Yazı

Cennet’in Doğusu–7 ANAVARZA–1
Cennet’in Doğusu–7 ANAVARZA–1 

Asil S. Tunçer

ANAVARZA–1

Gece geç saatlere kadar süren yemek ve ardından dolu bir mideyle uyku… Sabah zor kalkıyoruz. Dün akşam yemek için Adana'nın bana göre en iyi kebapçısı Kolcuoğlu'ndaydık. 10 yıla yakındır hemen tüm gruplarımı tek bir kebapçıda ağırlıyorum ve hepsinden memnun ayrılıyorum. Tek yaptığım değişiklik duruma göre çok yerde şubesi olan iki kardeşin farklı mekânlarına uğramam. Bir gün önce küçük kardeş Tarkan Kolcuoğlu'na misafir iken dün akşam büyük kardeş Necati Kolcuoğlu'na uğradık.
 
Daha şimdiden son bir haftanın sıkı temposu yüzünden verdiğimiz kilolarımızı fazlasıyla geri almış bulunuyoruz. Tarkan’a “ben herhalde Adana’da kolesterolden gideceğim” diyorum. Tarkan “Asil Ağbi, eğer sen iki günde gidersen Adana’da bugün insan kalmaması lazım” diyor. Gerçekten; bu adamlar her gün kebabın içinde. Zaten bizim yüksek dediğimiz değerler burada normal sayılıyormuş. 
 
Kaptanım “Asil Ağbi, ben burayı çok sevdim” derken neyi kastettiğini çok iyi biliyorum. Bir de öğle sıcağını yese kebaptan da karpuzdan da vazgeçerdi. Dönüp “kebabına kanma bir de öğle sıcağını gör de öyle karar ver” diyorum. Eski Baraj Gölü geçen yaz ki kuraklıkla neredeyse kuruyacaktı. Göl tabanındaki kısmen yüksek noktalara kadar inen su yüzünden ölü kaplumbağa ve balıklara şahit olmuştum; manzara ürkütücüydü.
 
Ceyhan’ın 25 km uzaklıktaki Çatalhöyük köyünden geçerken gruptan bazıları biran kendilerini Konya-Çumra’daki Çatalhöyük’te sanıyorlar. Bu Çatalhöyük cumhuriyet sonrası iskân edilmiş yaklaşık 500 kişinin yaşadığı şirin bir köy. Geçimi çok bereketli toprakları sayesinde tamamıyla ziraattan. Tekrar harita üzerinde yerimizi tayin ettikten sonra üzerinde “Dilekkaya Anavarza 5” yazılı kirli siyah beyaz tabelayı görüyoruz. Sağa dönerek köyün içine giriyor ve önümüze çıkan ilk kişiye müze-evi soruyorum. Şans bizden yana çünkü adının Serpil olduğunu söyleyen hanım, “Ağbim kılavuzdur; kaleye çıkacaksanız ben de iyi-kötü yardımcı olabilirim” diyor.
 
Serpil, yazları turizmde çalışıp kışları ise köyde ağbisinin işi çıkınca gönüllü kılavuzluk yapan birisi. Kızı da bize katılıyor. Serpil, çok konuşkan ve sıcak birisi. Bilgi birikimi pek olmasa da çevreyi tanıması ve girişkenliği ile diğer eksiklerini buradan kapatıyor. Yıllarca harabelerde salyangoz toplayıp hayatını kazanan bir ailenin kızı olarak taş kovuk ne varsa hepsini gözü kapalı buluyor. Bildiğim kadarıyla Fransa, bu salyangoz işinde en başta gelen ihraç ülkesi. Peşi sıra Belçika, İtalya ve ABD. pazarın %40’ı elinde bulunduran Türkiye’nin en büyük rakibi ise Suriye, Bulgaristan ve Romanya imiş. Edirne’deki kurbağa ve salyangoz toplayıcılığını duymuştum. Burada Çukurova’ya has “Sarı Kız” türü piyasada çok tutuluyormuş. Kilosu 1,5 TL’ye kadar alıcı bulan bu salyangozun 100 kg.dan 20 kg tüketime hazır ürün yani et elde ediliyormuş. Çukurova Bölgesi’nden yılda 2.000 tona kadar salyangoz çıkıyormuş. Normal yaşam süreleri bazen 20 yıla kadar yaklaşan salyangozların Anavarza’da yaşayanları 5 yaşını bile zor görüyordur herhalde. 2 yaşını geçince ancak ihraç ürünü haline gelen bu canlılardan bir tane bile görmüyoruz bugün.
 
Evet! Gertrude Bell’’in 1905’te uğradığı antik kentlerden Anavarza, tüm ihtişamıyla karşımızda kayalıkların üstünde, surlarıyla açmış sanki kollarını bizi sarmalamaya hazır bekliyor. Turumuza önce Yaşar Kemal’in İnce Memed’i yazdığı yerden, yani bugünkü Anavarza Ören Yeri’ne ait Müze-Ev ya da Ev-Müze’den başlıyoruz. Neden mi? Yaklaşık 20 yıl önce okuduğum İnce Memed kitabının hala etkisinde olmamın bunda payı büyük herhalde. “Anavarza Kayalıkları” toplam 4 kitabın her cildinde başından sonuna sıkça bahsedilen yerlerden. Ben de özellikle Yaşar Kemal’in misafir olduğu süre zarfında o tek gözüyle ama çok geniş açıyla baktığı, muhtemelen de büyülendiği ve satırlarına döktüğü o evden kente doğru şöyle bir bakmak istiyorum.
 
Müze-Ev’de 18 çeşit deniz hayvanını gösteren mozaikler, havuz tabanı oluşturan yunus balığına binmiş, eli kamçılı Eros ve deniz tanrıçası Thetis betimlemesi beni öyle bir büyülüyor ki yandaki lahdi bile çok sonra fark ediyorum. Bekçi Hanım bizi kapıda karşılıyor. Yanlış duymadınız. Müze’nin bekçisi olan hanım, bu işi aslında eşini kaybedince devralmış ve bugün yerini bıraktığı oğluna yardım ederek hala da sürdüren Hatun Delci. Ben ona sıcakkanlılığı ve samimiyeti yüzünden ‘Hatun Abla’ diyorum. Biz de ne kadar laf ve hikâye varsa Hatun Ablamız da bir o kadar var; anlatıyor da anlatıyor. Hepsini yazmaya kalksam sezonu Anavarza ile kapatırım herhalde.
 
13 yaşında koca evine ayak basan bu kadın tam anlamıyla feleğin çemberinden geçmiş. Kocası küçük yaşta kız alıkoymaktan tutuklanınca Hatun’un yaşı 5 yaş büyütülmüş ve kocası bu sayede hapisten kurtulmuş. Sorun bununla bitmemiş; bu sefer kayınvalidesi istememiş ve evden çıkarmış. Başlarını bir göz bile olsa bir kulübeye sokmak için ‘Yıkıntı’ya yani kalıntıların üstüne küçük bir kondu yapmak için harekete geçmişler. İşte ne olduysa o zaman olmuş; yaşamlarının yönü değişmiş. Temel hafriyatı esnasında ‘Balıklı Yer Mozaiği’ni bulmuşlar. Bundan sonrası daha da ilginç:
 
Sürecek…

23 Temmuz 2009  23:52:44 - Okuma: (1182)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik