Yazı

Korykos Kızkalesi
Korykos Kızkalesi 

Asil S. Tunçer

“Gönlüm Derya Değil ki, Efkârım Sahile Vursun!”.

Korykos (Corycos) ya da dilimizdeki daha bilinen adıyla Kızkalesi, Erdemli'ye 23, Mersin'e 60km mesafede bir turistik istasyondur. İsminin Yunancada “safran” olduğunu söyleyen kaynaklar mevcut. Aslında kıyıdaki antik kentin savunma amaçlı bir kalesi olan yapı turistik anlamda daha çok ilgi çeker. Diğer bir bakışla da Korykos dış kale denizdeki kale ise sanki bir iç kale görünümündedir. Denizin ortasında bir adacık üzerine kurulu olduğundan ‘Adakale’ diye de bilinir.
 
Tarih içinde Helen Krallıkları, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlıların hâkimiyetinde kalmış önemli bir yerleşim bölgesidir. Pompey’in M.Ö.67’de Roma’ya kazandırdığı kent toplam 450 yıl Roma egemenliğinde kalmıştır. Zeytincilikte büyük bir gelişme göstererek, zeytinyağı ihraç merkezi olmuştur. Bizanslılar döneminde Arap saldırılarına karşı çevresi surlarla çevrilmiştir. 1361’de Kıbrıslı Lusignanların eline geçen kale, 1448 yılında Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından ele geçirilmiş ve yeniden imar edilmiştir. 1474’teki Osmanlı hâkimiyetinden sonra, Cem Sultan 1482 yılında, Rodos Şövalyeleri'nin yolladığı gemiye binmeden önce bir süre burada kalmıştır.
 
Toplam 192m uzunluğa sahip kalede 8 kule bulunmaktadır. Kızkalesi'nde adım atılan her yer tarihi dokuya sahiptir. Sahildeki ören yerinde kazılar tamamlanmamış olup birçok yapının toprak altında olduğuna inanılmaktadır. Kıyıdaki kalenin yaklaşık 500m açığındaki küçük bir adacık üzerine kurulu kaleye ‘kız’ adının sonradan takıldığı muhakkaktır. Yurdun birçok yerindeki aynı adla anılan kale ve kulelerin tümünde duymaya alışık olduğumuz ‘kralın kızını bir yılanın sokması’ hikâyesiyle burada da karşılaşıyoruz.
  
Tuğba İnşaat tarafından 2000 yılında başlanan yenileme çalışmaları bizim gezdiğimiz aylarda neredeyse bitmek üzereydi. Kızkalesi iç alan 5.000m2, dış alan 2.000m2 olmak üzere toplam 7.000m2. Korykos ise 25.000m2lik bir alana sahip. Kızkalesi'nde Roma ve Bizans dönemlerine ait kazı bekleyen çok sayıda eser var. Erdemli-Kızkalesi arasında denize dökülen, Limonlu (Lemas) Çayı yazın bile akmaya devam ediyor gürül gürül. Limonlu Çayı, Karaaydın yöresinin kuzeyindeki dağlardan kaynaklanır. Aksıfat Deresi’yle birleşerek büyür ve Limonlu Kasabası'nda denize dökülür. Uzunluğu 130kmdir. Bu bereketli topraklarına yetişen limonların tadı sanırım başka yerde yok. Dilim dilim yenilebilen limonlar insanın ağzını sulandırıyor. Bu çay tarih boyunca da antik kente su sağlamayı sürdürmüş. Yaklaşık 15km uzaktan çağlaya çağlaya akan çay, yer yer 100 metreyi aşan Kızılgeçit gibi derin vadilerden süzülerek kıyıya ulaşır.
 
Kahvenin yanından 7km sağa yukarıya doğru yol aldığınızda Şeytan Deresi denilen mevkide neredeyse 1kmlik satıha yayılmış bir nekropol alanı çıkar karşınıza. Asillere ait olduğu belirgin mezarlıktaki toplam 13 erkek figür kabartmalı bu kaya mezarlarına bölge halkı Adamkayalar adını yakıştırmış zamanında. 
 
Yazları sezonda Nisan-Ekim arası çalışan balıkçı motorları ile geçilen Kızkalesi, Korykos Antik Kenti gezildikten sonra ekstra gidilen ve ayrı giriş ücreti ödenen bir destinasyondur. Suların çok çekildiği zamanlarda sahilden kaleye uzanan bir patika yol üzerinde yayan bile gitmek mümkündür. Bazı zamanlar özellikle maceraperest gençlerimiz burayı yüzerek geçmeyi denemekte ve bu denemelerin çoğu maalesef ölümle sonuçlanmaktadır. Bu cesur gençlerimizin karaya vuran cansız bedenleri herkesi derin üzüntüye sevk etmektedir.  
 
Kaleyi önemli yapan bir diğer nokta ise; 2001 Ekim-Kasım aylarında Kızkalesi'nde İçel Müze Müdürlüğü'ne bağlı Arkeolog F. Güler Gürkan yönetiminde ve Müze Araştırmacısı Yaşar Ünlü’nün katılımıyla sürdürülen "2001 Yılı Kızkalesi Temizlik Kazısı" çalışmaları sırasında buradaki kilise önünde bulunan 26 ceset. Daha sonraki bulgularla bu sayının en son 32’ye çıktığını duymuştum. Bulunan iskeletlerden 1–17 No.lu olanlar kazı çalışmaları devam ettiği sırada, Mersin Savcılığı tarafından İstanbul Adli Tıp Kurumu’na teslim edilmiş. 18–24 No.lu iskeletler ise 2004 yılında incelenmek üzere Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji Bölümü Paleoantropoloji Laboratuarı’na götürülmüş. Mezarlık buluntularına (seramik parçaları, boncuk taneleri gibi) dayanılarak, iskeletlerin Roma-Bizans dönemine ait oldukları düşünülmektedir. Ancak, Rahibe Teresa’ya ait bir kolyenin bulunması bunların daha çok Bizans Dönemi insanları olabileceğine işaret etmekteymiş.
 
Yalnız bir söylentiye göre de yaklaşık 40 yıl öncesine ait olduğu iddia edilen cesetlerle ilgili 1980li yıllara ait olabileceği yönünde de şüpheler varmış. Daha çok değil 50 yıl öncesine kadar mal ve insan kaçakçılığı yapıldığı söylenen bölgede kale de restore edilmeden önce kaçamak ve fuhuş yeri olarak da zaman zaman kullanıldığından bu cesetlerin bu döneme ait olabileceği dedikodusu da yok değilmiş. İnşallah bunlar basit ve kısır birer dedikodudan ibarettir de bu güzelim kalenin namına leke düşmez. Çevre düzenlenmesi yapılıp, ulaşım sorununun çözülmesinden sonra ışıklandırılarak turizme kazandırılması çok isabetli bir karar olur. Yolun kenarında durup görüntülemek bile insanı dinlendiriyor çünkü.
 
Kaleyi gezerken çökmüş bir kemer atkısında gördüğüm ‘minorah(yedi kollu şamdan)’tan başka beni en çok büyüleyen diğer manzara ise eşsiz kumsal oldu. O kadar enfes görünüyor ki insanın burada en azından ayaklarını suya ve kuma gömerek bir şiiri hatırlamaması işten bile değil. Duvardan aşağıya inerek dalgaların yalpa yalpa kıyıda ıslattığı doğa harikası bu kumsala parmağımla şu dizeyi yazıyorum. “Gönlüm Derya Değil ki, Efkârım Sahile Vursun!”.
 
Bu anlamlı sözcükler daha o akşam silindi muhakkak ama çok eminim; Korykos Kızkalesi tüm güzelliğiyle aklımızdan yıllarca silinmeyecek…

31 Mayıs 2009  16:44:47 - Okuma: (810)  Yazdır




İstatistik