Yazı

Cübbeli Hoca…
Cübbeli Hoca… 

İbrahim Becer

Pek televizyonla aram olmadığından atlamışım. Arkadaşlar sorunca uyandım: “Cübbeli Ahmet Hoca’yı izledin mi?”

Hoca, Fatih Altaylı’nın programına çıkmış Murat Bardakçı eşliğinde. Çok kısa bir bölümünü seyrettim. Anladığım kadarıyla da; bilenleri için beklenen, başta Fatih Altaylı olmak üzere bilmeyenleri için de beklenenin çok üzerinde bir performans sergilemiş.
Programın sonunda Altaylı bile özeleştiri yapmak zorunda kalıyor: “Ben karşımda kötü, korkunç bir insan bekliyordum ama…”
Lisan-ı hal diye bir şey vardır. Kişi direk söylemese de duruşuyla çok şey anlatır.
Seyrettiğim yarım saatlik bölümde gördüğüm kadarıyla şöyle diyor Hoca:
Ben bir Ahmet Hakan değilim…
Çünkü Ben hiçbir zaman sermayemi, bir zamanlar aralarında yaşadığım insanların hayatlarından el çabukluğuyla aşırdığım sırlar üzerine devşirmeyeceğim. Ben, düpedüz hırsızlıkta bir ikbal arayan ve kendini kabul ettirebilmek için sırrı ifşa etmekte beis görmeyen adam asla olmayacağım.
Ben bir Yaşar Nuri’de değilim…
Aralarından çıktığım insanlara parmağımı sallayıp hizaya sokmaya çalışmak bir yana, Ben Haktan geldiği müddetçe bana verilecek her ayara gönülden razıyım. Kibrin şatosunda oturmadığım gibi, itilmişliğin kaldırımlarında volta da atmam. Yıllarca aşağıladığım insanlardan da parti kurup oy istemem. Rezil olmaktan korkarım. Bu milletin hafızası vardır, saygı duyarım. Siyaset zinhar kapımdan içeri giremez ve dahi girmeyecektir de.
Arkasından da ekliyor: “Kapı açıksa bir şey girer!”
Ben bir Zekeriya Beyaz da değilim…
Sahnenin tozunu yutmak için, önüme gelen her kâğıt parçasını bir şaheser sanıp da bana biçilen her rolü oynayan kötü bir oyuncu hiç değilim. Canım isterse çıkar oynarım, istemezse de oynamam. Rolü Ben seçerim, kendime rol biçtirmem. (Zekeriya Beyaz ki, en son bıraktığımda balıktan kurban, eşinizden de iftarlık olur diyordu. Meraklısı araştırsın)
Atatürk soruldu kendisine, “rahatsız mısın ?” dendi. Muhteşem bir cevap verdi: “…Atatürk, Elmalılı Hamdi’ye cebinden para verip Kuran’ın tefsirini yaptıran insandır. Daha da ötesi Buhari’yi tercüme ettirmiş. “Bana en uygun adamı bulun” dememiş. Ehil kimse onu bulmuş. Bugün ne Elmalılı’nın üzerine tefsir, ne Buhari üzerine bir tercüme mevcut değildir...”
Kral’dan değil de, O da herkes gibi kralcılardan şikâyetçi.
Tek tespiti bu olsa neyse, Bakın ne diyor: “Biz ne Arapların Vahhabisine benzeriz, ne de İran’ın Şia inancına. Bizim İslam inancımız, anlamını Osmanlı’da bulmuş olan bir inançtır ve en doğrusudur.”
Zikrettiğimiz isimlerden bir diğer farkı da, polemik onun için bir ekmek teknesi değil. Altaylı soruyor: “Yaşar Nuri’yle ekranlara çıkar mısınız?”Cevap veriyor: “Önceden konuşmamız gerek Kendileriyle. Biz ilmimize güveniriz de tartışmamalıyız. Halk yanlış anlar…”
İslam’da karşılığı: fitnenin kapısını açmadan kapatmaktır ki, sıkça görülmez…
Belki kılık kıyafete takılmış olabilirsiniz, belki de sakala kim bilir? Ben iletişimin gücüne inanırım. İnsanlar konuşmalı, anlaşabilmeli. Cübbeli Hoca çıktı, konuştu ve kendi dünyasına geri döndü. Kimseye kendini kabul ettirmeye çalışmadı. Nasıl geldiyse, öyle döndü.
Darısı, kendi filminde başrol oynamak varken, El kapılarında figüran olanların başına…

12 Ağustos 2009  12:45:21 - Okuma: (1246)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik