Yazı

Taliban ölçü müdür?
Taliban ölçü müdür? 

İbrahim Becer

Tabular, oldum olası sıkıntıdır bu ülkede. Yaşınız biraz ilerleyip de kimlik aramaya başladığınız anda, yana yakıla bulduğunuz o kimliğin tam karşısında bir düşman belirir ve Size rakip bir dükkân açıverir.

         İsim bulmak için de çok zorlanmaz komşunuz: “tabu ticarethanesi”
         Bir çeşit, üç oda bir salon evi olup da salona girmenin yasak olma durumu. Salonun anahtarlarının da, kerameti kendinden menkul birinin, göbeğinin altına düşmüş, iğrenç yağlı kayışına asılı halde olma hali bir ölçüde.
         Belki de bütün sır o kapının ardında ama Senin o kapının arkasına geçmen yasak. Yapılacak iki şey var: Ya kula kulluk edeceksin, sana öğretilenle yetineceksin; ya da Hasan Hüseyin’in dediği gibi:
“Ben bu kapıları açarım açmasına ama
Kırılır diye korkuyorum” diyeceksin…
         Korkma, kurban olduğum korkma! Sen korktuğun için bu düzen böyle kuruldu zaten. Bu düzenin temelinin harcı senin korkularınla değil de, isyanınla karılsaydı şayet bugün insanlar harabe diye Efes’i değil, o enkazı geziyor olacaktı.
         Hazreti Ömer’in güzel bir hikâyesi vardır: “Sorarlar bir gün kendisine: Seni en çok güldüren ve üzen iki olay nedir? Cevap verir Halife: Bir gün ava çıkmıştım, yanımda da helvadan yaptığım putum vardı. Çok acıktım ve putumu yedim. Bunu hatırladıkça gülerim. Diğerine gelince, aklıma geldikçe ağlarım: Kızımı diri diri toprağa gömerken o masumenin son defa, imdat dercesine parmağımı yakalamasını ve Benim onu toprağa gömmem…” teferruata gerek yok.
         Mekke fetholunuyor, ilk iş putları yıkmak. Lat, Uzza, Menat, Hubel yerle yeksan. Hazreti Ömer’in kızı içinse ayet iniyor: “Diri diri toprağa gömülen kıza, sorulduğunda: “hangi günah sebebiyle öldürüldü?” diye…”
         On beş asır gelmiş geçmiş. Bugün İslam coğrafyasındaki kadar körkütük cahili hiçbir coğrafyada, hiçbir çağda bulamazsınız. Bu lafım herkese değil.
         Kent dindarı, bir inancın ulviyetinden kendine kimlik çıkarmaya soyunmayan insandır. İnancı inanç olarak kabul eden, inanç olarak yaşayan ama sosyal bir ilişki ağında bir kimlik olarak bundan rant beklemeyen insandır. Kent dindarı bir şekilde daha doymuş, güngörmüş ve bu inancı kendi ruh álemine katmış, kültür olarak algılamış, daha gelişmiş insandır.’ Der Mehmet Altan. Ne kadar doğru…
         Bugün İslam deyince Avrupalı Taliban hatırlıyor. Oysaki Sufigeleneğin en güzel örneklerinin verildiği coğrafyadır Türkiye. Sufilik, siyasetin girift ilişkilerini değil, insan olmayı öğretir.
         Oradan gelen görüntüler düşüyor bazen ekranlara. Bırakın Müslümanlığı, insanlıktan utanıyorsunuz. Kitabın neresinde böyle bir uygulama var, hangi hadisten esinlendin, hangi müçtehidin içtihadıdır anlamak imkânsız.
         Eline keleşi almış, bele kadar sakalı koymuş idrak yoksunu bir sürü yobaza mı teslim bütün bir İslam âleminin imajı?
         Adına savaştığın dini bir kere okusaydın halin Hazreti Ömer’den daha acıklı olurdu inan Bana. Cehaletinle Ebu Cehil’e ilham vermektesin ki kendisi “cehaletin babasıdır”.
         Sen bugünün tabusu, bugünün putusun. Ama sadece bugünün. Okumaktan, anlamaktan korktuğun için birilerinin sana üflediğini yapıyorsun. Kapıları kırmaktan, putları yıkmaktan korktuğun için Sen ancak ve ancak kula kulluk eden helvadan bir putsun.
Bütün ömrün, sahibinin seni yiyeceği güne kadardır…
Cem Ersever’in bir tespiti var. Bir zamanlar okuyunca saçma bulmuştum. Şöyle diyor: “ Ben Türk Milletinden Peygamber çıkmadığına seviniyorum. Çünkü Allah, peygamberlerini nizamından çıkmış, kokuşmuş insan topluluklarına göndermiştir ve tüm peygamberler Araptır. Bütün peygamberler Sami ırkından çıkmıştır. İslam kültürüyle, Arap kültürünü bağdaştırmamak gerek…”
Düşününce adam haklıymış meğer. Bu dini en güzel Biz yaşıyormuşuz da haberimiz yokmuş.
Ey alnı her secdeye varanı yobaz sayan zihniyet sözüm sana!
Yanlış adres burası, kırıcı oluyorsun…

7 Haziran 2009  12:30:21 - Okuma: (483)  Yazdır




İstatistik