Yazı

Mehmet Gümüştekin
Mehmet Gümüştekin 

Asil S. Tunçer

Athena’nın Son Tapınak Bekçisi

Onu ilk defa 1990 yazında tanıdım. O zaman Kuşadası’nda bir acentede çalışmaktaydım. O zamanlar Rehber Ağbilerimizin yanında acente lideri olarak gider, aynı zamanda gruptaki yaşlı, çocuk ve varsa özürlü yolcular onlarla ilgilenirdim. Bazen de ikinci dilde 1–2 kişi olursa onlarla özel ilgilenirdim ki kendilerini tamamen yabancı hissetmesinler. Bu sayede de turlarda tabiri caizse “çekirdekten yetişir” adeta “işi mutfağında öğren”irdik.
 
Yine benzer turların birinde Bafa-Herakleia’daydık. Alman grupta ayrıca Hollandalı orta yaşın biraz üstünde iki aile vardı. Rehberimiz Almancacıydı ama bu Hollandalılar İngilizce de anlıyorlardı. Ben onlarla bilhassa ilgileniyor, kendilerini yabancı hissetmemeleri için uğraşıyor, ödemeler ve getir-götür işlerini yapıyordum.
 
İşte o gün Mehmet Gümüştekin’i tanıdım. Kendisi Athena Tapınağı’nda gönüllü bekçilik yapıyordu. Maaşı kesilmişti ama onun başka ekmek kapısı yoktu. Gerek yöreye yabancı rehberlere kılavuzluk yaparak ve gerekse kendi gezen turistlere yol göstererek aldığı bahşişlerle ayakta kalmaya çalışıyordu. Turumuzun rehberi kendisine akropole çıkmak için turistlerin zorlandığını, niye burada eşek tedarik edilmediğini ve kendisinin bu işi yaparak pekâlâ para kazanabileceğini öğütledi. O da “tamam, olur!” dedi. 1991 sezonunda bu sefer kendisini akropole eşekle taşımacılık hizmeti verirken buldum ve hatta bizim birkaç kişiyi yukarı çıkarmıştı. Sanırım bunu çok uzun süre yap(a)madı. 93–94 yıllarında daha çok operasyon ve ofiste uçak bileti işlerinde ağırlıklı çalıştığımdan bir daha kendisini görmek nasip olmadı. Askerden sonra da 2002 yılına kadar NATO’da çalışıp mesleğe biraz ara verince malum…  
 
Mehmet Gümüştekin; Malatya-Darende doğumlu olup 1950 yıllarında askerlik dönüşü Milas’a gelir ve burada tesadüfen Kapıkırı Köyü (eski) Muhtarı Abdullah Dönmez’le [Abbek] tanışır. Muhtar, Mehmet Gümüştekin’e köyde kır bekçiliği teklif eder. O da hiç düşünmeden kabul eder. Bu vesileyle de Kapıkırı’na yerleşir. Muhtarlık tarafından kendisine maaş bağlanır; yaklaşık 1 yıl köyün misafirhanesinde ve sonra Athena Tapınağı’nın ön tarafında bulunan bölümde, basamakların hemen karşısında kendisine küçücük tek odalı bir kulübe yapar ve yaşamını orada sürdürür. O  seneler köylüler göl kenarında bulunan yaz evlerine taşınırlar ve köy kimsesiz kalır bu 3–4 aylık zaman diliminde ve köydeki mal, mülk ve evlerin korunması için köy bekçiliği görevi de verilir. Artık Mehmet Gümüştekin hem Kapıkırı’nın hem köyünü hem kırını ve aynı zamanda da Athena Tapınağı’nı korumaktadır.
 
1955 yılında Bafa’da oturan Pembe (nüfusta Bembe) ya da bilinen lakabıyla Pempe ile görücü usulü ve imam nikâhlı evlenir. Pembe; saf, temiz kalpli ve herkese her şeye kolayca kanan biri olduğundan köyde herkesin sevgilisi aynı zamanda… Mehmet Gümüştekin’in 1960 yıllarında memleketi Malatya-Dadende’den akrabaları gelir. Mehmet Gümüştekin’i geri götürmek isterler fakat o burada eşiyle yaşamını sürdürmek istediğini belirtir. Ne kadar uğraştılarsa da o çok sevdiği Kapıkırı’sı, Athena’sı ve Pembe’sinden ayıramazlar. Herkesle dost, işini ciddiyetle yapan ve çok dürüst biri olarak tanındığından köylüler de onun gitmesini istemezler aslında.
 
1970lerde eşi Pembe vefat eder ve Mehmet Gümüştekin artık yalnızdır. Kimsesizliğini sahipsiz köpek ve kedilerle paylaştı yıllarca ve zamanla hayvanları çoğalır. Gün gelir kendisi aç kalır ama hayvanları asla aç kalmaz. Köy bekçiliği 15–20 yıl sürer. Sonrasında devlet tarafından tarihi koruma adına bekçi atanınca muhtarlık da Mehmet Gümüştekin’in bekçiliğine son verir. Fakat o Athena Tapınağı’ndan ayrılmaz; zaten gidecek başka bir yeri de yoktur; gönüllü bekçiliğe devam eder. Kutsal Alan’da zeytin ve çağla-badem ağaçları yetiştirir.
 
Bazı akşamlarda yalnızlığını paylaştığı bir küçük şişe şarabı mahzun kimsesizliğine ortak eder. Köylülerin yardımıyla yaşamını büyük ölçüde idame ettirir. Yaşamının son bir yılını felçli, yatalak geçirir. Kendisine komşusu sahip çıkar; bakımını üstlenir. Şubat 2001 yılında vefat eder. Kapıkırı köy mezarlığına defnedilir. Mezarını yine komşusu yaptırır. Ondan geriye zeytin, çağla ve melengiç ağaçları hatıra kalır.
 
Geçmişi ve akrabaları ile ilgili hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Özellikle Kapıkırı’dan önceki yaşamı gizem doludur. Tapınak çevresinde yetiştirdiği ağaçları, gezginlerin not defterinde kalan onunla ilgili yazılar ve burayı ziyaret edip de kendisiyle karşılaşmış turistler… Bir de konu komşu: bunların dışında hemen hiçbir kaynak ‘bir dönemin tarih bekçisi’ unvanlı Mehmet Gümüştekin’i ve Latmos-Herakleia’sı’ndaki Athena’nın bu kendi halindeki son sakinini hatırlamayacak ve bahsetmeyecekti. Çelimsiz, sıska ve kara-kuru bu adamın unutulmasına benim gönlüm razı olmadı çünkü ne kadar önemsiz olursa olsun bu küçük adamın koskoca bir yüreği vardı ve bence bu meziyeti onu unutulmaz yapmaya yeterdi; onu anlatmama değerdi.
 
Ne zaman Athena Tapınağı’na girsem başında fesi, gözünde kara gözlükleri ve önünde içi deniz kabuğu dolu kesesiyle onu görürüm kırık masanın başında öylece gelenlere dikkatlice bakar vaziyette. Sen rahat uyu, Mehmet Gümüştekin; ya da nam-ı değer ‘Bekçi’ Mehmet (Amca); bana verdiğin o küçük ama bir o kadar da kocaman deniz kabuğunu hala saklıyorum eski çantamda…
 

Mekânın Cennet Olsun!



26 Mayıs 2009  19:06:50 - Okuma: (850)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik