Yazı

Prensesin Ölümü
Prensesin Ölümü 

Özcan Nevres

Larissa (Larisa) krallığının üzerine çöken kara bulutlar bir türlü dağılmak bilmiyordu.

Larissa krallığına bağlı on iki devletin en güçlüsü kyme (Kime) güçlü ordusuyla Larissa’ya saldırmış, kaleyi savunan savaşçılar, savunmalarını son nefeslerine kadar sürdürmüşlerse de, saldırıyı püskürtememişlerdi. Surları aşıp kente giren Kyme savaşçıları eli kılıç tutanların tümünü kılıçtan geçirmişlerdi. Kadınların, kızların ve çocukların tümü bu acımasız savaşçılarına esir düşmüşlerdi.
Prenses İreni ve kendisine hizmetle görevli on altı kadınla birlikte, yalnızca kraliyet ailesinin bildiği gizli bir barınağa girip saklanmayı başarmışlardı. Dışarı ile tüm bağlantıları kesilmişti. Dışarı gönderecekleri kişinin yakalanması, saklandıkları yerin ortaya çıkmasına neden olacaktı. Yiyecek, içecek sıkıntıları yoktu. Ama nereye kadar?
Prenses İreni, uzandığı yatağında geçmişini düşünüyordu. Prens Güstav ile yaklaşan düğünlerinin heyecanını yaşıyordu. Federalin on üç devletinin tüm Kral, kraliçeleri, prens ve prensesleri ile birlikte önemli kişilerin katılacakları muhteşem bir düğünle dünya evine gireceklerdi. Prens Gustav Mirina krallığının veliaht prensiydi. Prenses İreni Mirina’ya bir kraliçe adayı olarak gidecekti.
Sabah korkunç bir gürültüyle uyanmıştı. Dışarı çıktığında tüm kale halkı büyük bir koşuşturma içerisindeydi. Burçlarda ölenlerin yerini hemen yedekteki savaşçılar alıyorlardı. Savaşçılardan biri koşarak yanına geldi.
Prensesim ne olur kaçın ve bir yere saklanın. Düşman ordusu öyle kalabalık ki, onlarla baş etmemiz olası değil. Federalimizin diğer devletlerine haber göndermemizin olasılığı yok. Tüm yolları kesmişler. Kuş dahi uçurtmuyorlar.
Babam nasıl, şu anda nerede?
Burçlarda savaşçılar ile birlikte kıran kırana savaşıyor. Kale kapılarını açıp düşmanla göğüs göğüse çarpışmamızın olasılığı yok. Bizden en az on misli fazla kalabalıklar. Bu yüzden savunmada kalacağız. Her an kapıları kırıp içeriye girebilirler. Umudumuz federalin diğer devletlerinde. Dışarıdaki adamlarımızdan birkaç kişi durumu öğrenip diğer devletlere bildirirlerse yardım kısa zamanda gelir ve savaşı kaybetmekten kurtuluruz. Her olasılığa karşı siz gizli yerlerimizden birine gizleniniz demişti. Bu sığınağa saklanmadan önce ne umutlarla zafer haberini beklemişti.
Kalenin ana kapısı kırıldı. Herkes canını kurtarmaya baksın diye feryatlar yükseldiğinde, sığınağa girmeyi bekleyen hizmetçileriyle birlikte kendisini buraya zor atmıştı. Peki bundan sonra ne olacaktı? Ya diğer devletler Kyme kralının emrine girmeyi kabul ederlerse? Daha burada ne kadar saklanabilirlerdi? Babası ne olmuştu? Esir mi düşmüştü? Yoksa öldürülmüş müydü? Ya Gustav ne yapıyordu? Ölenlerin ya da esirlerin arasında olmadığını öğrenmiş midir? Öğrendiyse beni bulmak ve buradan kurtarmak için ne yapabilirdi? Bir an kendisini bulamayacaklarına inanarak büyük bir karamsarlığa kapıldı. Bu durumda ne yapabilirdi? Olasılıklar üzerinde derin bir düşünceye daldı. Bir habercinin gelişini düşledi. Haberci kendisinin acı sonu olacak acı haberi getirmişti. Koşarcasına dehlizlerden geçerek hızla dışarıya fırladı. Dehliz duvarlarına çarpmaktan her yanı kana bulanmıştı. Gözüne sarp kayalıklara hakim olan burcu kestirdi. İnanılmaz bir hızla burca doğru koşmaya başladı. Nöbetçilerin şaşkın bakışları arasında burca tırmandı. Zirveye ulaştığında kendini boşluğa bıraktı. Bir savaşçının elinden fırlamış kalkan gibi bir kayadan bir kayaya çarparak düşmeye devam ediyor ve tabana bir türlü ulaşamıyordu. Dayanılmaz acılar içerisinde sonsuz bir boşluğun içinde yuvarlanıp gidiyordu. Sislerin içinde Gustav’ı gördü. Onun bu korkunç haline gülüyordu. Gustav!!! Ne olur kurtar beni diye haykırmak istiyordu ama sesi çıkmıyordu. İçinden artık ölmüşümdür diye geçirdi. Bir el dürtüyordu kendisini. Gözlerini korkuyla açtı. Karşısında kendisini kurtarmak için parmağını bile oynatmayan Gustav’ı bulacağını sanıyordu. Oysa karşısındaki Omana’ydı. Omana’ya,
Ben neredeyim diye sordu? Omana,
Yatağınızdasınız prensesim. Siz yatağınızdan hiç çıkmadınız ki.
Ne yani ben ölmedim mi?
Ne ölümü prensesim? Yüce tanrı Zeus korusun seni. Etrafına dikkatlice baktı. Korkunç bir rüya gördüğünü anlayıp rahatladı. Göz yaşlarını sildiği mendili iyice ıslanmıştı. Mendilinin değiştirilmesini istedi. Yeni bir mendil getiren hizmetçi mendili saygıyla uzatırken,
Prensesim, ne olur ağlamayın. Ama babanız, ama nişanlınız prensimiz mutlaka gelip hepimizi bu karanlık dehlizden kurtaracak. Adım gibi biliyorum bunu. Babanız da, prensimiz de sizi çok seviyorlar.
Ya sen, ya sen Helena, sen neden ağlıyorsun. Burada ne kadar çaresiz ve acz içinde olduğumuzu bildiğin için değil mi?
Hayır sevgili prensesim, ben sizin güzel gözlerinizden akan yaşlara üzüldüğüm için ağlıyorum.Ne olur prensesim ağlamayın artık. O güzel gözlerinize yazık.
Helena, ben ağlamayayım da kimler ağlasın? Kaç gün oldu buraya kapanışımız? Yarınımız ne olacak belli mi? Babam nerede? Gustav nerede? Bizim sonumuz ne olacak?
İyi olacak prensesim. Benim, prensimiz Gustav’a inancım sonsuz. Yüreğimin şurasında sürekli bir ses kurtulacaksınız diyor. Ben kurtulacağımıza inanıyorum prensesim. Ne olur sen de inan. Ağlama artık. Böyle sürekli ağlayarak bizleri ne denli üzdüğünüzün ve perişan ettiğinizin farkında bile değilsiniz. Kim bilir ne kadar oldu burada böyle için için ağladığınız? Hadi yat uyu biraz. Bekleyelim bakalım zaman neyi gösterecek? Prenses gözlerini mendiliyle kuruladıktan sonra yatağa uzandı. Günlerdir gözlerine doğru dürüst uyku girmemişti. Hizmetçisinin söylediklerinden çok umutlanmıştı. Bu umutla üzerine çöken rehavet onu derin bir uykuya sürüklemişti. Uyandığında havalandırma deliğinden keskin bir ışık geliyordu. Belli ki vakit öğlen vaktiydi. Kalktı. Hizmetçisinin kendisi için hazırladığı yiyeceklerin konulduğu taşın dibine diz çöktü. Peksimetlerini ıslattıktan sonra az miktardaki kavurmayla birlikte yedi.
Hizmetçilerinden Omana, erkeklere taş çıkartacak kadar güçlü kuvvetli bir kadındı. Prensese
Prensesim izin verirseniz dışarı çıkayım ve etrafı iyice kolaçan edeyim. Olan biteni öğrenip size haber getireyim.
Ya yakalanırsan?
Yakalanırsam, her ne pahasına olursa olsun sırrım bende kalır ve sizin burada olduğunuza dair bilgiyi kimse benim ağzımdan alamaz.
Omana sana güvenim sonsuz. Aslında seni böyle bir tehlikeye atmak istemem ama yiyeceklerimiz iyice azaldı. Daha birkaç gün gizlenebiliriz burada.Ne olup bittiğini öğrenirsek kendimize buradan bir kaçış planı yapabiliriz. Burada aç ölmektense düşmanlarım tarafından öldürülmeyi yeğlerim.
Tamam prensesim. Önce şu saçlarımı iyice dağıtayım. Gören beni deli sanmalı. O zaman kimse beni dikkate almaz. Saçlarını iyice dağıttıktan sonra gizli geçitten hızla ilerledi. O daracık deliklerden geçerken oldukça zorlanıyordu. Vücudunun her yanını ter basmıştı. İsabet oldu diye düşündü. Dışarı çıktığında bir avuç toprak alarak terli yüzüne sürdü. Bu durumda deli olduğu daha inandırıcı olurdu. Surlarda az sayıda nöbetçi vardı. Birinin yanına gidip bağırmaya başladı.
Hainler, alçaklar, kocamı, yiğidimi siz öldürdünüz. Hepinizi ben öldüreceğim diyerek nöbetçilerin üzerine yürüdü. Nöbetçiler karşılarındaki saçları darmadağınık, yüzü elleri çamur içindeki bu kadına acıyarak baktılar. Biri,
Kadın, kadın sen delirdin mi? Biz senin kocanı tanımayız ki. Biz de emir kuluyuz. Git Larissa’yı bekle dediler, bekliyoruz işte.Hem bizim burada bulunmamız Larissalıların şansı. Biz baş kralımıza sadakatle bağlıyız. Kyme’nin etrafı federal devletlerin savaşçıları tarafından kuşatılmış. Kyme düştü düşecek. Hele düşme haberi gelsin, Larissa’nın bayrağını surlara çekip federallere katılacağız.
Kralımıza ne oldu biliyor musunuz?
Onun sağ olduğunu ve esir edildiğini söylemişlerdi.
Kyme federallere dayanabilir mi? Bu savaşı kazanma şansı var mı? Larissa’dan kaçan savaşçıların diğer on bir krallığın savaşçılarıyla birlikte omuz omuza nasıl kahramanca savaştıklarını bir görseniz, savaşı Kyme kralının kaybedeceğini hemen anlarsınız. Karşı surlardaki nöbetçilerden biri bir sevinç çığlığı attı. Federaller, federaller kazandılar savaşı. Beklediğimiz işaret verildi diye bağırdı. Omana,
Şimdi
 Ne yapacaksınız diye sordu.
Surlara baş krallık armasıyla birlikte Larissa bayraklarını çekip federallere katıldığımızı bildireceğiz.
Peki, Larissa prensesi burada olsa ne yapardınız?
Hemen onun emrine girerdik. Çapulcular ve talancılar saldırırlarsa prensesimizin emrinde gerekeni yaparız. Omana,
Prensesimize zaferimizin müjdesini vereyim diyerek tekrar gizli geçide daldı. Hızla prensesine ulaşıp müjdeyi verdi.
Prensesim, prensesim gözünüz aydın.Federaller savaşı kazanmışlar. Kalemizin burçları bayraklarımızla donatılıyor. Kaleyi Kyme adına korumaya görevli savaşçılar federallerin saflarına geçtiler. Olası bir çapulcu ve talan hareketine karşı önlem almaktalar. Hemen çıkıp savaşçılara moral verelim. On altı hizmetli ile prenses dehlizlerden hızla geçip dışarı çıktılar. Omana savaşçılara prensesi tanıttı.
Prensesimiz İreni. Prenses oldukça kibar bir şekilde savaşçıları selamladı. Komutan,
Komutan Haçikis emrinizde prensesim dedi.
Sağ ol komutan. Babam ve nişanlım Gustav’dan haberiniz var mı?
Var prensesim. Babanız yaşıyor. Nişanlınız ise federallerin savaşçılarına kumanda ediyor. Zaten savaş onun azmi sayesinde kazanıldı. Tek korkum Kyme kralı zalim Aleksi kellesini kurtarmak için babanızı koz olarak kullanması. Aşağıda yamacın başladığı yerde on kadar savaşçının kaleye doğru yöneldiğini gördüler. Komutan,
Gelenler talan için geliyor olabilirler. Gereken önlemleri alın. Savaşçılar henüz tam onaramadıkları kale kapısına gittiler. Yaklaşık yirmi savaşçı surlardan dışarı çıkarak yol boyundaki kayaların arkasına gizlendiler. Gelenler kale kapısına vardıklarında içeridekiler,
Kimsiniz? Ne istiyorsunuz diye sordular. Gelenlerden biri,
Biz Kyme kuşatmasından geliyoruz. Zaferi kazanınca baş krallığımızı korumak üzere görevlendirildik dedi. Komutan savaşçılara ,
Bırakın gelsinler dedi. Zaten sayıları bizden oldukça az. Kale kapısı açıldı. Gelenler kayaların arkasına gizlenenlerle birlikte içeri alındılar. Prenses te yanlarına geldi. Gelenlere merakla babasını ve nişanlısı Gustav’ı sordu.
Zafer Gustav’ın kumandasındaki federallerin. Son direnişleri yok etmek için saldırıyı sürdürüyor. Umarım yenik kral babanıza bir kötülük yapma fırsatını bulamaz. Prenses,
Umarım dedi yürekten.
                                        ***
Kyme kralı yenilgiyi hazmedemiyordu. Kellesini ve krallığını kurtarmak için Larissa kralını koz olarak kullanacaktı. Onun kellesin pazarlık konusu edecek ve bu sayede hem kellesini hem krallığını kurtaracaktı. Esir kralın hücresine doğru hızla ilerlerken emrindeki askerlerin kaçtıklarını fark etmemişti. Kulağının dibinden vın diye geçen oklardan korunmak için kendisini yere attı. Bu arada boynuna bir mızrak dayandı.Mızrağın sahibi savaşçı sert bir sesle,
Dön ve yere sırt üstü uzan diye emretti. Mızrak bu kez boynuna dayandı. Mızrağın sivri ucu canını acıtıyordu. Savaşçı,
Bizim kralımızı esir alıp işkence eden zalim Aleksi sensin değil mi?
Ne işkencesi? O benim değerli bir konuğum. Ben ona zarar gelmesini ister miyim.
Ya öyle mi dedi asker. Bunun için mi Larissa’yı kan gölüne çevirdin? Savaşçı mızrağa var gücüyle yüklendi. Mızrak boydan boya gırtlağı delip taşa dayandı. Bıçağını çekip kellesini gövdesinden ayırdı. Kelleyi mızrağın ucuna takarak avluya çıkıp var gücüyle haykırdı.
İşte kralınızın kellesi. Siz bu hain için mi savaşı sürdürüyorsunuz?. Krallarının kesik kellesini mızrağın ucunda gören savaşçılar, kılıçlarını yere atarak teslim oldular.
                                        ***
Larissa’nın geçici komutanı Haçikis savaşçılarından birine,
Tez başkomutanımız Gustav’a nişanlısının sağ olduğunu, Larissa’yı koruyan savaşçıların onun emrinde olduğunu bildir dedi. Savaşçı
Baş üstüne komutanım diyerek uzaklaştı. Kale kapısından çıktığında, uzun yoldan gitmektense kayalıklardan aşağı inmeyi yeğledi. Bir dağ keçisi çevikliğiyle kayalardan kayalara atlayarak düze ulaştı.Ovayı hızla aştı. Bataklıkta zaman kaybetmemek için dağın yamacına doğru yöneldi. Çalılıkları hızla aştı. Tekrar düzlüğe çıktı. Kanayan ayaklarına aldırmadan Kyme’ye doğru uçarcasına koştu. Zafer şenliği yapan savaşçıların arasına daldı. Tunç bir tanrı heykelini andıran azametli Mirina prensini tanımakta zorluk çekmedi. Hemen yanına seğirtip önünde diz çöktü.
Haşmetli prensim, size Larissa’nın nişanlınız prenses İrina’nın komutası altında olduğunu ve sizi karşılamak üzere beklediğini muştulamaya geldim. Gustav,
Ne diyorsun sen? Prensesim sağ mı?
Evet efendim size bunu bildirmek için görevlendirildim. Gustav savaşçılarına,
Konuğumuza ikramda bulunun diye emretti. O gece sabaha kadar çılgınca eğlendiler. Sabaha karşı nöbetçilerin dışında tüm savaşçılar uykuya yattılar. Gün iyice yükseldiğinde kalk emri verildi.
                                                 ***
Larissa kralı Osmaris önde, Gustav onun arkasında zafer ordusunun bir bölümüyle Larissa’ya hareket ettiler. Üç saatlik yol sanki hiç bitmeyecekti. Prens Gustav’ın az sonra kavuşacağı nişanlısının hasretiyle ve sevinciyle içi içine sığmıyordu. Gözünü o ilerideki sarp tepenin üzerindeki baş devlet Larissa’nın surlarından ayıramıyordu. Kaleye yaklaştıkça heyecanı daha da artıyordu. Larissa’ya iyice yaklaşmışlardı. Kayalara hakim surların birinde nişanlısının kendisin bekliyor olarak gördüğünde heyecanı daha da arttı.Töreye uymak zorunda olmasa baş kralı ve komuta ettiği savaşçıları bırakıp koşarak en kısa zamanda nişanlısına kavuşacaktı. Yol dik tepeye dolana dolana ulaşıyordu. Yol nişanlısının beklediği burca iyice yakındı. Nişanlısının el sallayarak selamlamasına aynı şekilde karşılık verdi. Prenses İreni nişanlısını daha iyi görebilmek için hızla burcun mazgalına tırmandı. Birden dengesini kaybederek kayaların üstüne doğru boşluğa uçtu. Prens ve yanındakiler hızla kayalığa koştular. Yanına vardıklarında prensesin kanlar içinde olduğunu gördüler. Gustav nişanlısını kucaklayıp kaldırmak istedi. İreni’nin sanki yüzü gülüyordu. Belki de prensine kavuşmuş olmanın sevincini yaşıyordu. Gülümsemesi çok kısa sürdü. Dik tutmaya çalıştığı başı yana döndü. Gözleri sanki bir noktaya kenetlenmişti. Prensinin kucaklamasını beklerken onu ölüm kucaklamıştı.
                                                 ***
İlkbaharda prensesin öldüğü kayanın dibinde bir meşe fidanı yeşerdi. Kısa zamanda kocaman bir ağaç oldu. Her rüzgâr esişinde rüzgar, güzel prensese ebedi uykusunda huzur içinde uyuması için, ağacın yapraklarında ıslık çalarak ninni söyler oldu.
Özcan Nevres 10/ağustos/2000


9 Haziran 2007  11:10:17 - Okuma: (1033)  Yazdır




İstatistik