Yazı

Güneydoğu’da sona doğru
Güneydoğu’da sona doğru 

İbrahim Becer

Terör konusunda son yılların en sakin yazını yaşadığımızın farkındasınızdır.

Bilindiği üzere, Kış aylarının elverişsizliğinden ötürü bu ayları ideolojik eğitime ayıran örgüt, bahar ve yaz aylarını da eylemlerle geçirirdi.
Kendi inisiyatifini kullanarak tek taraflı ateşkes ilan eden örgüt için beklenen son gelmek üzere. Hakemler artık maçı bitirmek üzereler bir anlamda. Bakmayın Siz, “ateşkes ilan ettik” falan diye efelenmelerine. Bulsalar bir kaşık suda boğarlar da eski popülariteleri yok.
Örgüt artık herkes için istikrarı tehdit eden bir unsur durumunda. Düne kadar bu kaotik ortam sadece Türkiye’yi tehdit etmekte olduğundan, davulun sesi bir nebze de olsa uzaktan hoş gelebiliyordu.
Oysa bugün durum farklı; Erbil, Süleymaniye, Selahaddin gibi Kuzey Irak kentleri bir şantiyeyi andırmakta. Dev plazaların yükseldiği bu kentlerin sokaklarında çok değil beş on yıl öncesine kadar militanlar cirit atmaktaydı.
Daha evvelki yıllarda, Cem Ersever’in “siyasi fahişedirler” diye nitelendirdiği Barzani ve Talabani açık açık; “…ille de savaşmak istiyorlarsa sınırın öteki tarafında(Türkiye) yeteri kadar dağ ve asker bulabilirler” dedi.
Personna non grata! Yani “istenmeyen adam” olma durumu yaşadıkları şu anda.
Sınırın bu tarafında da durum pek lehlerine görünmemekte. Geçen yirmi beş yılda alınamayan bir arpa boyu bir yol olmadığı gibi, başta uydudan takip sistemi, termal kameralar, gece görüşler olmak üzere teknoloji tamamen aleyhlerine işlemekte.
Daha da önemlisi Türkiye’nin enerji hatlarında bir otoban görevi üstlenmesi. Bir “terör örgütü riski” olan bölgeye kim, neden yatırım yapsın ki?
Kısaca; sınırın her iki tarafı da artık böyle bir belayla yaşamak istemiyor. İran tarafına hiç girmiyorum. Çünkü orada sistem direk idam üzerine çalışıyor.
Üzülerek söylemek gerekirse, askeri olarak bitiremediğimiz terör belasını ekonomi kendi koşulları içinde tasfiye ediyor. O koşullar ki zamanında bu ve buna benzer belaları başımıza sarmıştı. Şimdi süreç terörü kendine düşman belledi ve tasfiyesine karar verdi.
Ekranlara yansıyan görüntüleri izlemişsinizdir şüphesiz. Erbil’de bir su parkında gençten biriyle sohbet ediyorlar. Gencin söyledikleri son noktayı koyuyor: “Babalarımız, dedelerimiz biz insan gibi yaşayalım diye dağlarda çürüdüler. Artık dağ yok…”
Bu tarafta da bu cümlelerin kurulması artık hayal değil. Çünkü terör örgütüne katılımla ekonomik durum arasında bir ters orantı söz konusu. Aile içi şiddet, feodal şiddet ve en önemlisi ekonomik kaynakların adil dağılımında yaşanan sorunlar terör örgütünün değirmenine su taşıyan en büyük kaynaklar olmuştur yıllarca.
Şemdin Sakık bir beyanat vermiş geçende. Diyor ki: “Ben yıllarca yeni katılanlardan öz geçmiş aldım. Size şunu garanti ederim ki, hiçbir zengin Kürt görmedim ki dağa çıksın ve gerilla olsun!”
Gerçi aynı standartlar bizim cenahta da var ya neyse…
Ham bir hayalin peşinde geçen yirmi beş yıl ve bu Ülkeye yaşattıkları. Kuzey Irak’ı da içine alan sözde haritalar bir anlamda Yahudilerin arz-ı Mev’ud’u gibi ortalıkta dolaştı yirmi beş sene. Gelinen nokta ne? Haritanın yarısı, “buraya kadarmış, hadi bana eyvallah” dedi ve çekti gitti. Bu tarafta da hummalı bir çalışma var. Gerek sosyal anlamda, gerek ekonomik ve askeri alanlarda çok şeyler değişecek. Sadece Hakkâri Bölgesinde sekiz baraj yapıldığını okudum geçenlerde. Barajlarda toplanan suların kaplayacağı alan isteseler de hareket imkânlarına ölümcül darbe vuracaktır.
Tabi dağa çıkacak kadar cahil adam bulabilirlerse artık.

3 Ağustos 2009  01:32:17 - Okuma: (1293)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik