Yazı

Şair olsaydım…
Şair olsaydım… 

İbrahim Becer

Demokratik açılımların konuşulduğu şu günlerde, bir Şair olsaydım işim nispeten kolay olurdu;

Mesela, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’na özenebilirdim:
“Kuzular koç olacak, toy düğün göç olacak, bu yılki kuzuların, adları öç olacak…”
Daha da kesmezse Şairin yine bir başka şiirinden ilham alabilirdim:
“Dinmez gönül sancımız, derinleşir acımız, alınmazsa öcümüz, dövülecek diz menem…”
Gerçi bu iki şiir on iki eylül öncesinin kutuplaşan Türkiyesine ait şiirlerdir. Şair, bu şiirleri Dursun Önkuzu ve Süleyman Özmen’e ithafen yazmıştır. Birer mersiye niteliğindedir yani.
Bugün gelinen noktada ne sağ-sol kaldı, ne de birbirilerine diş bileyen sağcı solcu. Düzen, bu hengâmeli yılların bir edebiyatının oluşmasına bile fırsat vermedi. Her iki taraf da kendi kahramanlarını yarattı ve bir ortak sloganları oldu:
“ O ne kadar tezgâhtan geçtiyse, Ben de o kadar geçtim!”
Yani devlet için sol ne kadar muzır bir hareketse, sağ da o kadar tehlikeliymiş. O günleri anlatan bir yazı dizisi okumuştum bir zamanlar. Her iki kesime de uzatılan mikrofonlar sonunda şöyle bir tablo vardı ortada:
Sol kesim davalarında ve coşkularında ısrarcıydılar. O cenahtaki hava; “bu bahar olmadı, bir başka bahara…” tadında bir türküydü.
Fakat aradan geçen uzun yıllar Onları değil de Hayyam’ı haklı çıkardı:
“… Çok aylar doğmuş batmış Sensiz,
Sensiz daha çok ayların on dördü gelir…”
Karşı mahalledeyse bir “ buruk acı” vardı. Onlar, memleketi koruma ve kollama görevine atılmışlar, durumdan vazife çıkarmışlardı. Gel gör ki, Devlet bu iyi niyete burun kıvırmakla kalmamış, her ikisini de aynı kefeye koymuştu.
İşin tarafı olanlar için bunu sineye çekmek, kabullenebilmek çok zor bir olay. Fakat Türkiye gibi bir coğrafyada yaşıyorsanız, yasınızı tutmak için bile fazla zamanınız olmuyor. Bir büyük sorunla uğraşırken bir diğeri dikiliyor kapınıza. Aceleyle o sorunu halının altına süpürüp yenisini karşılıyorsunuz.
Bugün de yeni bir sorunla karşı karşıyayız: Demokratik açılım veya Kürt açılımı. Adı her neyse…
Dedim ya, Şair olsaydım işim kolaydı. Bir öfke şiiri bulur tarihin tozlu raflarından yazar, altını da doldurur geçerdim. Ama bir insan olarak işimiz o kadar kolay değil. İşin ciddiyetini anlamak için hiç kimseden o acı “şehit” tecrübesini yaşamasını bekleyemezsiniz.
Biz Tuzla piyade okulunda kuraları çekince anlayamamıştık mesela. En batıyı çeken Tunceli’yi çekmişti ve hala aklımız bir karış havadaydı. Sonra bizi bir Üsteğmen topladı ve bir konuşma yaptı. Bir cümle söyledi, donduk kaldık: “Sağınızdaki, solunuzdaki adamlara dikkatle bakın, aranızdan bazıları dönmeyecek…”
Öyle de oldu, konuşan tecrübeydi çünkü. Mehmet dönemedi mesela, Fatih için poşetle gönderdiklerini söylediler. Acımızı içimize akıttık. Geçti ama deldi de geçti…
O anayı, babayı düşünemiyorum bile. Allah sabır versin. Bizler netice de aynı yolda bir yere kadar gidiyoruz. Oysa analar, Babalar için o yol hiç bitmiyor…
Bize Şairin ağzından şöyle sesleniyorlar:
“Senin de yolun biter, diner gözünde yaşlar,
Benim uğursuz yolum bittiği yerde başlar…”
Söyleyecek sözüm olmadığından böyle şiirden dem vurmam. Hiçbir Anadan, hiçbir Babadan böyle ağır bir vebal ödemesini bekleyemem. Hiç kimse, kimsenin evladı üzerinden vatanseverlik yapmasın.
Çok zor oldu ama oldu. Ben kendi adıma hakkımı helal ediyorum. Devletime, milletime helal olsun. Buna rağmen bu helalliği kaybettiğim devrelerimi Anasından, Babasından istemeye ne hakkım var, ne de yüzüm.
Ne kimseye vatanseverliğimi sorgulatırım, ne de kimsenin açtığı tezgâhta mal olurum. Yeter ki bu lanet savaş bitsin.
Dedim ya, bu Benim kendi inisiyatifim, kırdıklarım da içimdeki kendi putlarım…
Asaf Halet Çelebi’nin dizelerindeki gibi:
İbrahim, içimdeki putları devir elindeki baltayla,
Kırılan putların yerine, yenilerini koyan kim?
 
Güneş buzdan evimi yıktı.
Koca buzlar düştü,
Putların boyunları kırıldı
İbrahim, güneşi evime sokan kim?
 
         Asma bahçelerinde dolaşan güzelleri,
         Buhtunnasır put yaptı.
Zamansız bahçeleri kucakladım,
Güzeller Bende kaldı.
 
İbrahim, gönlümü put sanıp kıran kim?”


24 Ağustos 2009  10:06:51 - Okuma: (970)  Yazdır




İstatistik