Yazı

Ebru Sanatı III
Ebru Sanatı III 

Ahmet Mocan

“Temiz kitreli su ile ebru yapılmaya başlanırken, önce yüz kadar prova çıkarmak icap eder, tekne ondan sonra yüz göstermeye başlar!” (Necmeddin Okyay)

         Necmeddin Okyay (1883-1976): 29 Ocak 1883’te İstanbul Üsküdar’da doğmuş, hayatının tamamını burada geçirmiştir. Küçük yaşlarda hafız olmuş; Hasan Talat Bey’den rıka, divanî, celî divanî; Sami Efendi’den talik; Hacı Arif Efendi’den sülüs ve nesih yazılarından icazet almıştır. Özbekler Tekkesi Şeyhi Hezârfen Edhem Efendi’den ebru ve aharlı kâğıt hazırlamayı öğrenmiştir.
         Necmeddin Okyay, ustası Edhem Efendi gibi “hezârfen” (bin sanat sahibi) unvanıyla anılır. Çünkü ebruculuğunun yanında mürekkepçilik, aharcılık, okçuluk, gülcülük, mücellitlik (ciltçilik), hattatlık gibi becerileri de vardır.
         Üsküdar Yeni Valide Camisi imamlarından Abdünnebi Efendi’nin oğlu olan Necmeddin Okyay, 1907’de babasının vefatı üzerine bu camiye imam ve hatip olarak atanmış, bu görevini kırk bir yıl devam ettirmiştir. 1914’te açılan Medresetü’l-Hattâtîn’e sülüs ve tuğra çekmeyi öğrenmek için gitmiş ve bu yazıları öğrenmiştir. İki yıl sonra aynı okula ebru ve ahar öğretmeni olarak atanmıştır.
         Üsküdar’daki evinini bahçesinde 400 çeşit gül yetiştiren Necmeddin Okyay, ebruda kullandığı fırçaların sapını yetiştirdiği gül dallarından yaptığı için, o günden bugüne ebru fırçalarında gül dalı kullanmak gelenek hâline gelmiştir.
         Necmeddin Okyay, 5 Ocak 1976’da vefat etmiş, Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.
         Necmeddin Okyay, ebruya başlamasını ve ilk defa yalnız başına ebru yapmasını Uğur Derman’a şöyle anlatır: “Özbekler Şeyhi Edhem Efendi’ye arkadaşım Abdülkadir ile devam ettik ve ebruculuğu öğrendik. Abdülkadir Efendi bir zaman sonra sıkılarak devamdan vazgeçti, ben ise sabırla yürüttüm. Ancak Ramazan girince, camideki vazifem dolayısıyla hocamdan müsaade rica ettim. Bayramdan sonra da gidemedim. Hep yolumu gözlermiş. Hatta bir gün oğlu, “Efendi Baba, isterseniz çağıralım.” deyince, “Yarın nasıl olsa gelir.” cevabını vermiş. Ve ben ertesi gün, aldığım acı haber üzerine namazını kılmak için Tekke’ye gittim.
         “Bize ilk defa ebru yapılmasını gösterdiği vakit duyduğum heyecanı unutamam. Teknedeki suyun üstünden yayılan renkler, beni hayretlere gark etmişti. Onun vefatından sonra, evimde yalnız başıma ebru yapmaya başladım. Önce küçük bir teknede yaptım, tuttu. Büyük tekneye geçince boyalar akmaya başladı. Sanki evvelki ebruları ben yapmamışım! Uğraştım, uğraştım, ağlayacak hâle geldim. Neyse, yatsı vaktine kadar biraz yüz gösterir gibi oldu. Uykuyu terk ederek çalıştım. Bir aralık kulağıma sesler geldi. O devirde, yangın çıktığı vakit bekçiler, “Yangın var!” diye bağırırlardı. Ben öyle zannettim sokağa çıktım. Meğerse sabah ezanı okunuyormuş. Lakin o gece fevkalade ebrular zuhur etti. Sonra ikinci bir defa yaptım, yine evvelki gibi akmaya ve tutmamaya başladı. Kıvamını bulana kadar neler çektim! Üstadımın, “Ebru sihir gibidir, bazı tutar, bazı tutmaz.” sözünün ne demek olduğunu o zaman anladım. Arkadaşım Abdülkadir Efendi’de de aynı hâl vaki oldu. Lakin o, tekneyi hiç ıslah edemedi. Yeniden ebru tuttu ve beni çağırdı. Teknenin başına geçmeyip bana bıraktı. Tecrübelerime göre, temiz kitreli su ile ebru yapılmaya başlanırken, önce yüz kadar prova çıkarmak icap eder, tekne ondan sonra yüz göstermeye başlar! Bu her zaman böyle olur…”    
         Necmeddin Okyay, ebru sanatına getirdiği yenilikler açısından son derece önemlidir. Bu yeniliklerden biri, “çiçekli ebru”dur. Her ne kadar ebruda çiçek şekilleri daha önceleri denenmiş ve yapılmışsa da, bunlar basit şekillerdir. Çiçekli ebrunun Necmeddin Okyay’la başladığını söylemek yanlış olmaz.
         Necmeddin Okyay, çiçekli ebruya nasıl başladığını şöyle anlatır:
         “Medresetü’l-Hattâtîn’de hocalığım sırasında bir zat gelerek, ‘Çiçekli ebru yapmanızı istiyorum.’ dedi. ‘Efendi Beyim, bu sanatta öyle çiçek filan olmaz, gerçi eskiler tecrübe etmişler; ama o da çiçeğe pek benzemez.’ dedim.       
         Adam, ‘Hoca değil misiniz, yapmanız lazım.’ diye cevap verince, eve geldim, tekneyi kurdum, çiçek şekillerini çıkarmak için uğraşmaya başladım. O esnada bize, çok sevdiğim arkadaşım Hattat Macid Ayral geldi. Ben lale yapmaya çalışıyordum, Macidim birden, ‘Birader, şu uçları yukarı doğru çeksene.’ dedi. Ben hayatta, bir işi bilmeyenlerden o iş hakkında çok şey öğrenmişimdir. Bu da öyle oldu. Elimdeki tek atkuyruğunu teknenin içinde yukarıya doğru çekince, çiçek tıpkı laleye benzedi. Çok heyecanlandım ve zevklendim. Günlerden cuma olduğu için, camiye namaza indik. Namazdan sonra lale, sümbül, karanfil, o mevsimde hangi çiçekler varsa hepsinden aldım ve eve dönüşte onlara bakarak teknede aynısını resmetmeye başladım. İşte Macid’in o ikazı ve Rabbimin lutf-u keremiyle bu iş oldu.”
         Necmeddin Okyay’ın ebru sanatına kazandırdığı bir başka yenilik de “yazılı ebru”dur. Kâğıt üzerine Arap zamkı ile bir yazı yazılır ve kurutulur ve daha sonra kâğıt, ebru teknesine yatırılırsa, zamklı kısımlar boyayı almaz ve kâğıt, tekneden üstü yazılı olarak çıkar. Necmeddin Okyay, yazılı ebruyu nasıl bulduğunu şöyle anlatır:
         “Önceleri yazıyı ayrı bir kâğıda yazar, nevregen denilen oyma bıçağı ile çıkartıp, sonra bunu ebru yapacağım kâğıda Arap zamkı mahlûlü ile yapıştırırdım. Teknenin içinde bu kısımlar ıslanarak ayrılır ve onların yapıştırıldıkları yerler ebruyu almazdı. Ancak bu iş çok zahmetli ve zaman alıcı olurdu. Bir gün, oyup yapıştırdığım yazıların etrafından taşan zamkların altında kalan yerlerin de ebruyu almadığına dikkat ettim. Bunun üzerine, yazıyı zamk mahlûlü ile yazdım. Netice mükemmel olmuştu. Artık, düz kâğıda yazıları oyarak yapıştırmak külfetinden böylece kurtulmuş oldum.”
         Necmeddin Okyay’ın bu tarz ebruları arasında en meşhuru, adeta bir resim olan “Lafza-i Celal”dir.
         Necmeddin Okyay, oğulları Sami ve Sacid Okyay ile yeğeni Mustafa Düzgünman’a ebru sanatını öğretmiştir.
 Üstat Necmeddin Okyay
 
 
Necmeddin Okyay’ın meşhur yazılı ebrusu, “Lafza-i Celal”
 
 
 
 
 
 
 
 Necmeddin Okyay’dan çiçekli ebru örnekleri
 
 
 
 
 
 
.
.
.
Necmeddin Okyay’ın lale ve sümbül denemeleri
 
        
 
 
 
 
 
 
 
.
.
Necmeddin Okyay’dan yazılı ebru: “Bu da geçer yahu”
 
 
 
 
 
.
.
.
.
Necmeddin Okyay’dan yazılı ebru:
“Gel keyfim gel” (1922)
 
 
 
 
 
 
Kaynaklar
Çoktan, Ahmet. (1992). Türk Ebru Sanatı. İstanbul.
Dere, Ömer Faruk. Ebrû Sanatı Tarihçe, Malzeme, Uygulama. İstanbul: İSMEK Yayınları.
Derman, M. Uğur. (1977). Türk Sanatında Ebru. İstanbul: AK Yayınları.
Yazıda kullanılan fotoğraflar M. Uğur Derman ve Ömer Faruk Dere’nin kitaplarından alınmıştır.


3 Ağustos 2009  23:35:38 - Okuma: (936)  Yazdır




İstatistik