Yazı

Asimilasyonun kralı Selçuk’ta
Asimilasyonun kralı Selçuk’ta 

İbrahim Becer

“gamzeli yarim, gülsene bana,

Kurbaaaan olaaaayım saaana!”
         Yüz sene sonrayı düşünün; biraz fantezi yapalım. Radyoyu açıyorsunuz ve düğünlerde sıkça duyduğunuz bu parça çalıyor. Girişte de spikerin anonsu: “Beste İzmirli Taylan, Solist Kibariye. Atalarımızın yaklaşık yüz sene önce dinlediği müzikle Sizleri baş başa bırakırken...”
         Ne zamandır aklımdaydı bu konu ama Özgür Aydoğan benden önce davrandı ve yazdı. Aslında, bizi aşan bir konu gibi de durmakta. Sosyolojik açıdan kesinlikle açılıma ihtiyacı var.
         Soru şu: Ağırlıklı olarak Yunan medeniyetine ev sahipliği yapmasına rağmen, Selçuklu, Osmanlı medeniyetinden de nasibini almış olan genelde Ege, özelde Selçuk yöresi neden folklorik olarak Roman hâkimiyetine girmiştir?
         Amacımız kimseyi tahkir veya tezyif değil. Bu bakımdan da baştan söyleyelim, kimse de “hor görme garibi” moduna girmesin. Aksine gelinen nokta Romanlar için muhteşem bir başarıdır. Kuşadası ve Selçuk gibi kurtuluş şenliklerini peşpeşe kutlayan iki ilçede tek etnik unsur olarak sahne almak alkışı hak eder.
         Hem de kimlerin şaşkın bakışları altında cereyan etmektedir bu ilginç hadise: Giritliler, Arnavutlar, Konçeliler, Yörükler, Çerkezler, Müştiyanlılar liste uzayıp gitmekte. Dikkatinizi çekmiştir yukarıda ismi geçen milletlerin hepsi de muhacir unsurlardır. Yani iki kuşak öncesinde anayurtlarından kopup Anadolu’ya sığınan insanlar. Bu insanlar buraya gelirken kap kacaklarının yanında kendi örf, adetlerini de getirmiş olmalılar.
         Ama gel gör ki pek dişe dokunur bir veri alamıyorsunuz.
         1991 yılında edebiyat fakültesi öğrencisiydim. Halk Edebiyatı dersimiz için derleme yapmak istedim. Sonuç tek kelimeyle hüsrandı. Ortada bir veri olmadığı gibi, o veriye sağlıklı ulaşabileceğim bir insan da yoktu: Selçuk’a ait bir ninni; yok, atasözü; yok, masal; yok, efsane; yok, ağıt: yok, atasözü; yok ve liste bu şekilde uzayıp gitmekte.  
         Bin bir güçlükle ulaşabildiğim kaynak kişilere de özellikle belirttim: “Peki, geldiğiniz coğrafyayla ilgili bir folklorik öğe?
         Adam onu da bilmiyor.
         Ben bir sene Elazığ’da, bir sene de Şırnak- Beytüşşebap hattında kaldım. Emin olun çok zengin bir folklorları var. Folklordan kastım sadece oyun değil. Yemek kültürü, doğaçlama, ağıt, gelenek açısından Selçuk ve civarıyla kıyaslayamazsınız.
         Mesela Gaziantep yöresi ve folklor dediğiniz zaman ilk akla gelen isim Ayintaplı Ayni’dir. Harput yöresinde de Enver Demirbağ bir otoritedir.
         Biz de ise tam tersi. Hatırlıyorum birkaç sene önce Yörük Ali Efe’nin heykeli yapılmıştı. Efe’yi bıyıksız gören Aydınlıların isyanı dün gibi aklımdadır. Sonra gerçek fotoğraf ortaya çıkınca ortalık sus pus oldu. Efe, öyle boylu poslu bir insan irisi değilmiş. Aksine, ufak tefek, bıyıksız bir delikanlıymış.
Kimse de Efe’nin yüreğiyle ilgilenmedi. Kimse; “sakalda keramet olsa, keçiler şeyh olurdu” diyemedi. Koskoca Yörük Ali Efe arada kaynadı gitti.
Hasan Tahsin konusunda da mutabık değilizdir mesela. Heykeli var ama hala ilk kurşunu kimin attığı tartışılır.
Keza Büyük İzmir yangını da aynı kategoridedir Bizde. İzmir’in Levanten yapısı içinde Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Türkler yıllardır birbirilerini suçlarlar. Arada kaynayan İzmir olmuştur o ayrı…
Konunun uzmanı bir Sosyolog olmadığım için, hemen hepsi göçmen olan yukarıda zikrettiğim bu etnik unsurların neden müzikte Roman hâkimiyetine girdiklerine cevap veremem. Ama bu konuda katkı koymak isteyenleri de can kulağıyla dinlemeye hazırım.
Değişik coğrafyalardan buraya toplanmış insanların kendilerini meydana getiren gelenek ve göreneklerini kapıda bırakarak içeri çırılçıplak girmeleri Bana biraz ters geliyor.
Sadece bu…

18 Eylül 2009  12:39:11 - Okuma: (1254)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik