Yazı

Sene 2003…
Sene 2003… 

İbrahim Becer

Tümer sağdan ortalamış, Sergen Mondragon’un yanından topu ağlarla buluşturmuş, Beşiktaş şampiyon olmuş.

Yüzüncü yılda gelen bu şampiyonluğun gazıyla alçıdan bir kartal heykeli almıştım. Heykeli de tüm ev halkının muhalefetine rağmen evin en mutena yerinde sergiledim.
Muhalefet kuvvetliydi. Hatta düşülen şerhlerden biri, “eve melek girmeyeceği” yolundaydı. Araştırmaya korktum ve bunların hurafe olduğu konusunda ahaliyi ikna ettim.
Serde Beşiktaşlılık var ne de olsa…
Bir gün ilginç bir şey oldu. Evde olduğum bir sırada bizim kartalın sağ kanadı kırıldı. Sağ kanat kırılınca denge bozuldu ve bizim kartal yere düşüp yerle yeksan oldu.
Evde olmam bir sabotaj ihtimalini ortadan kaldırıyordu. Müstehzi ifadeler, anlamlı bakışlar, “meleklerin girmeyeceği” iddiaları arasında kartalın kanatlarını toplayıp doğruca Şükrü Hoca’ya gittim. Bu Selçuk çukurunda bu kartalı toplasa toplasa Fenerbahçeli Şükrü Özkaynak toplardı…
“Elinden geleni yapacağı” konusunda garanti verdi, beni rahatlattı. Fakat ne de olsa durum içler acısıydı ve O da bilumum çini, seramik, alçı işlerinde uzmandı. En kötü sona hazırlıklı olmam konusunda uyardı Beni.
Uzun bir ameliyat oldu. Süreci başından sonuna kadar takip ettim. Allah var, Hoca elinden geleni yaptı. En son olarak da İritaşlı Hüseyin’i ve Onun BMC’ sini hastanın nakil işleri için çağırdık.
Ayrılırken, Hoca içine sinen korkunç kehaneti benimle paylaştı: “Bu Kartal artık uçamazdı!”
“Fenerli hassasiyeti” dedik ve kulak asmadık. Bir hafta önce şampiyon olmuşuz, olur mu öyle şey! Dedik. Nouma’ya alınmış olabilirdi. Malum golden sonraki tombala işlemi için…
Eve geldik, kartalı aynı yerine koyduk. Maalesef üç gün sonra aynı akıbet, kanat yine koptu. Hoca’ya anlattık genel durumu. Bir Nostradamus edasıyla “biliyorum”dedi. Kartal çatı katına çıkarıldı ve kaderine terk edildi…
O günden bugüne tam altı sene tık yok Beşiktaş’ta. Başımıza gelmeyen kalmadı. Yürek burkan mağlubiyetler aldık, altı seneye birkaç Türkiye kupası ve elli, altmış futbolcu sıkıştırdık.
Yine de Beşiktaş’ı sevmekten usanmadık. O Beşiktaş’tı çünkü. Varla, yokun çok üstündeydi…
Ne mutlu ki dün gece mutlu sona ulaştık ve sezonu çifte kupayla kapattık. Altı senenin öğrettikleri neler peki? Şükrü Hoca’ya inanacaksın. O ev, birkaç ağaç ve tuğladan ibaret değil bu bir! Kartal heykeli almayacaksın ve zinhar eve sokmayacaksın bu da iki.
En önemlisi de her şeye rağmen Beşiktaş’ı çok ama çok seveceksin bu da üç…
Beşiktaş, gerçekten Sen bizim her şeyimizsin…


1 Haziran 2009  00:51:18 - Okuma: (1098)  Yazdır




İstatistik