Yazı

Evliya Çelebi Selçuk
Evliya Çelebi Selçuk 

Ahmet Mocan

Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nde Selçuk XVII. yüzyılda yaşamış olan Evliya Çelebi, Türk seyahat edebiyatının en büyük ismidir.

“Seyahatnâme” adını verdiği on ciltlik eserinde gözleme dayalı bilgiler vermektedir. Evliya Çelebi, elli yıl imparatorluğun hemen hemen her yerini gezip görmüştür. Yer yer abartılı bir üslûp kullansa da dili oldukça sadedir.
 Ben sizlere Evliya Çelebi Seyahatnâme’sindeki Selçuk(Ayasuluk)’la ilgili bölümü aktarmaya çalışacağım…
“CEMŞİD’İN TAHTI, ESKİ AYASULUK KALESİ
 Cemşid zamanında yapılıp bu şehri taht edinmişti. Sonra Cemşid’in neslinden Rum kralı Aya Suyla elinden Aydın Bey Oğlu Sulta İsâ fethetti. Sonra Yıldırım zamanında Timurtaş Paşa tarafından fethedildi. Komutanı, kale muhafızı, kırk adet kale neferi vardır. Fukarası çoktur.
 Kalesi büyük bir ovada sivri mavi kaya üzerindedir. Etrafı üç yüz adımdır. Hendeği yoktur. Kırk sağlam kulesi, güneye bakan iki demir kapısı, kale içinde 20 ev, bir mescit vardır. Sokakları kaya kaldırımdır. Bu kayanın Kıble tarafında bir kat daha kale vardır. Ancak burası haraptır. Kıbleye bakan sanatlı eski bir kapısı vardır ki kemerleri üzerinde insanı şaşırtan tasvirler vardır.
 Bu kapıdan aşağı dış mahallesinde eskiden çok büyük bir şehir olduğu eserlerden bellidir. 3000 hamamı, yedi çarşısı, 700 kâgir hanı, yirmi bin dükkânı, üç bin mescidi, sekiz yüz camisi, iki yüz medresesi, yetmiş imâreti, üç çeşmesi, 1500 mektebi, nice yüz bin büyük sarayları ve nice yüz bin evleri olduğu eserlerinden görülür.
 Şehrin doğusunda gökkuşağı gibi su kemerleri vardır. Öyle büyük binalar var ki Ayasofya sütunları gibi somaki(yeşil ve kırmızı renkte, damarlı ve çok sert bir kayaç türü mermer) sütunlar yerlerde yatmaktadır. Havuz ve şadırvanları harap olmaktadır. Hattâ İstanbul’da Süleymaniye ve Yani Cami’nin sütunları hep bu şehirden alınmıştır.
 Bu şehrin harap olmasının sebebini tarihler şöyle yazar: “… tarihinde Mısır’da bir kıtlık olur ve adamlar birbirlerini yiyecek hâle gelirler. Bir gemi ile nice yüz bin adam Ayasuluk’a gelip yiyecek isterler. Onlar da bir tane dahi vermeyip reddederler. Mısırlılar da “Şehriniz harap olup ekmek ve tuza muhtaç olasınız.” diye beddua ederler ve Mısır’a varıp zamanın hükümdarına anlatırlar. İki yüz bin adam el açıp Ayasuluk’un harap olması ve halkının yaşamaması için beddua ederler. Yedi şehrin harap olması için sabah En’âm-ı Şerif(Kur’ân-ı Kerim’de bir sure) okunur. Bu yedi şehrin biri de Ayasuluk’tur. Hakikatten bu Ayasuluk halkı iflas etmiş, mendebur, tahılları ambarlarında bozulur, tuzları sulanıp erir ve fakir adamları vardır. Aşağı dış mahallesinde yüz kadar ev, yirmi dükkân, bir mescit, bir hamam, bir han, çarşı meydanında bir güzel su kuyusu vardır.
 Evliya Çelebi, Seyahatnâme’sinde Sultan İsâ Cami’sini şöyle anlatır:
 Öyle bir camidir ki yeryüzünde bir benzeri ancak mübarek Şam’da Emeviyye Cami’si ola… Kâgir kubbe değildir. Servi levhaları üzerine kurşun örtülüdür. Bütün sütunları da servi ağaçlarıdır. Ayasofya kadar büyüktür, ama ensizdir. Avlusu dahi camidendir. O hesapça Ayasofya kadar vardır. Duvarları beyaz mermerdir. Kubbesi üstündeki kâgir kubbenin içi safi altın levhalarla işlidir. Caminin uzunluğu 250, eni 180 ayaktır.
 Cami içinde üç sütun vardır ki yeryüzünde benzerleri yoktur. Kırmız somaki, zeytunî sütun görülmüştür; ama mavi sütun hiç görülmemiştir. Bu sütunların yüksekliği kırkar mimar arşını(68 cm.) dır. Üçer adam ancak kucaklayabilir. Caminin yedi kapısı vardır. Sanatlı mihrabının anlatılmasında insan acizdir. Minberi ceviz levhasındandır. Üç duvarında Esmâ-i Hüsnâ (Allah’ın 99 güzel ismi) yazılıdır. Mihrabında bir âyet-i kerime (İnnallahe ve melâiketehu…) yazılıdır.
 Camini sol tarafında padişahlara mahsus sofa, sağ tarafında Hazreti Peygamber’in Hırka-i Şerif’i sofası vardır. Bunların kafeslerini cihan ressamlarının resmetmesi imkânsızdır. Camiye güneş ışığı duvarlarındaki billur mermer ve necef camlardan, yedi kapı üzerindeki kafeslerden girer. Ama Hırka-i Şerif İstanbul’dadır. Burada sadece sandukası vardır. Uğur sayılarak ziyaret edilir. Bir Hazreti Osman hattı Kur’ân-ı Kerim vardır diye ziyaret edilir.
 Avlusu mermer döşelidir. Pabuç ile girilmez; çünkü camiden sayılır. Avlunun ortasında bir büyük havuz vardır. Avlunun üç kapısı vardır. Kapı üzerinde bir ayet yazılıdır. Öyle sanatlı bir camidir ki yeryüzünde böyle bir işi adem oğlu yapmamıştır. Ama böyle harap şehirde cemaatsiz kalmış bir garip camidir. Kalabalık cemaati yoktur…”
                                      Ahmet MOCAN


15 Haziran 2007  19:25:49 - Okuma: (1125)  Yazdır




İstatistik