Yazı

Bir sürü mankurt
Bir sürü mankurt 

İbrahim Becer

DTP çözüm için Abdullah Öcalan’ı referans göstermiş.

         Gerek Şırnak’ta bir mesai harcamam, gerek de Ülkemi ilgilendiren bir konu olması sebebiyle Güneydoğu benim için her zaman ilginç bir konu olmuştur.
         Abdullah Öcalan da ilgi alanıma girdi yıllarca. “Çözümlemeler” diye açıklamalarından oluşmuş bir kitapçığı vardı yanılmıyorsam. Sonra İmralı’ya gitti ve avukatları aracılığıyla açıklamalarda bulundu.
         Benim asıl ilgimi çeken tarafı şuydu. Güneydoğuya yolu düşenler bilir. Telsizlerdeki röle kanalları aracılığıyla teröristlerle iletişim kurmak, kurulan iletişime ortak olmak son derece kolaydır. Uzun, bitmez gecelerde yapacak fazla bir şey olmayınca biz de bu röle kanallarına takılır ve anlamaya çalışırdık karşı tarafı.
         On bir ay boyunca yüzlerce değişik kodlu teröristle ya direk muhaberat yaptım, ya da diğer yapılan muhaberata ortak oldum. Teröristle küfürleşeni de duydum, Ona “gel etme oğlum, teslim ol!” diyen rütbeliyi de..
         Ondan teslim olmasını isteyen rütbeli Onun zulmünden çekindiği için bu lafı etmiyordu. O zamanlar anlamıştım bazı şeyleri. Hissettikleri sadece merhametti. Çünkü karşı tarafı biraz konuşturduğunuz zaman “çap” anlaşılıyordu.
         İtaat kültürüyle yetişmiş, kandırılmış, başındaki insanı yarı tanrı olarak konumlandırmış bir robotla karşı karşıyaydınız. İstisnasız aynı sorulara, aynı cevapları veriyorlardı. Çizgi dışına çıkan, çıkmayı deneyen bir tane terörist yoktu.
         Bakın Türkiye’de bu sorunu anlamazsanız nefret edersiniz. Anlamaya başladığınız anda ise sadece merhamet edersiniz. Nefret ettiğiniz müddetçe bir adım dahi yol alamazsınız.
         O günlerde Ben de kızardım telsiz konuşmalarındaki “gel, etme eyleme…” modundaki konuşmalara. Sonra zamanla, karşı taraf konuşup, terörist eteğindeki taşları dökmeye başlayınca ne menem insanlarla karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz. Karşınızda tek bir kaynaktan beslenen, hiçbir kutsalı olmayan, direk emirle çalışan, feodalitenin denizinde nasıl beceriyorsa Marksist kollarıyla kulaç atmaya çalışan, cahil, hem de körkütük cahil bir blok var.
         Cehaletten kastım üniversite eğitimi falan değil. Sanki bütün belleğine tuz ruhu dökmüşsün ve sıfırlamışsın.
         Bir “Mankurt” gibi yani. Efsaneyi bilirsiniz. Cengiz Aytmatov’un romanında geçer. Çinliler kaçırdıkları Türklerin önce başını kazır, sonra da saç tellerini tek tek cımbızla çekerlermiş. Bunu yaparken usta bir kasap orada hazır bulunur ve bir deveyi keserek, derisini yüzermiş. Sonra bu deriyi parçalara ayırır, taze taze esirin kan içinde olan kazınmış başına sımsıkı sararmış. Buna “deri geçirme işkencesi” derlermiş. Asıl işkence de bundan sonra başlarmış. Kurban çölün ortasına elleri ayakları bağlı bir şekilde bırakılarak bekletilirmiş. Ta ki deri büzüşüp, kafayı bir mengene gibi sıkmaya başlayınca korkunç acılar da sahne alırmış. En acı tarafı da saçlar büyümeye başlayınca yukarı doğru değil de mecburen beyne doğru uzadığında yaşanırmış.
         Bu işkencenin sonunda kurban ya korkunç acılar içinde ölür, yada sahibinin sözünden dışarı çıkmayan bir mankurt olurmuş.
         Ben bugün DTP’nin temsilcilerine baktığım zaman birer “mankurt” görüyorum. Tıpkı yıllar önce Şırnak’ta bir sürü mankurdu dinlediğim gibi.
         Kendisiyle ilgili bir konu var ve hiçbir fikri yok. Fikri sığ desem değil. Sığ bile bir nebze ölçü birimidir. “Beni muhatap alabilirsiniz” diyemiyor çünkü korkuyor sahibinden.
         Yüzlerine bakıyorum onbinlerce acı yaşattıkları ve kurtarmak üzere yola çıktıkları bir halkın başına bela oldukları halde gülebiliyorlar. Yani mimikler sağlam ki bu bile başlı başına bir dengesizlik halidir.
         Garipsiyorum, acıyorum, kızamıyorum… Ancak merhamet ediyorum…
         Allah rahmet eylesin, bir gün Levent’le yolda yürürken Arpa çıkmıştı karşımıza. Çocuk aklımızla bir soru sormuştuk:
         _ Arpa, kim kimi döver ?
         Arpa öyle bir cevap verdi ki Biz “sözde” akıllıları dumura uğrattı…
         _ Kim kimi döverse; O, Onu döver!
         Onca yıl geçti hala işin içinden çıkamadım. Arpa’ nın bile her soruya verecek bir cevabı vardı.
         Değil Milletvekili feriştahı olsanız Arpa’nın tırnağı etmezsiniz. Onun bir fikri vardı, Sizin neyiniz var akıllım?

12 Temmuz 2009  01:45:40 - Okuma: (553)  Yazdır




İstatistik