Yazı

Bu Gün 20 Temmuz
Bu Gün 20 Temmuz 

Özcan Nevres

Yavru vatan Kıbrıs'ta 1964 yılında Rum zulmüne karşı Başbakan İsmet İnönü Kıbrıs Türk'lerini kurtarmak için bir harekat başlatmıştı.

Karşısında Amerika'yı bulunca çıkarma teşebbüsü yarım kalmış ve Rum'lara göz dağı vermek için uçaklarımız Kıbrıs'ın bazı kesimlerini bombalatmakla yetinmişti. Aradan geçen on yıl içinde Enosis görüşü güçlenmiş ve Enosisi gerçekleştirmek için de Yunan askerlerinden destek olan Rum milisleri Sampson adlı katilin önderliğinde mevcut yönetime karşı bir darbe yaparak Cumhurbaşkanı Makarios'u görevden uzaklaştırmıştı. Bunun üzerine Başbakan Bülent Ecevit durumun acil olduğunu üçlü garantörlüğün gereği İngiltere'ye derhal müdahale edilmesini bildirmişti. İngiltere kabul etmeyince Türkiye garantörlüğünün gereğini tek başına yapmaya karar vermişti.
On dokuz temmuz günü İstanbul'dan Trakya üzerinden Muğla'ya gitmekteydim. O yıllarda adım başı akaryakıt istasyonu olmadığı için uygun gördüğüm bir yerde durup küçük su dökmek istedim. Arabamdan inmeme fırsat kalmadan çalılıkların arasından iki asker fırladı. Ellerinde Kurtuluş Savaşımızdan kalma silahlar vardı. Yasak dediler. Çaresiz yola devam ettim. Yine çalıların bol olduğu bir yerde durdum. Yine iki asker karşıma dikildi. Yasak dediler. Sıkıştığımı, dolayısıyla küçük su dökmeme izin vermelerini istemiştim. İzin verdiler ve rahatlamamı sağladılar. Onların da ellerinde o demode silahlardan vardı. Yunanistan'da savaş çığlıkları atılıyordu. Zira Türk ordusu neredeyse tüm askerlerini Kıbrıs için güney sahilimize çekmişti. Bu yüzden Trakya tamamen müdafaasızdı. Üstelik ellerinde çakar almazlardan başka da silah yoktu. Bu fırsat kaçırılmamalıydı.
Çanakkale'ye vardığımda gemiden çıkan arabaları askerler karşıladılar. Hepimize arabamızın farlarını kamufle etmek için mavi jelatin kağıt verdiler. Yol boyu askerlerin oluşturdukları konvoylar yüzünden çok ağır ilerleyebiliyorduk. Edremit'de mola verip akşam yemeğimi yedikten sonra tekrar yola çıktığımda İzmir istikametine gitmekte olan konvoyların geri döndüğünü gördüğümde içimden bu sefer bu iş ciddi diye geçirdim. Zira Türklerin binlerce yıldan beri uyguladıkları bir savaş taktiğiydi bu. Aklıma takılan ise o demode silahlarla ordumuz nasıl savaşacaktı? Meğer o eski silahlar Yunan silahlı kuvvetlerini yanıltmak için kullanılıyormuş. Zira ertesi gün tüm askerlerimizin elinde en modern makineli silahlar vardı.
Bir gün önce gazetelerde Türk Silahlı Kuvvetlerin elindeki silahlarla Yunanistan'ın sahip olduğu silahların karşılaştırması vardı. Türkiye'nin elinde yalnızca üç çıkarma gemisi ve üç de denizaltı vardı. Oysa o gün ben Darca'da kayın pederimin evinin balkonunda otururken Gölcük'ten hareket edip Marmara'ya açılan tam on bir denizaltı gemisi görmüştüm. Askeri uzmanlara göre üç çıkarma gemisi ile çıkarma yapılamazdı. Karmaşık düşünceler içinde gece yarısından sonra evime vardım. İlk işim televizyonu açmak olmuştu. Kah Hasan Mutlucan kah Cem Karaca kahramanlık türküleri ile ekrana geliyorlardı. Özellikle Cem Karaca'nın Namus Belası adlı parçası üst üste ekrana getiriliyordu. Sabahın dördünde yayın sona erdiğinde senin de Allah belanı versin Ecevit diyerek yatağa girdim. Onca uzun yolculuktan sonra dayanacak halim kalmamıştı. Saat yedide marşlarla uyandım. Televizyonu açtım ama yayın yoktu. Giyinip aşağı inerek arabamın radyosunu açtığımda mutluluktan uçacak gibiydim. Zira yıllardan beri özlemini çektiğimiz Kıbrıslı kardeşlerimizin Rum zulmünden kurtuluşu gerçekleşiyordu.
Hiç unutmam. Bin dokuz yüz elli beş yılında Bornova'da düzenlenen Kıbrıs Bizimdir mitingine katılmıştım. Kıbrıs bizimdir diyecektik ama öyle olmadı. Mitingi düzenleyenler öncülüğü ya taksim ya ölüm diye yapıyorlardı. Bu da Kıbrıs konusunda kararlı bir tutumumuzun olmadığını gösteriyordu ama bizde onu düşünecek hal mi vardı?. Ya taksim ya ölüm diye öyle çok bağırmışım ki bir hafta ses kısılması nedeniyle konuşamamıştım.
Bin dokuz yüz atmış dörtte Türk uçakları Kıbrıs'taki Rum mevzilerini bombalarken ne kadar çok umutlanmıştık. Zira Başbakanımız askeri deha İsmet İnönü idi. O mutlaka yavru vatanı Rum zulmünden kurtaracak ve Yunanlıların Megalo ideasını tarihin tozlu sayfalarına gömecekti ama olmadı. Kıbrıs'a çıkarmak için asker taşıyan gemilerimiz karşılarında altıncı filoyu bulunca geri dönmek zorunda kalmışlardı. Bu bizim için büyük bir utançtı ama elden gelecek Hiçbir şey yoktu. Zira ordumuzun elinde kendisine ait silah yoktu. Tümü NATO'ya ait silahlardı. Oysa geçmişte ordumuzun gereksinimi olan en ağır toplar bile kendi fabrikalarımızda imal edilebiliyordu. Fabrikalarımızda üretilen silahlar NATO standardına uymuyor diye fabrikalar düdüklü tencere fabrikaları olmuştu.
Çıkarma başladığında Kıbrıs'a doğru otuz beş çıkarma gemisi hareket etmişti. Olası bir Türk Yunan savaşına karşı da otuz beş çıkarma gemisi çeşme limanında istim üzerinde bekletiliyordu. Ecevit Hükümeti çok kısa bir zamanda ordumuzun silahlarını millileştirmeyi başarmıştı. Bu yüzden de Amerika altıncı filosuyla harekatı önleyememişti.
Bu gün yirmi temmuz. Nur içinde yat Bülent Ecevit. Senin sayende her yıl coşku ile kutladığımız bu zafer gününü yaşadık. Ver kurtulculara rağmen halen de yaşıyoruz.
Özcan Nevres

22 Temmuz 2009  01:05:56 - Okuma: (466)  Yazdır




İstatistik