Yazı

Işık Doğu’dan Yükselir–1
Işık Doğu’dan Yükselir–1 

Asil S. Tunçer

“Ex Oriente Lux…”

“Ex oriente lux, ex occidente dox”, “ışık doğudan yükselir, bilgi batıdan”. Evet, Türkiye’nin batısı daha doğrusu Marmara Bölgesi ekonomin kaymağını yerken Doğu özellikle Güneydoğu bu zenginlikten oldukça yoksundur. Doğu ile yapılacak tüm tahlillerde bu gerçeği göz ardı eden herkes hataya düşer. “Matbaayı ilk önce Gutenberg buldu” diye yıllarca insanlığa yutturmayı başaran Avrupa’nın mantığıyla ve bakışıyla bir zaman sonra kendinizi bile reddeder hale gelirsiniz.
 
Ankara’dan Çorum’a gitmek isteyen bir yabancı kendini Çorum karayoluna atamaz çünkü Ankara’dan çıkış gösteren yol levhalarında Eskişehir, İstanbul ve Samsun’dan başka levha yok. Ankara-Elmadağ yolunda 75 km boyunca Çorum için herhangi bir işaret bulamazsınız. Çorum’a ait ilk ibare tam 100 km sonra karşınıza çıkar. Kendi başlarına seyahat eden turistler için ülkemizin yol levhaları ve yön işaretleri tam bir kâbustur. Otoyollarda yollarını kaybeden ve yol sormak için duran, harita yardımıyla yönlerini bulmaya çalışan ziyaretçileri sıkça görürüz. Biz rehberler ve kaptanların bile bazen karıştırdığı bu yollar üzerine çok özenli bir çalışma gereklidir. Doğu bu haliyle çalışma yapılması gerekli öncelikli yerlerden… Yani kısaca her şeyden önce ‘Yol Açılımı’ yapılmalı.
 
Örneğin açılıma Ankara’dan başlayabiliriz. “Işık Doğu’dan Yükselir” sloganıyla yola çıktığımız Ankara’nın doğusunu ta Ardahan’a kadar yeniden keşfetmek için uzun bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu yolculuk boyunca edindiğimiz izlenimleri ve notlarımızı siz değerli okuyucularımla paylaşarak bir rehberin gözüyle tarafsız yapıcı kritiklerle daha sonra bölgeye yolculuk yapmak niyetinde olanları yola hazırlamayı ve bilgilendirmeyi amaçlıyoruz.
 
Ankara’dan sonra yaklaşık 50 km boyunca yol çalışmaları mevcut olduğundan Kaplanlar Dinlenme Tesisleri’nde kısa bir soluklanmadan sonra tekrar yola çıkıyoruz. Zaten 160 km.lik yolculuk boyunca gördüğümüz ikinci güzellik muhteşem mimarisiyle göz dolduran Sungurlu Devlet Hastanesi binası. Olmadı insanın girip en azından bir tansiyon ölçtüresi geliyor, yapının güzelliğini görünce… 
 
Yüzlerce çeşit bakliyat ve gıda malzemesinin mevcut olduğu Baktat Tesisleri’nde mola veriyoruz. Hem temiz hem fiyatları makul. Bölgedeki önemli bir ekonomik girdiye sahip olan şirket, aslında yıllar önce 5 kardeş tarafından Almanya’da kurulmuş. 67 km daha yol giderek nihayet Çorum’a varıyoruz. Kentin ana caddesinin çok yoğun ve bunaltıcı trafiğinden kurtulmak için daha çok arka caddeleri kullanmaya özen gösteriyoruz. Yemek için arabamızı park etmek durumundayız ve trafik polislerinden yardım görüyoruz. Çorum’da bana göre en göz doldurucu ziyaret yeri müzedir. Çorum Müzesi, misal Burdur Müzesi gibi ülkemizin en güzel -ilk on müzesi- arasına girer bence. Mutlaka gidin ve görün. Türk insanı isteyince neler başarabiliyor yerinde gözlemleyin. Tek eksiği çay-kahve içecek bir kafeteryası olmayışı…
 
Çorum’un göründüğünden daha leziz şeftalisi ve kavununu tattıktan sonra yanımıza aldığımız leblebilerimizi atıştıra atıştıra yolumuza devam ediyoruz. Gerçi çoğu Denizli-Saray’dan geliyormuş ama olsun biz Çorum niyetine torbanın dibini buluyoruz. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu Parkı’nı sağımızda bırakıp yükselmeye başlıyoruz. Meçhul Asker Geçidi 1.215 m.de. Etraf elma ve ceviz ağaçlarıyla dolu. Amasya zaten elma demek tek başına. Turhal yolu oldukça bozuk. En fazla 30 km hızla gidebildiğimiz yolda 70 km hız sınırı gösteren eski levhaları bizi gülümsetiyor. 67 km.lik yol 1 saatimizi alıyor. İstikametimiz Pazar ve oradan Ballıca Mağarası. 14 km.lik yol boyunca neredeyse levha yok denecek kadar az ve köylülere sorarak yolunuzu doğrultabilirsiniz ancak. Onlar da bıkmış olmalılar ki isteksiz cevap veriyorlar.
 
BALLICA MAĞARASI
Mağara önüne geldiğimizde gözümüze ilk çarpan görüntü etrafın çöple dolu olması. Ağaçların altı ve otopark çevresi tamamıyla atık dolu. Kötü bir çevre düzenlemesi ve girişten sonra basamaklardan yukarı tırmanıyoruz. Bilet Gişesi’nden Turnike’ye kadar kötü bir görünüm ve işlevini yitirmişlik arz eden mağara çok acil bakım ve ilgi bekliyor.
 
Ziyarete açılan 8 salonu 680 m uzunluğunda ve 95 m yüksekliğinde olan Ballıca Mağarası, dünyanın en büyük mağaralarından biri. Henüz ziyarete açılmamış bölümleriyle hala gizemini sürdürüyor. Ballıca Mağarası, özgün Soğan Sarkıtları ile de uluslararası önem taşıyor. 1987 yılında başlayan araştırma ve haritalandırma çalışmalarını 1995 yılında yapılan yürüme yolları ve ışıklandırma çalışmaları izlemiştir. Ballıca Mağarası, kristalleşmiş kireçtaşlarından meydana gelmiştir ve ziyarete açılan bölümlerinde 8 salon gezilebilir. Ortalama sıcaklığı 18 C ve ortalama nem oranı % 54 olan mağaranın bol oksijenli havası nefes almayı kolaylaştırmaktadır.
 
Girişin hemen ardında yer alan Havuzlu Salon’daki yüksek sıcaklık 20 °C ki içeri girenlerin yüzüne alev gibi çarpıyor. Bir sonraki bölüm olan Büyük Damlataşlar Salonu’nda nem oranı daha yüksek. Dev boyutlu sarkıt ve dikitler ve izlenen kırmızı, sarı, yeşil ve mavi renkler daha iyi bir ışıklandırma ile daha da görkemli bir görünüm yaratılabilir. Bu muhteşem salondan kuzey ve kuzey doğu yönünde ilerleyen yürüme yolu, Çamurlu Salon, Fosil Salon ve Yarasalar Salonu’na ulaşır. Fosil Salon, Mağaranın en üst noktası olup sıcaklık burada 24 ° C.ye kadar ulaşır. Mağaranın en yaşlı salonlarından olan bu salonda mutlak nem % 40’tır.
 
Cüce Yarasa’ların yaşam alanı olan Yarasalı Salon’a ip kullanmadan inmek mümkün olmadığından bizim programımızda yer almıyor. Çöküntü Salon, kuzey-güney yönünde bulunan, Muhteşem Galeri olarak da adlandırılan bir galeriye bağlanır. Salon, adını tabanında bulunan iri bloklardan alır. Bloklar arasında bulunan derin kuyular mağaranın alt katlarında bağlantılıdır. Tavandan 3m yukarda bulunan kalsit oluşumların sınırları, yeraltı suyunun geçmişteki seviyesini gösterir.
 
Çöküntü Salon ve Bloklu Mahzen’den sonra, geçilen bir köprü ile Sütunlar Salonu'na ulaşılır. Mağaranın en büyük sütunu olan, 18 m boyunda ve 8 m çapındaki sütun bu salonda yer almaktadır. Sütunlarla odalara ayrılmış büyük bir galeri görünümü veren salonun tavan yüksekliği yer yer 15 m.yi bulur.
 
İkiye ayrılan yürüme yolunun kuzey yönü, İri soğan sarkıtlar ve mantar şeklinde gelişmiş dikitlerin adını verdiği Mantarlı Salon’a açılır. Mağaranın en genç salonu olan Yeni Salon’da ise yer alan büyük sarkıt, dikit ve havuzların yanı sıra, yaprak, perde ve pırasa şeklindeki oluşumlar büyüleyici görüntüler oluşturuyor. En sonda da 65 m derinlikte yer alan bir göl ve mağaranın suyunun aktığı bir de Sifon yer almakta.
 
İçerisi de kesinlikle fotoğraflarda görüldüğü gibi olmayan mağara bu haliyle ziyaretçilerde hayal kırıklığı yaratıyor. Özelikle uzun yoldan gelenler “bunca yola değmezmiş” diyorlar. Bu sözleri duydukta sonra dönüş yolumuz üstünde bulunan ve mağaraya göre daha çekici olan Mahperi Sultan Kervansarayı’na kırıyoruz direksiyonumuzu. Yapımı 1238 yılına tarihlenen ve 2006 yılında yenileme çalışmalarına başlanan kervansaray şimdilerde restoran ve kâffe olarak hizmet veriyor.  
 
Sürecek…

15 Eylül 2009  00:30:17 - Okuma: (805)  Yazdır




İstatistik