Yazı

Yokluk Ve Umarsızlık
Yokluk Ve Umarsızlık 

Özcan Nevres

Yokluğun dayanılmaz bir hal aldığı, kendi kendine yetebilen dünyadaki yedi ülkeden biri olan bu ülke artık her şeyiyle ele muhtaç duruma düşürüldü.

Bu güzel ülkede yaşayanlar artık ileride her şey çok daha iyi olacak diyememektedir. Zira ekonomisinin bel kemiği olan tarım katledilmekle kalmamış, tarıma en uygun araziler beton yığınlarına kurban edilmiş. Ne yazık ki halen yediklerinin saksıda yetiştirildiğini zannedenler bu kötü gidişe karşı en küçük bir tepki dahi göstermiyorlar. Belki de alış veriş merkezlerindeki ithal meyveleri ve değişik ürünleri gördüklerinde , oh be ne güzel şey bunlar. Eskiden böyle güzel meyveler ve süslü ürünler görebiliyor muyduk diyorlardır? Oysa giderek küçülen gelirleri yüzünden o albenisi yüksek olan ürünleri satın almakta zorlanmaktalar ve durumu az satın alarak idare etmeye çalışmaktadırlar. Bir süre sonra o albenisi olan ürünler onlar için yalnızca seyirlik olacaktır. Zira alım gücü kalmayacaktır.
On bir yaşındaki bir çocuk istediği dondurmayı kendisine almayan ailesine kızarak kendisini evlerinin tavanına asarak yaşamına son vermiştir. Şüphesiz isteği olmadı diye daha ilk isteğinin yerine getirilmemesine kızarak yaşamına son veremez. Kim bilir kaç kez istedikleri olmuştur ama hiç birine olumlu yanıt alamamıştır. O da böyle yaşamaktansa deyip kendi canına kıymayı yeğlemiştir. Bu durumda kendisine bir dondurma alınmadı diye ölümü seçti diye düşünemeyiz. Olayın derinlerine inmemiz gerekir. Her hanenin çalışanı yoksa, işsizlik yüzünden dayanılmaz bir yokluğun içerisinde yaşıyorlarsa ve bir gün umarsızlıkla yıkılırlarsa bu gibi intiharların sonu gelmeyecektir. Çok sık olarak bu gibi acı haberlerle sarsılmamız sürüp gidecektir.
Bazen alış veriş merkezlerinde bir çocuğun annesinin sürmekte olduğu market arabasına gönlünün her istediğini doldurmasına acıyla bakarım. Çocuğun ve annesinin kılık ve kıyafeti bu kadar yüklü alış veriş yapamayacağını göstermektedir. Dahası çocuğun her şeyi büyük bir hevesle alıp arabaya koyması onun ruhundaki açlığı göstermektedir. Market arabası tepeleme dolmuştur. Kasalara doğru yürürler. Anne uygun gördüğü bir kasanın önüne arabayı sürer ve çocuğuna arabayı burada bırakalım. İçindekileri görevliler bizim evimize gönderirler der ve yürüyüp giderler. Çocuğun içi buruktur. Zira ya her zamanki gibi göndermezlerse diye kuşku duymaktadır. Bu yokluğun pençesinde kıvranan anne o anda neler düşünür ve güya satın aldıklarının bir türlü gelmemesini çocuğuna ya da çocuklarına nasıl anlatır? Bu nasıl bir azaptır? Bunu ancak yaşayanlar bilirler.
Çocukluğumu düşünüyor ve o günleri özlüyorum. Bizim çocukluğumuzda ne süslü oyuncaklar, ne makerena şarkısını söyleyen maymunlar ve ne de neredeyse gerçeğine çok benzeyen oyuncak robotlar vardı. Hurdaya çıkarılmış bir bisiklet tekerleğini bir çomakla sürmenin doyumsuz zevkini yaşardık. Çelik çomak , saklambaç, küçük parmağımızı silahın namlusu gibi kullanarak kovboyculuk oynardık. Hendeklerde kendiliğinden yetişen kargılardan atımız olurdu. Yine hendeklerde kendiliğinden yetişen mis kokulu hayıt ağaççıklarından atımızı dehlemek için sopalar keserdik. Arkadaşlarla at yarışması düzenlerdik. Kargıdan atımızı hayıt sopasıyla dehler yarışmayı kazanmaya çalışırdık. Yarışı kaybedenler mızıklamaya başladıklarında aramızda kavga başlar bu kez de hayıt sopalarıyla kıyasıya dövüşürdük. Dargınlıklarımız çok kısa sürerdi ve yeni bir kavgaya hazırlıklı olmak için çok tez barışırdık. Böğürtlenlerin en iyisini kapmak için dikenlerine aldırmaksızın dikenli çalıların arasına dalardık..Her evin önünde gölgesi ve meyvesi için dut ağaçları yetiştirilirdi. Sabah serinliğinde şölen havasında iki kişi dut ağacının meyve yüklü dalının altına temiz bir çarşaf gererdi. Bir kişi de ağacın üzerine çıkıp dalı tekmelerdi. Çarşafın üstüne yağmur gibi olgun dutlar düşerdi. Doya doya o dutları yerdik. Hendek kenarlarında ayva, armut, nar çitlenbik ağaçları olurdu. Koparıp yemek serbestti. Yediğimiz her şey dalından ve doğaldı.
Şimdi ise o günlerdeki gibi o bolluğun içinde yaşamak yaşlılar için de, çocuklar için de hayal bile edilemez. Yıllardır gölge ve yeşillik için dikilen meyvesiz ağaçlar yerine dut dikilmesini öneririm ama aldıran olmuyor. Oysa dut belkide tükettiğimiz meyveler içinde en yararlı olanıdır. Eğer o meyvesiz ağaçlar yerine dut yetiştirilmiş olsaydı bu mevsimde çocuklar ve yetişkinler bu yararlı meyveden bol bol yerlerdi. Hele Giresun'da görmüş ve meyvesini yemiş olduğum bir dut var ki tadına hayran oldum. Üstelik yediveren. Koca bir yaz üzerinden meyvesi hiç eksik olmuyor. En azından çocuklarımıza doğal meyve yedirmek için dut ağaçları yetiştirmeliyiz. Bunu yapmak da belediyelerin görevi olmalıdır.
Özcan Nevres

24 Haziran 2009  10:48:39 - Okuma: (483)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik