Yazı

Cennet’in Doğusu–9/ Çayönü Hilar Mağaraları
Cennet’in Doğusu–9/ Çayönü Hilar Mağaraları 

Asil S. Tunçer

Urfa’da en ekonomik konaklama için Otel Haran en ideal yer bana göre.

Göbeklitepe’ye, Urfa Havalimanı’na ve Harran’a gidebilmek için çok ideal konumda. Bir tek sorunu var: Gülizar’a Sıra Gecesine gitmek için araçla gitmek tek yön sorunu yüzünden yaya gitmekten daha uğraştırıcı ve zaman alıyor. Göbeklitepe’yi daha öne yazdığımdan bu konuyu atlıyorum. Tekrar göz atmak ve konu bütünlüğünü yakalamak için lütfen Göbeklitepe ile ilgili yazıyı TIKlayınız;
Bugün sizlere bir başka en eski yerleşim olan Çayönü Höyüğü ve Hilar Mağaraları’nı ayrıca arada kalan çok ilginç kaya oluşumlarını yaptığım en son turdan izlenimlerle anlatmaya çalışacağım.
 
Bunun için önce Ergani’ye gitmek zorundasınız. 65 km sonra Hilvan karşınızda. Burada oyalanmıyoruz çünkü hava kararmadan iki yeri görüp Diyarbakır’a geçeceğiz. Yaklaşık bir 40 km daha yaptıktan sonra Siverek’i de arkamızda bırakıyoruz. Ne görelim! Her yer çöp dolu; artık bu manzaralara alışığım. Ülkenin batısı da doğusu da çöplük nerdeyse. Bu bir eğitim meselesi yani direk olarak çöp eğitimi vereceksin ilkokulda çocuklara. Eskiden biz haftada bir çöp toplardık ilkokuldayken; çöpü atmamayı öğrettilerdi bir şekilde. Haa, diyebilirsiniz, sağlıklı değil öyleyse o zaman yeni bir formül bulmak lazım. Şuan ki durum hiç iç açıcı değil. Çocuklar ve gençler çöpleri rahatlıkla yerlere atıyorlar. Bugün ülkemizin en öncelikli konuları arasında çöp sorunu var.  
 
Konumuza dönelim. Hilvan’dan sonra Siverek 38’inci km.de. Siverek yolundan Diyarbakır yoluna girer girmez sizi çöp dolu bir yol ve çevresi karşılar. Çermik’e gitmek için terminalden sola girmek gerekiyor. Bizim hedefimiz Çayönü ve Hilar Mağaraları. Bunun için Ergani’ye gitmek ve oradan Sesverenpınar’a yönelmek zorundayız. Ergani’de olifiyolit ve bakır madeninden başka coğrafik olarak Makam Dağı önemli. Halk, Zülküf Peygamber’in makamı için sık sık burayı ziyaret ediyor. Yok asıl makam Ağıl’da diyenler ise Ergani değil oraya gidiyorlar. İnançlar ve inanışlar bu bölgede çok güçlü…
 
Ergani’de çay molası verdikten sonra 10 km doğuya yönelip Çayönü’ne gitmek ve Hilar Mağaraları’nı görmek için tekrar yola koyuluyoruz. Grup sabırsız ve ikinci bardağı neredeyse yutacak gibi içiyorum; gözlerimden yaş geliyor ama iyi de geliyor. Bayırözü, Eskihan, Dağbaşı, Ağaçhan, Petekkaya, Kesiktaş ve Yolköprü. Hepsi de güneydoğunun farklı birer kesitini yansıtan köyler. Bize yolu tarif eden Kendal (Kürtçe’de sığınak demek) yakındaki Öğretmen Lisesi’nde öğrenci. Yol sormak üzere içeri girdiğimiz tek göz ilkokulda İzmirli bir öğretmen hanım ve minik öğrencileri ile tanışıyoruz. Hademesinden müdürüne her şeyin sadece kendisinin olduğu bu vefakâr öğretmenin yaşam ve okulun fiziki koşullarına bakınca burada bir hemşerimi görmenin heyecanını yaşayamıyorum bile.
 
Çayönü Höyüğü, tepenin arkasında akan çayın karşı tarafında kalıyor. Bu tarafa doğru tekrar geldiğiniz yoldan değil ilginç kayalıkların arasından yürüyerek gelmenizi tavsiye ederim. Görüntüler biraz ürkünç biraz da ilginç. Halet Çamlıbel’in kazdığı Çayönü’nde 1964’dan beri aralıksız çalışma var. Çayönü, Diyarbakır'ın Ergani ilçesine bağlı Sesverenpınar (Hilar) yakınlarında bulunan, eski adı Kotaberçem (Çayboyu) olan tarih öncesinden kalma bir höyük.
 
Çayönü'nde kazı çalışmaları İstanbul Üniversitesi'nden Halet Çambel ve ABD'li arkeolog Robert J. Braidwood tarafından 1964 yılında başlatıldı. Avcı-toplayıcılıktan tarıma geçişin izleri bulundu. Höyük çevresinde resimli resimsiz mağaralar, mağara duvarları kullanılarak yapılmış evlerin izleri bulunmakta. M.Ö.7500–6250 arasına tarihlendirilen yerleşimde neolitik ev yapılarını görülmekte. Izgara planlı, yuvarlak planlı, taş tabanlı, kanallı, dikdörtgen planlı yapılar oldukça ilginç. Çayönü, dünyada bilinen ilk ticaret merkezi. Her iki arkeolog da emekli olunca Profesör Özdoğan 1991 yılına kadar devam etti.
 
Çayönü'nün en bilinen yapısı 'Skull Building' (kafatası binası). Traktör yolunun hemen yanı dere, karşısı ise höyük ve şu an her türlü tahribata açık bir durumda. Yapayalnız ve tek başına zamana direniyor. Etrafı tel örgüyle çevrili olsa da demir kapı açık. Elini kolunu sallaya sallaya dal içeri. Ben buna rağmen gruba izin vermiyorum, kendim de içeri girmiyorum. Burası bilinen dünyanın en eski endüstriyel yerleşim bölgesi olduğundan içeride verilebilecek en küçük tahribat bile kazı sonuçlarını olumsuz etkileyebilir.
 
Hilar Mağaraları’nda bizi 78 yaşındaki Şaban Yorulmaz karşılıyor. 31 yıldır burada çalışan Bekçi Şaban (Amca) okur-yazar değil ama her duyduğunu ve gördüğünü hafızasına kaydetmiş. Kendisinden başka iki bekçi daha görev yapıyor. Buradaki buluntular iki sene önce Diyarbakır Müzesi’ne taşındığından biz ancak yerlerini göreceğiz. Kayalıklarda çok sayıda oyuk şeklinde mağaralar ve mezarlar mevcut olan Hilar’da; yer lahitleri, hamam kalıntıları ve tahrip edilmiş birçok mağaranın yanı sıra hala kazılmamış mağaralar söz konusu. M.Ö. 7500’den başlayan bu kesintisiz yerleşimde kaçak kazı ve koyun barınağı olarak kullanıldığı dönemlere ait korkunç tahribatı açıkça yüzümüze haykırıyor. Kervansaray ise ona keza…
 
Sürgülü mağara kapıları ve alınlıklarında yer alan kabartmalar çok etkileyici. Üç sütunu kırık mağarada ahır olarak kullanıldığı döneme ait hayvan bağlama yerleri hala duruyor. Rüzgârlı Tepe diye adlandırılan mevkide un değirmeni olduğu sanılan yapı kalıntıları söz konusu. Şaban Amca bize römork biçimindeki bekçi barınağında çay demlemek istiyorsa da nazikçe geri çeviriyoruz. Yol sorduğumuz aynı köyden Muhabbet Hanım da hasta anne ve babasına rağmen bizi evlerine çay içmeye davet ediyor.
 
Burada herkes sıcak ve içten. Yurdum insanının tüm güzelliği Sesverenpınar’da da kendini gösteriyor. Bizim bunca yol yorgunluğumuzu unutturan en önemli şey belki bu ayrıntıda saklı…

18 Ağustos 2009  21:21:09 - Okuma: (1435)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik