşa paşa dinlersin.
Bak bugün haklı olarak Kevin Costner’a kızıyorsun ama 2001’ de süt dökmüş kediydin. Adam yine de kibarmış ayakkabıyı atandan davacı bile olmadı.
O arkadaş’ta yatsın kalksın dua etsin Türkiye eski Türkiye değil. Irak’taki dokuz ayda zor çıktı, Bizim çakma kahraman dokuz saatte dışarıdaydı.
Bir gerçek de var ki, Ülke adına sevindirici olmakla beraber çok adamın canını sıkacaktır muhakkak. 2002 yılına kadar İMF ile yapılan 17 anlaşmanın hiçbirinde yükümlülüklerimizi yerine getirememişiz. Son iki anlaşma hariç.18. anlaşma 2005 yılında, 19. anlaşma’da 2008 de tamamlanmış.
Şu anda da görüşmeler sürüyor ama açıklamalar alışık olduğumuz gibi değil. İMF başkanına sordular geçende anlaşmanın akıbetini, cevap verdi: “Türkiye’nin şu anda krediye ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Olursa da karşılıklı görüşülür…”
Ali Babacan’a sordular: “… Görüşmeler sürüyor ama olmazsa da dünyanın sonu değil” dedi…
Nıke’ a gelince her zaman favorim olmuştur. Şu anda da bir tane var envanterimde. Fatih kardeşim Amerika’dan getirdi sağ olsun. Açıp bakınca “made ın Taiwan” yazısını görünce hayal kırıklığına uğramıştım ama sonra acı gerçeği öğrendim.
Global krizle sallanan Amerikan Ekonomisinden Nıke da nasibini almış ve üretim tesislerini ucuz işgücünün olduğu ülkelere kaydırmış.
Yani, krizden etkilendiği için dolaylı da olsa krizin en büyük mağdurlarından biri Nıke’ın ta kendisi.
Belki o Arkadaş da buna bozulmuştur. Yoksa bir insan hem Ulusalcılıkla, Sosyalizmi yoğuracak; hem de İMF Başkanına Nıke fırlatacak…
Deli mi bu!

3 Ekim 2009  11:30:47 - Okuma: (620)  Yazdır




İstatistik