Yazı

Seç beğen…
Seç beğen… 

İbrahim Becer

Karakuşi hüküm vermek diye bir deyim vardır.

Barındırdığı anlam; saçma sapan, adaletten yoksun mahkeme kararlarıdır. Bu hükümlerin sahibi de sıradan adam değildi. Asıl adı Bahaaddin Karakuş, mesleği de Selahaddin Eyyübi’nin veziri. Kiminle karşı karşıya olduğumuzu bilelim diye yazdım.
         Karakuş Kadı’nın okuduğunuzda fıkra gibi gelecek kararları var. Alın Size bir demet “Hükmi Karakuşi”:
         Huzuruna bir katil getiriyorlar ve hükmünü soruyorlar. “kısas” diyor tereddütsüz. Bu sefer kulağına eğilip şöyle diyorlar: “tamam kısas da, bu adam sizin atları nallayan nalbant. Bu giderse atları kim nallayacak”. Biraz düşünüyor ve soruyor: “kale kapısının yanındaki kuşçuyla işimiz var mı?”, “Yok” cevabını alınca tereddüt etmiyor: “Nalbandı bırakın, kuşçuyu asın!”
         Bir diğeri de şu: Bir itiş kakış esnasında kadının çocuğu düşer. Kocası doğru Karakuş’a. Altı aylık bebeğini kaybettiğini anlatan dertli müstakbel baba adayı adalet ister. Adalet gecikmez. Karakuş biraz düşünür ve hükmünü söyler. “Çocuğunun düşmesine sebep olan adama karını veriyorsun, yedirip içiriyor, gebe bırakıyor, altı aylık olunca da karını geri alıyorsun”.
         Dava düşer tabi…
         Gelişi güzel, dayanaktan yoksun kararlar için söylenir bu deyim. Yukarıda da örneklerini zikrettik.
         Sarın filmi ileri, gelin iki binlere…
         Bir eski genelkurmay başkanı, iki eski başbakan hakkında galiz küfürler ediyor bir ses kaydında. Merak eden araştırsın. Hukuk da ona sormak istiyor “neden?” diye…
         Sanık sıfatıyla yargılanan bir Paşa’nın eşi şöyle diyor: “Ağır ceza’da 12 ve 14. daireler bizden.”Hukuk yine soruyor: “nereden edindin bu izlenimi?” diye…
         Bir diğeri gazeteci. Halka sırtı dönük yıllarca. Musibet adına ne varsa teşne olmuş. Hukuk da soruyor şimdi: “Neden işini yapmıyorsun?” diye…
         Siz yeter ki örnek isteyin, örnek çok. Bu Ülke öyle bir Ülke oldu ki; her şeyi yapabilirsiniz ama yakalanırsınız. Hepsini geçin bir kalemde, bu Ülkede Genel Kurmay başkanlığı yapmış bir kişi “zehirlenme” endişesiyle makamına sefertasıyla evinden yemek getirdi.
         Var mı daha ötesi!
         Gözü dönmüşlüğe bakar mısınız? Bir hukuk sistemi bu olayın müsebbiplerini ortaya çıkarmayacak da ne yapacak?
         Bir hukuk sistemi düşünün ki; okulda, sokakta, kışlada, operada, sinemada, evde hiçbir hükmü yok. Adeta hadım edilmiş bir halde kendi haline bırakılmış. Böyle bir hukuka kimin ihtiyacı olabilir, pratikte ne işe yarar ve can alıcı soru şu: Bu hukuka kim, neden inansın ki?
         Türkiye’de bir kesimin arzuladığı bu hukuk belki de bin sene evvel Karakuş’la can buldu. Gel gör ki devir o devir değil.
         “kadı ola davacı, mübaşir ola şahit,
         Ol mahkemenin hükmüne derler mi adalet?”
         Beş yüz kere yazıldı, beş bin kere söylendi. Beğenilmeyen seçim sonuçlarının değiştirileceği tek yetkili mercii halkın bizatihi kendisidir.
         Ha, ola ki maçan yemiyor o zaman kimsenin arkasına geçip de yalancı pehlivanlık yapma. Yaparsan da bu ülkede yargı var, hesaba kat. Sonra “yandım Allah” deme…
         Hala inat ediyorsan ki kuvvetle muhtemeldir. Her gördüğün yeşilliğe atlama. Bak Yeşil Kundura orada. Her çeşit mevcut. Meşrebine göre, seç beğen, al…

3 Temmuz 2009  00:19:25 - Okuma: (1159)  Yazdır




İstatistik