Yazı

21 Haziran
21 Haziran 

İbrahim Becer

Rivayet o ki, iri yarı bir adam olan İzzet molla, fatih Camiinde teravih namazı kılıyor; imam alel acele kıldırdığı için de nefes nefese kalıyordu.

Namazın ortalarına doğru elinde fener olan biri gelir. İmamın selam verdiğini görünce; “eyvah yetişemedik”  diye hayıflanır. Bunu duyan izzet Molla; “biz içindeyken yetişemiyoruz a birader, senin neyine” der.
Darbe gündemine yetişmek mümkün değil, pehlivan tefrikası gibi…
 Devam edelim: Mehmet Akif bir gün toplantıdadır. Sakalını gören bir konuşmacı: “sizinle maymun arasında ne fark var!..” deyince; Akif adamla arasını karışıyla ölçüp cevap verir: “Bir karış kadar…”
Başka bir seferinde de, biri Akif’le dalga geçmek için; “efendim mesleğiniz baytarlıktı değil mi?” der. Akif cevap verir: “Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu.”
Aptala karşı sessiz kalırsan onu cesaretlendirir, insanların Seni yanlış anlamasına sebep olabilirsin…
Devir Yavuz Sultan Selim Han devri. İran şahı, içinde son derece kıymetli mücevherler, atlas kumaşlar olan bir sandık gönderir. Sandık Yavuz’un önünde açılır. İçindeki muhteşem hediyeler birer birer çıkarılırken pis bir koku da ortalığa yayılır. Bir de bakarlar ki sandığın dibinde insan dışkısı. Osmanlıya hakaret!
Yavuz altta kalmak istemez. Daha değerli mücevherlerden müteşekkil bir sandık hazırlatır ve dibine de İstanbul’da yapılmış en nadide lokumlardan koydurur. Sandık İran Şahına gönderilir. Şah’ın huzurunda açılır. İçindeki malzemeler çıkarıldıkça enfes bir koku ortalığa yayılır. Elçi, bu kokuyu merak eden şahı fazla bekletmez ve lokumu şaha ikram eder. Şah ve maiyeti lokumu yerken, Elçi de Yavuz’un yazdığı pusulayı Şah’a uzatır: “Herkes yediğinden ikram eder…”
Ya da; “her kap içinde olanı sızdırır…”
Shakspeare yolda yürürken bir şemsiye tamircisi yazdıklarını zorla okutur. Şair okur, okur, okur… Sorar şemsiye tamircisi nasıl bulduğunu. Dürüst davranır Şair: “Dostum sen hep şemsiye yap, yine şemsiye yap, yine şemsiye yap…”
Herkes işine baksa ne güzel olurdu…
Ve final…
Adamın biri dağa odun kesmeye gidecektir ama katırı yoktur. Muhtara gider ve ondan katırını ister. Muhtar da katırını verir ve akşam olmadan getirmesini tembihler. Adam önde, katır arkada yola revan olurlar. Bir çeşme başında dururlar. Önce adam eğilir ve su içer daha sonra katır başlar su içmeye fakat tam bu esnada ilginç bir şey olur ve katır suyu içtikçe küçülür, küçülür en sonunda oluktan içeri girer.
Adam ne yapsa katırı dışarı çıkaramaz ve gerisin geri köye döner. İlk önce muhtar görür ve katırı sorar. Adam olayları anlatır, muhtar inanmaz ve adamı dövdürtür sonra da jandarmaya teslim eder. Bu kez aynı olaylar orada yaşanır ve adamı akıl hastanesine gönderirler burada da aynı muameleyi görür adam. Bunun halini bir deli görür ve olanları anlatmasını ister, adam anlatır. Deli dinler ve:
_Bak der! Sana bir daha katırı sorarlarsa “ne katırı “diyeceksin. Daha da soracak olurlarsa “hiç katır oluğun içine girer mi “diyeceksin der.
         Bir süre sonra başhekim adamı çağırır. Adam da delinin dediğini yapar. Başhekim adamı dinledikten sonra, “beni beyhude yere meşgul ettin” diyerek sıkı bir dayak attırır. Başhekim adamı salar, adam köyüne döner aynı şeyleri muhtar ve jandarmayla yaşar. Dayağa devam yani…
Aradan bir zaman geçer. Bir gün adam aynı çeşmenin başından geçerken katırı oluğun içinde görür. Adam etrafını kolladıktan sonra sessizce katıra eğilir ve:
“biliyorum sen oradasın amma söyleyince çok dövüyorlar”der.
         21 Haziranda İzmir de Cumhuriyet Mitingi var. Çaldıkları minareye kılıf hazırlayamadığı gibi, çarşafa dolanmış bir oluşumun son çırpınışları sahne alacak. Neyse ki, ülkenin kahir ekserisi katırın oluğun içinde olduğunun farkında artık. Dövseler de, sövseler de gerçekleri görüyor ve söylüyor.
         Yine de 21 Haziran çok büyük bir fırsat. Yanılmıyorsam en uzun gün. Düşünmeleri için çok uzun zamanları olacak…


18 Haziran 2009  00:24:13 - Okuma: (547)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik