Yazı

Bayram Böyle Geçti
Bayram Böyle Geçti 

Özcan Nevres

Bayram öncesi, okul öncesiyle çakışınca gündemdeki en önemli konu alış verişti.

Okula gönderecekleri çocukları olan ailelerin kimi mutlu, kimisinin ise yoksulluğun acısıyla yürekleri yanıktı. Gündemden düşmesi gereken ama bir türlü düşmeyen konu ise Garipoğlu cinayetiydi. Maktul Münevver Karabulut'un fotoğrafı o kadar çok gösterildi ki; adeta beynimize mıhlandı. Vicdanı olan herkesin bu feci cinayette yüreği yanmıştır. Medyanın bu cinayeti reyting sağlamak için sürekli gündemde tutması yanlıştır. Yapmaması gerekirdi. İşin en kötü yanı Garipoğlu'nun alacağı ceza ile ilgili söylentiler. Tam da ruh yapısı bozuk olanlara medyatik olmaları için yol gösteren bir durum. Cinayet ile ilgili bir sürü nedenler sıralanıyor ve alacağı ceza dört seneye kadar indiriliyor. Bu bilgiler dürüst insanların hiç birinin işine yaramaz. Ancak bu tür cinayet işlemeye meyyal ruh yapısına sahip olan manyakları ilgilendirir.
Bayramın ikinci günü torunum Can'ı Zonguldak'a götürmek üzere yola çıktım. Bayramın ikinci gününde trafik manyaklarının daha az olacağını düşünerek özellikle ikinci günü seçtim. Sabahın altı buçuğunda yola çıktığımız halde az da olsa trafik magandaları yine iş başındaydılar. Hele dönüş saatimizde trafik magandaları korkunç denilecek şekilde yine iş başındaydılar. Önlerindeki araçları geçmek için sağdan soldan öyle bir dalıyorlar ki inanılacak gibi değil. Yüz yirmi kilometre hız limiti olan yolda magandaların arabaları hız limitini neredeyse ikiye katlıyorlardı. Bayram sonrası kaza haberleri ise ürkütücüydü. Doksan sekiz ölü ve dört yüz elli yaralı. Ölenlere mi, yaralananlara mı yoksa yitip giden ulusal servete mi yanalım? Nedir bu hız manyaklarının zoru? Adam gibi araba sürmeyi ne zaman öğrenecekler? Bunlara trafik cezaları da koymuyor. Belki de bunun nedeni halen baba harçlığıyla yaşıyor olmalarındandır. Evimden çarşıya gidiş yolumda iki önemli kavşakta kameralar var. Ya bu kameraları görmüyorlar, ya da önemsemiyorlar. O kavşaklarda bile bildiklerini okuyorlar.
Bayramlar şüphesiz çocukları sevindirmek ve küskünleri barıştırmak için çok önemlidir. Aileler hem kendilerine hem çocuklarına yeni giysiler alırlar. Alacak güçleri yoksa en temiz elbiselerini giyerler. Çocukları sevindirmek ailelerin görevidir. Küçücük çocukların kapı kapı dolaşıp şeker toplamalarının nedenini anlayamıyorum. Tüm bayram günlerinde toplayabilecekleri şeker taş çatlasın bir kilodur. Üstelik topladıkları şekerler sıradan ucuz şekerlerdir. Bir kilo ucuz şeker için değer mi çocukları riske atmaya. İşte o şeker toplama yüzünden yine olmaması gerekenler oldu. Üç çocuk şeker toplarken kayboldu. Şu saate kadar akıbetlerinden hiç haber yok. Ben de dört çocuk yetiştirdim. Torunum Can'ı da eklersek beş çocuk yetiştirmiş oluyorum. Her bayram çocuklarımı giydirir kuşatır ve ceplerine bayram harçlıklarını koyardım ve koyarım. Koyardım zira çocuklarımın dördü de iş güç sahibi. Artık bayram harçlığını onlar bana veriyorlar. Ben torunum Can'a giysi alıyor ve cep harçlığını veriyorum. Diğer torunlarım uzaklarda olduğu için bayramlarda bile bir araya gelemiyoruz. Çocuklarıma çocuklukları döneminde sıkı sıkı tembihlerdim. Kimseden Hiçbir şey almayacaksınız. Ne ihtiyacınız varsa bana veya annenize söyleyeceksiniz derdim.
Bir bayram günüydü. Kızım henüz iki buçuk yaşındaydı. Babaanneme (kendisini rahmetle anıyorum) bayram kutlamasına gitmiştik. Kızımı annesiz büyüttüğüm için babaannem ona diğer torun çocuklarından daha çok para vermek istemişti. Kızıma uzattığı bir lirayı kızım almak istemeyince babaannem parayı az gördüğünü zannederek iki buçuk lira verdi. Onu da almayınca neden almıyorsun diye sordu. Kızım benim babamda paya (para) çok dedi. Babaannem alması için ısrar edince, babaanne ısrar etme almaz. Ona kimseden ne para ne de şeker, çikolata almamasını sıkı sıkı tembihledim dedim. Babaannem çok kızmıştı. Çocuğu terbiyesiz alıştırıyorsun dedi. Ben de doğru olanı yapıyorum. Ne kadar oldu dört yaşındaki bir çocuğu çikolata ile kandırıp götürdükten sonra tecavüz edip, öldürüp pis kanala attıkları. Aynı durumun çocuğumun başına gelmesini istemem dedim. O gön benim bu çocuk yetiştirme tarzımı yadırgayanlar daha sonra kendi çocuklarını da aynı tarzda yetiştirmeye başladılar.
Çocuklarını şeker toplamaya gönderen veya toplamalarına göz yuman ve çocuklarının kaybolmalarına neden olan ailelere sormak isterdim. Çocuklarınız o şekerleri toplamaya çıkmamış olsalardı şimdi dizlerinizin dibinde olmayacaklar mıydı? Çocuklarınızı eller değil, siz kendiniz sevindirin ki böylesine çok kötü bir durumla bir daha kimse karşılaşılmasın.
Özcan Nevres


25 Eylül 2009  10:31:55 - Okuma: (400)  Yazdır




İstatistik