Yazı

Tarih bir filmdir
Tarih bir filmdir 

İbrahim Becer

Bizim yakın tarihimiz çok renkli bir tarihtir. O kadar ölmez renklere sahiptir ki; o renklerin bir kısmını alıp da bugüne uyarladığınız zaman asla pot vermez. Ölümsüzdür büyük ölçüde.

         Albay Arif, ya da yiğit namıyla anılır dersek, Ayıcı Arif de bu renklerden biridir. Kendisi Atatürk’le beraber Samsun’a çıkan on dokuz kişiden biridir. Atatürk’ten sonraki en rütbeli üçüncü kişi aynı zamanda. İsmet İnönü’nün bile ikilemde kaldığı Samsun’a çıkma konusunda arif Bey gözünü kırpmadan kendini Bandırma vapurunun güvertesine atmış gözü kara bir insandır.
         Atatürk’e olan müthiş benzerliği gözden kaçmaz; gönüllü dublörü olur. Olmadık zamanlarda, olmadık yerlerden çıkmasıyla da cümle istihbaratı dumura uğratarak istihbaratçıların tüm çabalarını sekteye uğratıp, Milli Mücadeleye çok büyük faydalar sağlar.
         Bu sadakatinin karşılığını da fazlasıyla alır. Adanalı olmasına rağmen Eskişehir Mebusu olarak meclise girer. Fakat günler geçtikçe yollar da çatallaşmaya başlar. İki dostun arasına kara kedi girer. Bu soğukluk sürer gider, ta ki 14 haziran 1936’ya kadar…
         Burada kısa bir ara verelim ve bir başka ismi tanıyalım:
         Kazım Dirik, Bandırma vapurunun bir başka önemli yolcusudur. Milli Mücadeleden sonra Gürcistan temsilciliği yapmış, generalliğe kadar yükselmiştir. Atatürk en sevdiği kent olan İzmir’i bile Ona emanet etmiştir. Ama aynı Kazım Dirik Ata’ya hayatının en zor anlarından birini de yaşatmıştır.
         Atatürk Anadolu’ya geçince yakın kurmayları tarafından askerlikten istifa etmesi istenmişti. O ise bu aşamada bunun erken olduğunu belirterek bir tehlikeyi dikkatlere sunuyordu: “Eğer üniformamı çıkarırsam Halk Beni dinlemez!”
         Amasya’da, Havza’da gittiği her yerde geri dönmesini isteyen telgraflar kendisine uzatılıyordu. İşin sonu azil olacaktı. En sonunda istifa etti.
         Gelen telgrafları Kazım Dirik’le incelerken son derece gergindi. Bir kahve istedi. Daha bir yudum içmişti ki Kazım Dirik kendinden emin bir ses tonuyla seslendi:
—Paşam, bir istirhamım olacak!
—Buyur.
—Ordudan istifa ettiğinize göre artık yanınızda kalamam. Karabekir Paşa’ya söyleyip bana uygun bir görev vermesini isteyeceğim.
Paşa beyninden vurulmuşa döndü. Daha bir gün önce sadakatini sunan bir insan bugün ihanetini sergiliyordu. Kendini bir anda toplayamasa da , “peki efendim, evrakı Hüsrev bey’e teslim edebilirsiniz” dedi. Kazım Dirik yerinden kalktı ve odayı terk etti.
Daha şoku üzerinden atlatamamıştı ki yaveri Cevat Abbas telaşla içeri girdi. Gelen Karabekir Paşa ve süvari bölüğüydü. Atatürk, kendinden boşalan makama Kazım Karabekir’in getirileceğini biliyordu. Eğer Karabekir Paşa, emri uygularsa Kurtuluş Savaşı başlamadan bitecekti. Kafasında tek bir soruya cevap arıyordu: “Ya tutuklarsa?”
Yerinden kalktı, salonun ortasına kadar ilerledi ve gelen Karabekir Paşa’yı beklemeye başladı…
Karabekir Paşa içeri girdi ve ümitleri yeşerten o cümleyi kurdu: “Paşam, emrindeyim! Makam aracınızı ve süvari muhafız bölüğünüzü getirdim”
Atatürk bir an sendeledi ve şaşkınlığını üzerinden atar atmaz Karabekir paşa’nın iki yanağından öptü.
Artık ağız tadıyla bir savaş yapılabilirdi…
Karabekir paşa, sadece muhafız bölüğünü ve makam aracını getirmekle kalmamış; birkaç dakika önce pervasızca çekip giden Kazım Dirik’i de Atatürk’ün emrine tekrar vermişti.
Sonra ne oldu…
Tarih 14 Haziran 1936. Şevki adında bir gemici Vali Kazım Bey’le görüşmek ister. Kabul edilir. Gemicinin anlattıkları müthiştir. Atatürk’e suikasttan bahseder. Yapılan ilk tetkikler sonucunda silahlar Ziya Hurşit’te yakalanır. İstiklal mahkemeleri kurulur ve idam edilecekler açıklanır.
Kaderin cilvesi olarak dün Atatürk’ü terk eden Kazım Dirik, bugün kurtarıcı olarak Atatürk’e suikastı engelliyordu.
Dün sadakatini sunmakla kalmayıp, Orduyu kendisine teslim eden Karabekir Paşa ise yargılanır ama suçsuz bulunarak beraat eder. Ölünceye kadar da köşesine çekilir ve sessiz bir hayat sürer.
Albay Arif’ e gelince… Suçlu bulunur ve idam edilir. Son konuşmasını da idamları izlemeye gelen bir üst düzey memurla yapar:
      Kuzum, söyleyin Mustafa’ya! Kendisi kaç yıllık yakın dostum, kurtarsın Beni.
      Sabahın erken saatinde bir kelle için adamı uyandırmayalım şimdi…
 
Tarih bir filmdir. Tek farkı, rollerin filmin sonunda dağıtılması. Eğer rolünüz yoksa sadece aktörleri izleyin.

2 Eylül 2009  00:42:31 - Okuma: (565)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik