Yazı

Şu İşe Bakın Hele
Şu İşe Bakın Hele 

Özcan Nevres

Vay be... Yirmi dokuz yıl önce on iki eylül darbesini yapanların başı olan Sayın Kenen Evren yargılanmalıymış.

Yirmi dokuz yıl içinde nice iktidarlar geldi geçti ama bu büyük kahramanlık hiç birinin aklına gelmemişti. Görünen o ki Kenan Paşa bir hayli paniğe kapılmış ki; eğer yargılanırsam intihar ederim diyor. Şüphesiz Kenan Evren'in yaptığı darbenin gerekli olup olmadığını tartışmak ancak darbe öncesini bilmeyenler için uygundur. Darbe değil de darbe sonrasındaki icraatları için yargılanacaksa o karara tüm Atatürkçüler ve laiklik savunucuları destek verirler. Zira onun yönetiminde ben imam çocuğuyum diye diye Atatürk ilkeleri büyük bir yıkıma uğratılmıştır.
On iki eylül bin dokuz yüz seksen yılı öncesinde ülke gençleri sağcılar ve solcular diye ikiye bölünmüşlerdi. Sayın Demirel'in o yıllarda bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz sözleri gençler arasındaki ayrılığı daha da derinleştirmişti. İki taraf da gemi azıya almışlardı. Birbirlerini katletmelerinin dışında günahsız insanların oturdukları kahvehaneler bile sağcı solcu ayırımı yapılmadan taranıyor ve insanlar bir hiç uğruna birilerini göz dağı vermek amacıyla katlediliyorlardı. Hemen hemen her gün üniversitelerde olaylar çıkıyor ve beş altı öğrenci ham bir hayal uğruna katlediliyordu. O yıllarda üniversitede çocuğu olanlar günlerini büyük korku içinde geçiriyorlardı. Benim de o yıllarda kızım Boğaziçi Üniversitesinde okuyordu. Ben de çocuk okutan diğer aileler gibi büyük bir korku içinde yaşıyordum. Her haber saatinde gözlerimiz televizyonda, kulaklarımız radyodaydı. Haberleri büyük bir dikkat içinde izlerdik. Katledilen çocuklar içinde çocuğumun ölenler arasında olmadığını öğrendiğimde içimi buruk bir sevinç kaplardı. Zira öldürülen diğer çocuklar da ana baba kuzularıydılar. Onların acılarını paylaşmamak olası mıydı?
Darbe yapıldığını sabahın erken saatlerinde öğrendim. Evim üç ana caddenin kesiştiği çok hareketli bir yerde olduğu için ( Nevres Apartmanı ) sabahın erken saatlerinde bile çok gürültü olurdu. Oysa o sabah inanılmaz bir sessizlik vardı. Sessizliğin nedenini merak edip balkona çıktığımda apartmanımızın tam karşısında şimdiki Finansbank'ın önünde silahlı iki asker vardı. Zaten darbe her an için bekleniliyordu. Askerlere hayrola darbe mi oldu diye sordum? Evet dediler. Hemen mutfağa girip bir ekmeği ikiye bölüp yardım. Arasına tereyağı sürüp bolca peynir koyduktan sonra tost makinesinde pişirdikten sonra iki parçayı ayrı ayrı paketleyip bir sepete koyup aşağıya sarkıttım ve askerlere içindekini almalarını söyledim. Askerler önce almak istemediler. Belli ki üstleri kontrole gelir diye korkuyorlardı. Korkmalarına gerek olmadığını söyledim. Belli ki acıkmışlardı. Fazla nazlanmadan tostları aldılar. Sevincimiz o kadar büyüktü ki kabıma sığamıyordum. Zira çocuklarımızın eğitim hayatı kurtulmuş ve garantilenmişti. Zaten daha ilk günde ülke büyük bir sükunete kavuşmuştu.
Sevincimiz fazla uzun sürmemişti. Bu defa bizi bir korku sarmıştı. O kadar çok insan tutuklanıyordu ki sıranın bana ne zaman geleceğini düşünmeden edemiyordum. Gerçi her hangi bir eyleme katılmış bir insan değildim. Üstelik gençlerin bölünmüşlüğüne de karşıydım. Ne olur ne olmaz diye başta Nazım Hikmet'in kitapları olmak üzere ne kadar sol yayın varsa hepsini naylon poşetlere doldurup kömürlükte kömürlerin altına gömmüştüm. Daha sonra yaşadığım bir olay yüzünden alay komutan yardımcısı ile görüştüğümde İzmir Sıkıyönetim Komutan Yardımcısı Sabahattin Uzunoğlu ile akraba ve sınıf arkadaşı olduğumu açıkladığımda bana karşı olan tavır değişmişti. Bu ara Binbaşıya Kuleli Askeri Lisesinden kaç yılında mezun olduğunu sordum. Bin dokuz yüz elli sekiz deyince sizin planlama grubu başkanınız da akrabamız olur dediğimde neee dedi? Suat Tümer sizin akrabanız mı? Evet dedim. Böylece sorunumuzu gayet tatlı bir şekilde halletmiş olduk. Daha sonra Atatürk'ün yüzüncü doğum yıl dönümü anısına basılacak olan bir kitap için bana alay komutanlığı tarafından Menemen'in antik ve turistik yerleri ile ilgili bölümünü hazırlama görevi verildi. Coğrafya öğretmeni olan eşime de kitapta yer alacak olan coğrafya bilgileri için görevlendirildi. İki görevi de yüzümüzün akıyla yerine getirdik ama ne yazık ki kitap basılmadı. Daha sonra Hazırlanılan bölümler Emekli Öğretmen Mustafa Ağır tarafından bastırıldı. Üstelik kaynak belirtilmeden. Neyse ki o kitap çok daha geniş kapsamlı olarak akrabam olan Matbaacı Oktay Özengin tarafından yeniden basılacak. Hem de bilgi kaynakları belirtilerek.
On iki eylül darbesi ülke için bir kurtuluştu. Ülkenin selamete çıkarılmasıydı. O nedenle alkışlamıştık. Sayın Kenan Evren Netekim paşalığı ele alınca ve Atatürkçülük adına Atatürkçülüğün altını oymaya başlayınca onunla ters düşmemek olası mıydı? Bin dokuz yüz seksen iki anayasası ile birlikte Netekim Paşanın Cumhurbaşkanlığı referanduma sunulduğunda bu gün Evren Paşanın yargılanmasını isteyenlerin aklı neredeydi? O oylamaya ret oyu vermeye neden yürekleri yetmedi. Yüzde doksan iki oy ile onaylanan ve darbeyi meşru kılan oylamadan sonra bu gün ortaya çıkıp ulu orta konuşmak bence yersizdir. Ülkeyi yine kötü günlere sürüklemekten başka bir işe yaramaz..
Özcan Nevres

29 Haziran 2009  16:40:10 - Okuma: (423)  Yazdır




İstatistik