Yazı

Memleketim
Memleketim 

İbrahim Becer

Mehmet Ali Erbil, Mustafa Topaloğlu, Gökhan Güney kumar oynarken basılmışlar. Buraya kadar vakayı adiye. Esas film bundan sonra başlıyor zaten.

 
Kumar oynadıkları sokağın adı, “Tamburi Ali Efendi sokağı”. Araştırdım, isminden de anlaşılacağı üzere büyük bir tambur icracısı.
Midilli’de doğuyor Muhterem. Sene 1836. On sekiz yaşında bir gönül meselesi yüzünden Midilli’den ayrılıp İstanbul’a yerleşiyor. Medrese eğitimi sırasında tanıştığı tamburda ustalaşıyor. Derin bilgisi ve müzikteki ustalığı sebebiyle Sultan Abdülaziz zamanında saraya alınıyor. Yirmi üç yıl sarayda ikinci imamlık görevini yürütüyor. Bu dönemde, daha delikanlılık çağında olan Tamburi Cemil Bey’i dinledikten sonra “eline bir daha tambur almayacağını” belirtse de, Ona eski tarz tambur icrasını öğretiyor. 1902 yılında İzmir’de ölür. Mezarı Karşıyaka’dadır ama yeri tam olarak bilinmemektedir.
Mezar taşı bile yok anlayacağınız…
Hani güzel bir dize vardır:
“Güden çoban sürüyü döndürünce ters yöne,
Sürüdeki topal koyun elbet geçer en öne…”durum tam olarak bu. Bir anlamda ayaklar baş, başlar da ayak olmuş durumda.
Peki, bu başlara kızılır mı? Ne münasebet canım. Adam televizyonda o kadar kişinin önünde embesilin tekinin donunu indirdi gülerek seyrettik. Kaçıranlarımız oldu bu sahneyi internet yetişti imdada. Sansürsüz görüntüleri izlemek için yırttık kendimizi, yalan mı?
Bir diğeri de salağa yatma ustası. Uzaydan bahsediyor boş boş. Hayatında bir kerecik olsun geldiğini iddia ettiği uzaya bakabilseydi, yıldızları görebilseydi belki de bir eser meydana getirecekti. Gel gör ki, adamda sanatta kabızlık o hale gelmiş ki her şey çıkıyor o bünyeden sadece tek bir nota çıkmıyor, çıkamıyor.
Üçüncüsü kayda bile değmez…
Sanat camiasında klişe bir söz vardır: “Bu Halk adamı tutar, en yükseklere çıkarır ve isterse oradan salıverir aşağı” diye. O iş öyle değil işte.
O lafın aslı şudur günümüzde: “ Bu halk adamı alır, başının üstüne çıkarır ki üstüne başına etsin” diye.
Bakın bu adamlar kabız, kabız. Üretemiyorlar işte. Sadece bunlar olsa neyse bir kaçı haricinde bir sürü kerameti kendinden menkul serseri dadandı bu camiaya. Aşktan bahsediyorlar alakası yok uzaktan yakından. Yaşadıkları “ etin ete hasreti”, başka bir şey değil. Daha açık nasıl anlatılır bu!
Kendinden 20-30 yaş küçük biriyle yaşamak ne zamandır düzeyli ilişki oldu bu ülkede. Bunun bir tek adı vardır o da herkesin malumudur. Dünyanın neresine giderseniz gidin adı bellidir bu fiilin.
Bu Ülkede yanlış olan şu: Sanatçının uç sınırlarda yaşaması bekleniyor. Sanatçı da bu gazı alınca o kendinden beklenen uç sınırı geçip karşıya atlamaya çalışıyor. Ne çare ki o karşıya geçmek de bir hüner istemekte. Birçoğu ulaşamadan menzile kendini alkol, kumar, uyuşturucu, fuhuş batağının içinde buluyorlar. Kendileri gitse neyse bizleri de alkışlamaya mecbur bırakıyorlar.
Bu sanatın içine tükürülmez de ne yapılır?


27 Temmuz 2009  19:00:59 - Okuma: (937)  Yazdır




İstatistik