Yazı

Cennet’in Doğusu–5
Cennet’in Doğusu–5 

Asil S. Tunçer

Misis

Sabah erken saatlerde ayrıldığımız Adana, daha güneş tam doğmadan bile sıcaklığını hissettiriyor. Burada tur yapacaksanız şayet çok erken hareket etmelisiniz. Ne Adana deri tulumu ne de hellim peyniri sizi kahvaltı masasında uzun uzadıya tutmamalı. Kaptanım akşamdan kalma tam anlamıyla çünkü şalgam ve boğma rakıda resmen boğuluyordu az kalsın; o yüzden bir ara Sanayi'ye doğru gider gibi oluyoruz. 
Aslında ilk durağımız Yılanlı Kale’ydi ama ellerindeki kitaptan Misis hakkında makale okuyan gruptan Misis Müzesi içinde talep gelince kıramadık; daha doğrusu bu saatte ve pazartesi bir müzeyi gezmek imkansız ama bu Misis Müzesi olunca durum farklı. Misis Mozaik müzesi Adana-Ceyhan arasında bulunan tarihi ipek yolu üzerinde ve Adana’ya yaklaşık 26 km. Aynı adlı höyüğün batı kısmında yer alan müze, eşsiz mozaiklere ev sahipliği yapmakta. Dediğim gibi telefonuma gayet nazik cevap veren Bekçi Kadir Bey; sabahın köründe ve üstelik tatil günü kapıyı bize güler bir yüzle açıyor ve eşi Beyhan Hanım da elinde çay tepsisi ile merdivenlerde gözüküyor. Peşin çaylarımızı içiyoruz. Kaptana da sesleniyorum: o hala “beni ancak şalgam ayıltır” iddiasında ısrarlı ama sonunda cam bardakta sıcak bir tavşankanına hayır diyemiyor. Giriş ücreti geçtiğimiz yıllarda 2 TL iken birden 8 TL’ye çıkarılmış ama 5 TL daha insaflı olurdu sanki, diye düşünüyorum biran. Laf aramızda oldum olası bu müze ve ören fiyatlarını anlamamışımdır. Koskoca Afrodisias, müzesiyle beraber 8 TL… Bir Göreme’yi düşünün ve bir de Sinasos’taki kiliseleri. Hepsi ayrı ayrı 8 TL… Acaba bunların fiyatlandırma kriteri nedir ve bunlar neye göre ayarlanır?
Her neyse biz gelelim asıl konumuza… Üzerinden geçtiğimiz Adana’nın adeta simgesi olan köprü; 4. yy.da Roma İmparatoru II. Flavius Julius Costantinus tarafından yaptırıldı. 6. yy ortalarında Bizans İmparatoru Justinianus tarafından onartıldı. 9 gözlü olarak inşa edildi. Eski Adana Halep karayolu buradan geçiyordu. Anadolu’daki ilk Roma Köprüsü olarak bilinir. Selçuklular, Bizanslılar ve Haçlılar arasındaki savaşlara sahne olan efsanevi kent Misis’in adını taşıyan köprü, Ramazanoğlu ve Osmanlı dönemlerinde şiddetli depremlerle sarsılmış ama buna rağmen ayakta kalabilmiş. Köprü hakkında anlatılan hikâyelerden biri de Lokman Hekim’in ölümsüzlük ilacınının formülünün yazılı olduğu kâğıdı Misis Köprüsü’nden uçup gittiğidir. 1998 yılında esaslı bir onarım gören köprü hala sapasağlam ve kullanılıyor. 
Yakapınar (Misis) Kasabası Cebenur Dağları’nın Kuzeybatısında, Ceyhan Nehri’nin kıyısında düz bir ovaya, Misis’in geçirdiği büyük depremden sonra da 1952 tarihinde Kızılay tarafından istasyonun güneyinde kurulmuş. Böylece Eski Misis ve Yeni Misis adını alarak iki mahalle olmuş ve Yakapınar olan belde bugün E-5’e neredeyse bitişik durumda.
Misis'in tarihi, antik kentin üzerinde bulunduğu ve Neolitik Çağ ile tarihlenen höyük ile başlar. Misis’i Troya kahramanlarından Mopsos’un kurmuş olduğu söylenmekte. Hitit, Asur, Makedonya ve Selevkosların eline geçmiş, Roma ve Bizans devirlerinde de önemli bir merkez olmuş. M.S. 8. yüzyıldan itibaren Abbasiler döneminde yeniden imar edilmiş.14.yy.da günümüzde bu bölgede yaşayan Yörük aşiretleri yerleşmiş ve Ramazanoğulları adını almış. 1517 yılından sonra Osmanlıların hâkimiyetine girmiş. Şehre Hititler Pahora, Asurlular Pahru, Yunanlılar Mopsos'un yurdu anlamına gelen Mopsuhestia demiş.
Misis'te bugün ayakta kalmış olan eserler M.S. 4. yüzyıla ait bir bazilikanın mozaik taban döşemeleri, dokuz gözlü bir taş köprü, akropol’deki surlar, sukemerleri ve hamam kalıntıları ile Osmanlı ve Selçuklu Dönemi’nden kalan Havraniye Kervansarayı ve tek kubbeli mescittir.
Misis Müzesi, Türkiye’de orijinal yerinde olan 3. müze. Muazzam yer mozaiklerini koruyan bu müzenin varlığından çoğu kimsenin habersiz olduğundan eminim. (Narlıkuyu’daki bile daha çok biliniyordur herhalde). Biz bile yolu zar-zor doğrulttuğumuza göre… Baksanıza, Yakapınar Köy girişi ile Abduoğlu Köy girişindeki levhalar eksik ve insanın bir anlık dalgınlıkla kendini Adana Organize Sanayi Bölgesi’nde bulması hiçte işten değil yani.
Son dönüşteki şık levha da Bekçi Kadir Bey’in kendi tasarrufu. İşte “hala nasıl ayaktayız?” sorusuna cevap: ülkeyi ayakta tutan güzel insanlarımıza bir örnek. Girişte elimize aldığımız müze ve mozaiklerini anlatan fotokopileri de kendi imkânlarıyla ilerdeki okuldan rica ederek çoğaltmış. Ben bunu duyduktan sonra tek bir sayfa alıp kendim çoğaltarak gruba dağıtma kararı alıyorum. “Para vereyim!” –Olmaz, diyor. Onun derdi ne para ne de pul; Bekçi Kadir’in tek derdi var: o da; ziyaretçi azlığı. Ziyaretler kesilirse müzenin kapanacağından veya özelleştirileceğinden korkuyor. Bunu duyan Beyhan Hanım’ın gözleri nemleniyor garibimin. Kolay mı? Burayı yurt bellemişler; arkadaki küçük kulübeyi de evleri, yuvaları...
Biz konumuza devam edelim. Müze'de bulunan mozaiklerin Genç Roma Devri’ne ait olduğunu biliyoruz. Buna rağmen mozaikler içinde birçok hayvan ve bitki motifleri mevcut. Mükemmel görülüyorlar. İnsanın buradan hiç çıkmaması geliyor. Muhtemelen 4.yy sonlarına ait Bazilika tipinde bir tapınağın tabanını kaplayan bu yer mozaiklerin motiflerini geometrik, bitkisel ve insan ile hayvan motifleri olmak üzere üç grupta toplamak mümkün. Bitkisel motiflerin tamamen stilize olmalarına karşılık insan ve hayvan figürleri son derece realist olarak işlenmiş. Etrafı bitkisel ve geometrik motiflerle çerçevelenmiş bir karenin içini kaplayan kompozisyonunun tam ortasında bir kümes, bunun etrafında yine ayrı türlerden 16 tane vahşi ve evcil hayvan yer almış. Burada çan, çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere geçişi simgeliyor.
Gözlerimizi zar zor mozaiklerden ayırıp kapıya doğru yönleniyoruz. Artık gitme zamanı. Köprü’yü görüntülemek için Jandarma'nın önünden geçiyoruz. Çok nazik bir subay bize İngilizce “Hoş Geldiniz!” diyor. Dönüşte de yanaşık düzende hepsi birden selam vererek “Güle Güle!”. İşte! Türk askeri... Her daim gururumuz.
 
Sürecek…


10 Temmuz 2009  09:25:43 - Okuma: (1086)  Yazdır




İstatistik