Yazı

Hiçbir şey olmayan mı düz liseye gidiyor????
Hiçbir şey olmayan mı düz liseye gidiyor???? 

Etem Kutsigil

Önceki yazımda kimi kendini bilmezlerin; “Anladım Hocam, benim oğlum tembel.

Mühendis olamaz, Doktor olamaz Avukat olamaz... Bir öğretmen de mi olamaz be Hocam?” diyerek öğretmenliği aşağıladığını yazmıştım.

Bu açıdan bakınca “Düz Lise” öğrencilerini düşündüm. Kim bunlar?
Biliyorsunuzdur, İlköğretim Okulunu son sınıf öğrencileri, Parasız yatılı veya burslu MESLEK LİSELERİ SINAVLARINA girerler. Bu okullar hangileridir?
Milli Eğitim Bakanlığı öteden beri isimleri değiştirerek yenilik yaptığını zanneder. Oysa ki bir kaç istisna dışında isimler değişse de, işlevleri aynıdır. Bu yüzden siz siz olun, aşağıdaki Liselerin isimlerine kafanızı takmayın. Eski-yeni adlarıyla ilk etapta aklıma gelen ve sınavla öğrenci alan “Meslek Liseleri” şunlar.
*Askerî Liseler
*Öğretmen Liseleri
*İmam Hatip Liseleri
* Erkek Teknik Öğretim Liseleri
*Kız Teknik Öğretim Liseleri
*Sağlık Liseleri
*Ticaret Liseleri
*Tapu Kadastro Liseleri
*Fen ve Sosyal Liseleri
*Güzel Sanatlar Liseleri
*Yapı-Kalfa Lisesi vs vs
Çocuğu İlköğretim Okulunu bitiren birçok öğrenci, sınavlara hiç girmez, “Düz Liseye” gider. Orta-direk ve aşağısının ekonomik durumuna sahip aileler ise, bir an önce hayata atılıp aile ekonomisine yarar sağlamaları için, çocuklarını bu liselerin sınavlarına sokarlar. Bir kısmı sınavı kazanır bu okullara gider. Bir kısmı Anadolu Liseleri sınavlarına girer.
Bu öğrencilerin her birisi ilköğretimin yüz-akı, çocuklarıdır.
Gelelim zurnanın zart dediği yere. İlköğretim okullarını bitiren bu en zeki, en çalışkan ve en şanslı öğrenciler MESLEK LİSELERİNE gidince, geriye kalanlar bilin bakalım nereye giderler??
Bildiniz DÜZ LİSEYE giderler. Yalnız ve yalnız ÜNİVRSİTEYE GİTMEK ÜZERE EĞİTİM ALAN BU ÖĞRENCİLER, EĞİTİMİN AĞIRLIĞINI KALDIRAMAZ. Ve sınavda sıfır çeker. Buna bölgesel koşulları da eklersek, durum daha da önem kazanır.
Fakat bunun çaresi meslek öğrenmek için MESLEK OKULLARINI SEÇİP, DÖRT KOCA YIL ONA GÖRE EĞİTİM ALAN Meslek Lisesi mezunları ve hele Erbakan Beyefendinin “ARKA BAHÇESİ” gençleri, hiçbir özel meslek eğitimi alamayan ve “Düz Liseyi” bitiren gençlerle, eşit puan oranlarıyla sınava sokarsak, özel yurtlarda, bir eli yağda, bir eli balda yediği önünde yemediği ardında olanlarla yarışamayacak olan bu gençler, bu günkü puanları da alamazlar. Heder olur giderler.
Politik amaçlarla ve bir inat uğruna çıkan, son kararnameye imza atan her yetkilinin ilerde oluşacak sonuçları gördükçe utancından insan içine çıkamayacağına inanıyorum. Çünkü bu kararname, Yargıtay’ca iptal edilmezse, Türkiye Cumhuriyeti’nin EĞİTİMİ hatta REJİMİ ÖLÜMCÜL BİR YARA DAHA ALACAKTIR. Buna da sebep olanları Allah affesin!!!

BAZI ŞEREFSİZ İŞVERENLER VE KÖLELEŞTİRİLEN İNSANLARIMIZ

Ne zamandan beri duyduklarım içimi yakıyor, fakat, doğruluğuna dair daha inandırıcı bilgilere muhtaç olduğum için, yazımı ertelemiştim.
Birinci örnek; Kahramanımız usta aşçı. Önceleri dükkânı varmış. En önemli özelliği namuslu olması, en büyük kusuru da, herkesi kendisi gibi görüp, onlara güvenmekmiş. Namusluymuş, çünkü vergisini verir, çalıştırdığı personele paralarını zamanında ödermiş.
Kusurluymuş çünkü veresiye verdiği kişileri kendisi gibi zanneder, borçlarını ödeyeceklerine inanırmış. Her köşe başında seyyar sandöviçci ve, dönerciler de boy gösterince, işleri azalmış, ekonomisi göçmüş, dükkânını kapatmak zorunda kalmış.
İş aramış ve bir yemek fabrikasında iş bulmuş. Aylıkta sigortada anlaşmışlar. İşe başlamış. İş saatleri sabaha karşı saat 04.00 ten öğlenden sonra saat 15.00 e kadar sarkan bir süreç... Fakat maaş, tâbir i âmiyanesiyle “nanay”. Bey “Paramı alamadım.” diyor, işçisinin eline önbeş-yirmi TL harçlık tutuşturuyor. Şu anda tam 2.000 TL alacağı var. Ama isteyemiyor. “Kovar beni. Patronudan alacağım olan param da gider.” diye de korkuyor. Mücadele edecek gücü yok.
Bu insanlık mı? Behey benzerlerinin çok olduğunu tahmin ettiğim, utanmaz arlanmazlar! Bu adamlar size oluk gibi para kazandırıyor. Bu çaresiz kişilere bu yapılır mı? Yemek verdiği yerlerin idarecileri ilgililerden paralarını söke söke alıyorlar. Onlar mı ödemiyor, ötekiler mi yalan söylüyor? Belli değil. Yüzleştirmek olanaksız.
Yıllarca önce bunlardan birisi Selçuk’ta bir pideci dükkânı açmıştı. O da bu garibi “Pazar harçlığına” çalıştırmış, kalan alacağının üstüne yatmış,sonra da dünya kadar borç bırakarak defolup gitmişti. Şimdi Kuşadası’nda muhtemelen başkalarının emeğini sömürmeye devam ediyor. Eski borçlarını ödemek ise aklına bile gelmiyor.
*
İkinci örneğimiz bir başka utanmazlıktan alınma. Bir Fakülte öğrencisi var. Ailesi memur. Uzakta okuyor. İstemiş ki, ben de yaz tatilinde çalışayım, aile bütçesine bir katkıda bulunayım.
İş bulmuş. Parasını alıp alamayacağı şüpheli ama, öğreci sabah saat 08.00 de işe başlıyor. Gece saat 11.00 cıvarında servisle getiriliyor. Çalıştığı yerde öğle yemeği dışında, bir saatte on dakikadan fazla oturup dinlenmesi yasak! Turist olmasa da... İyi ki “KÖLE İSAURA”daki gibi, başlarında kırbaçlı adam yok.
Ücret mi, MUHTEŞEM ! Bir ayda 500 Kaime i Türkî Yani 500 TL
İŞTE SİZE PATRONLARINA PARA KAZANDIRAN KÖLELERİN ( ÖZÜR DİLERİM) İŞÇİLERİMİZİN ACINACAK HÂLİ.
Çiftçi emekçileri mi? İşçileri şöyle dursun, böyle giderse, onların işverenleri bile, öldürülmeden gömülecekler. Öylesine dertli. Neyse ki anaları hayatta !
Umarım eleştirilerde buna patronlar isimsiz olarak bir açıklama yazarlar. Sebep olanlara gelince... Bir bilge kişi, “Başıma ne geldiyse, söylediklerimden geldi.” demiş. Anlarsınız ya (!)


1 Ağustos 2009  01:17:26 - Okuma: (660)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik